Türkiye'de din eğitimini kim vermeli? (2)

MAKALEYİ DİNLE

Devam ediyoruz...

İlk sorumuzdan başlayalım:

Laiklik ilkesine rağmen Türkiye’de din eğitiminin devlet tarafından verilmesinin anayasal güvence altına alınmasının en önemli nedeni kanaatimce dini eğitimin "merkeze" çekilmek istenmesidir.

Bundan neyi kastediyoruz?

İlk önce din eğitiminin "bana göre"nin keyfiliğinden çıkarılması isteğini kastediyoruz. Bu isteğin en önemli tezahürlerinden biri Atatürk'ün Kur'ân-ı Kerîm'in Türkçe meali ve tefsiri ile Sahih-i Buhârî tercüme ve şerhini yaptırmasıdır.

Zira bu iki çalışma öncelikle halkın dinin temel kaynaklarına "aracısız" biçimde ulaşabilmesini  sağlamak açısından önemlidir.

Ve Türkiye'de din eğitimi ve Atatürk ile ilgili tüm tartışmalara rağmen bugün din alanında hala referans kaynak olarak verilmeleri, yapılan işin "niteliğini" ilmi güvenilirlik bağlamında ortaya koyması bakımından bir başka önemli gerçektir.

İkinci olarak din eğitimi verecek kişi ve kurumların belli bir standardı taşıması gerekliliğinin öngörülmesini kastediyoruz. Bu standardın sağlanması için din eğitimi ve öğretimi yapılan kurumlar açılmış, bu kurumlar "denetlenebilir" ilmi ilkeler çerçevesinde faaliyet göstermek üzere teşkilatlandırılmaya çalışılmıştır.

Bu kurumların başında ise Diyanet İşleri Başkanlığı ve İlahiyat Fakültelerinin geldiğini söyleyebiliriz.

Bir kısmınızın "zaten eleştirilerin kaynağında da bu kurumlar yok mu?" dediğini duyar gibiyim.

Ya da "bu kurumlarda verilen eğitimin niteliğinin problemli olduğu" şeklinde eleştiri getirdiğinizi...

Ve sormak isterim:

Bütün eksikliklerine rağmen bugün IŞİD gibi örgütlerin ve radikal eğilimlerin bu topraklardan "doğmamasının" altında bu kurumlardaki eğitimin "niteliğinin" önemli rolü olduğu inkar edilebilir mi?

Bu noktada temel bir eleştiriye de temas etmek isterim: İddia sahipleri tarafından çoğu zaman açıkça belirtilmemesine rağmen bu kurumlara getiren eleştirilerin başında "devletin adamı"nı yetiştirdikleri yargısı gelmektedir.

Öncelikle sormak isterim: Kendi temellerini sarsacak nesilleri yetiştirmeye kapı açan bir devlet günümüzde veya tarihte mevcut mudur?

Olmadığına göre aslında esas karşı çıkılan husus "bu" devletin adam yetiştirmesi diye düşünüyorum.

Peki, bunca eksiğine rağmen neden hala Ortadoğu'daki birçok ülkeye "model" olarak Türkiye gösteriliyor?

Ya da neden İslam'ın en iyi yaşandığı yerlerden biri olarak ilk akla gelen ülkelerden biri Türkiye oluyor?

Üstelik "devletin kendi" adamını yetiştirmesine eleştiri getirenler tarafından da bu "model"in  Ortadoğu'daki birçok ülkeye tavsiye edildiğini görmüyor muyuz?

Üçüncü olarak çok uzun geçmişe sahip bir tartışma konusu olan "akıl ve vahiy" ilişkisinin çatışmaya değil uyuma dayalı bir ilişki olduğunun verilen din eğitimi ile anlatılmasını kastediyoruz.  Zira Türkiye'deki ilk din öğretimi programının amaçlarına bakıldığında, "hurafelerden arındırılmış bir din anlayışının" ve "dinin çalışmaya mani olmadığının" vurgulanması istenmektedir.

Dini anlama ve algılama bakımından hakikaten önemli bir nokta.

Zira bugün İslam alemine bakıldığında "üretmekle" ilgili yaşanan temel problemin altında bu iki unsurun etken olduğunu görmüyor muyuz?

Bu noktadan bakıldığında daha ilk programda bu ilkelerin konulması bir hata mıdır?

Dine "karşı" bir tutum alış mıdır?

Devam edeceğiz...

Bu vesile ile, başta sevgili annem olmak üzere, haklarını ödemenin imkansız olduğu annelerimizin anneler gününü en kalbi duygularımla kutlarım.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Banu Gürer - Mesaj Gönder


kutuyu işaretleyip tamama basın

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Kocaelispor'un yeterince desteklendiğini düşünüyor musunuz?

YÜKLENİYOR