Karlı bir günün sabahından

MAKALEYİ DİNLE

Çocuklar gibi…
Sabah karla uyanacağımı düşleyerek girdim yatağa.
Nasıl bir sabaha uyanacağım?
Gözümü açtığımda, lapa lapa kar yağışı mı göreceğim?
Yoksa yine hayal kırıklığı mı?
İtiraf edeyim…
Her geçen yıl kara özlemim artıyor.
Zorluk, sıkıntı, kıtlık da olsa, çocukluğumun kışını özlüyorum.
Isparta’nın Yalvaç ilçesinde geçen kış günlerini…
Kasım ortasında yağan kar, mart sonuna kadar kalkmazdı.
Tipi şeklinde yağar, bizim oranın tabiriyle, girmediği “kovuk” bırakmazdı.
Rüzgârın uğuldaması, bazen imdat çığlığını, bazen ise gamlı bir türküyü andırırdı.
Susmak bilmezdi …
Geceleri uyuyamazdık…
Çoğu kez yorganı başımıza çekmek zorunda kalırdık.
Evler sobalı…
Odun, kömür, talaş yakardık…
Kalorifer nedir bilmezdik ki mukayese edelim.
Sacdan soba…
Dökme soba…
Kuzine…
Hatırlıyorum…
Kuzinenin Yalvaç’ta kullanılmaya başlaması, büyük ses getirmişti.
Hem ısıtıyor…
Hem yemek pişiriyor…
Hem de börek…
Kuzinenin fırın kısmında patates közlemeye bayılırdık.
Gece geç saatlerde sobanın ısısı azalırdı.
Evin büyükleri sabah namazına kalktığında, sobayı tekrar yakarlardı.
Soba üstündeki çaydanlığın mır mır sesleriyle uyanırdık.
O yer sofrasının tadına doyum olmazdı.
Annemin mahalle fırınında pişirdiği ekmek…
Hamursuz…
Ailemizin üretimi peynir, yoğurt, yumurta ve pekmez…
Hafta sonları, kahvaltı menüsü farklı olurdu.
Özellikle kış aylarında…
Keşkek yenir veya bulamaç çorbası içilirdi.
Keşkek, mahalle fırınlarında pişirilirdi.
Özel çömlekler içine keşkeklik malzemeleri konur, cumartesi akşamları, en yakın mahalle fırınına götürülürdü.
Fırıncı, çömlekleri fırının içine özenle yerleştirir, fırının ağzını taş kapakla kapar, etrafını çamurla sıvardı.
Keşkekler, fırının doğal ısısında sabaha kadar pişerdi.
Sabah, fırının kapağı açılır, çömlekler sahipleri tarafından alınıp, eski çarşaflara sarılarak eve götürülürdü.
Aile fertleri, yer sofrasının etrafında, keşkeğin gelmesini heyecanla beklerdi.
Keşkek, ortaya konan büyük bir kabın içine boşaltılırdı.
Fırında 8-9 saatte pişen o keşkeğin tadına doyum olmazdı.
Yalvaç’ta çoğu aile bu geleneği hala sürdürüyor.
*******
Soğuk karlı günlerde camlarda desenler oluşurdu.
Genelde pencereye en yakın ağaçların desenleri camda çıkardı.
Dışarı baktığımızda, saçaklardan aşağı uzanan buz sarkıtlarını görürdük.
Bir metre, bir buçuk metre uzunluğunda…
Okula gitmekte sıkıntı çekerdik…
Babalarımızın, ağabeylerimizin, ellerinde kürek,yol açarak bizleri okula götürdüklerini iyi hatırlarım.
Lastik çizmeler veya mes-lastik içinde ayaklarımız buz tutardı.
Bir de ellerimiz…
Ellerimizin üstünde derin çatlaklar oluşurdu.
Akşam eve dönünce, ellerimizi sıcak suya bastırır,sonra kremlerdik.
Saatlerce sızlardı…
Son yıllarda…
Yalvaç’ta da eski kışlar yokmuş.
Bazı yıllar kar bile düşmez olmuş.
******
Yıllar geçti…
İzmit’te de kış görmez olduk.
Kar desen, yıllardır doğru dürüst kar yağmıyor.
Bu defa,”Bir hafta kar yağışı var” diyorlar.
Haydi bakalım!
Dün bu satırlar yazılırken kar yağışı devam ediyordu.
Lapa lapa değildi ama ne yapalım idare edeceğiz.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Kocaelispor'un yeterince desteklendiğini düşünüyor musunuz?

YÜKLENİYOR