“Son ekmeğini” yedi ve gitti

MAKALEYİ DİNLE

Kim mi O?
Neşet Ertaş…
Türkü Baba…
Bozkırın Tezenesi…
Bir Kırşehir Abdal’ı…
Sarı Saltuk’un, Baba İshak’ın günümüzdeki temsilcisi…
Bağlama sihirbazı…
Anadolu’nun içli sesi…
Bir “tevazu efendisi”…
Çağımızın Dadaloğlusu, Köroğlusu, Pir Sultanı…
O bir “garip bülbül”…
Garip geldi, garip gitti.
0’nu hep dinledik de…
“Öğretileri” ne hiç kulak vermedik.
Hep kulak arkası ettik…
İşimize gelmedi.
********
Neşet Ertaş, Folklor Edebiyat Dergisi Yayın Yönetmeni Metin Turan’ın ifadesiyle, “kendi pınarından beslenen, kendi göletini oluşturan ve kendi denizine akan bir geleneğin sürdürücüsü” idi.
Babası Muharrem Ertaş’tan aldığı “ruhla” beslenmişti.
Kendine özgü, özel ve ayırt edici bir yaşam biçimi vardı.
Abartıdan, şatafattan uzaktı.
Kırıldı, ama kırmadı…
Örselendi, ama örselemedi…
Bektaşi Kültürü ile beslendi.
“Bütün cümle yaratığa” sevgi ve saygı duydu.
Dilinden, gönlünden düşürmediği “yar aşkı” ve “hak aşkı” idi.
İnsanı, hep “kutsallık” mertebesinde tuttu.
“Arayan mevlasın bulurmuş derler/ Arayıp kendini bulmakta insan” diyerek, bu felsefesini ne güzel anlatır.
*******
Neşet Ertaş kendini “eşitlik fikri”ne atamıştı.
Sosyalist filan değildi, ama yaşamı sosyalizm felsefesinin ta kendisiydi.
Kibirlenenlerden tiksinirdi.
Böbürlenenlere ders verirdi.
Ayrımcılık yapanlardan uzaklaşırdı.
Ona göre…
Gerçek zenginlik, “gönül zenginliği”…
Gerçek yoksulluk ise, “gönül yoksulluğu” idi.
Yaşamı yoksullukla, gurbet ve ayrılıklarla doluydu.
Yaşam biçimi, O’nu pişirmiş, Neşet Ertaş yapmıştı.
Yaşam felsefesini, “Dünya cennettir insana, eşit olsun sana bana” sözleriyle özetlemek mümkün.
Öylesine “eşitlikçi” idi ki…
“Devlet sanatçısı” yapılmak istendiğinde karşı çıkmış, dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in teklifini reddetmişti.
“Hepimiz bu devletin sanatçısıyız, ayrıca bir devlet sanatçısı sıfatı bana ayrımcılık geliyor” demişti.
Ve devam etmişti:”Halkın sanatçısı olarak kalırsam, benim için büyük mutluluk olur bu!”
“Efendim” siz başlayan tek cümle kurmazdı.
Elini öpmeye kalkanların, elini öperdi…
Delikanlılık duruşunu, “Delikanlı” başlıklı o türküsünde ne güzel anlatmıştı.
“Tepeden bakarak konuşma boşa
Dengesiz sevgiler gider mi hoşa
Engin ol, aslanın gönlünü okşa
Eğer yaralıysa sar delikanlı…”
*******
Neşet Ertaş, “erdemli” yaşadı.
Kaderi saz çalmaktı, kaderinin hakkını fazlasıyla verdi.
Babadan gelen bir erdem…
Babadan kalan bir kaderdi bu.
Babası, ustası Muharrem Ertaş’ı şöyle tarif ederdi:
“Babam hiçbir türküsüne sahip çıkmamıştır. Halk adına söylemiştir. Yani hiçbir şeye bu benim dememiştir babam…”
Bakın, şu sözleri, Neşet Ertaş’ın nasıl erdemli bir sanatçı olduğunu ortaya koyuyor:
“Namerde muhtaç olmayacak ve ömrünü tamamlayacak şekilde bir ekmek parası lazım. Bunun fazlası, fazladır. İnsan, tam ömre göre ölçmeli onu. Bugün son ekmeğini yiyip ölmeli, artan bir şey kalmamalı. Eğer ben öldüğümde bir çuval unum kalmışsa, ben suç işledim demektir…”
Ve “Büyük Usta”…
“Garip Bülbül”…
Son ekmeğini yedi ve gitti.
Sağlığında yapamadık.
Hiç olmazsa bundan sonra…
Hem türkülerini dinleyelim…
Hem de “öğretilerine” kulak verelim.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Kocaelispor'un yeterince desteklendiğini düşünüyor musunuz?

YÜKLENİYOR