Yastayız- Kriz Kapıda- OHAL’de başkanlık sistemi

MAKALEYİ DİNLE

Hafta sonu “her derde deva olacak sistem değişikliğinin” esasları belli oldu.  AKP ile MHP yöneticilerinin (R. Tayyip Erdoğan ile Devlet Bahçeli’nin demek daha doğru olabilir) anlaştığı Anayasa değişikliği mutabakat metninin yazımı bitti.

Bu metin AKP milletvekilleri tarafından -okunmadan imzalanarak- anayasa değişiklik teklifi olarak TBMM Başkanlığına sunuldu.

Bu değişiklik gerçekleşirse parlamenter sistem sona erdirilecek ve yerine Türkiye’ye özgü Başkanlık (Cumhurbaşkanlığı) modeli ikame edilecek.

Yeni sistemde Binali Yıldırım işgal ettiği Başbakanlık makamı sistem dışı kalacağından “son Başbakan” sıfatını alacak. Devlet Bahçeli de partisini sistem dışına çıkaran bu değişiklikten sonra muhtemelen “son MHP Genel Başkanı” unvanını alacaklar.

Binali Yıldırım ve Devlet Bahçeli işgal ettikleri makamları sistem dışına atan uzlaşmadan nedense son derece mutlu görünüyorlar.

 

KUVVETLER BİRLİĞİ VEYA TEK ADAM YÖNETİMİ

Anayasa değişikliğinin sosyal medyada çok iyi özetleyen yorumlar yapıldı. En iyilerinden biri şu idi:

“Bir Cumhurbaşkanı seçiyorsun, geride kalan her şeyi Cumhurbaşkanı seçiyor.” 

Gerçekten teklif kabul edilirse, “Başbakanlık kalkacak, yürütme organı tek başına Cumhurbaşkanı olacak.

Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve partisinin Genel Başkanlığı görev ve yetkileri aynı kişide olacak.

Yasama gücünün yarısını Cumhurbaşkanı tek başına, diğer yarısını kendi seçtirdiği parti disiplini ile şahsına bağlı milletvekilleri aracılığıyla kullanacak.

Yüksek yargı ve HSYK üyelerinin yarısını kendi, diğer yarısını Meclis’te kendine bağlı milletvekilleri aracılığıyla seçecek. Böylece kuvvetler ayrılığı fiilen de, hukuken de sona erecek, kuvvetler birliği tesis edilecek.

Yasama, yürütme ve yargı gücü Cumhurbaşkanında olacak.

Gerçekten teklif edilen sistemde Başbakan yok, denge yok, denetleme imkânsız, sadece tek yetkili Cumhurbaşkanı var.

“Kuvvetler birliğinin” olduğu yerde “demokrasi” olmazmış, ne gam. “Hukuki durumu fiili duruma uydurmuş” olacağız ya.

Bundan sonra başka fiili durumlar yaratılırsa, makam fiilen babadan oğula veya damada geçerse hukuki duruma uydurma ihtiyacı bile kalmayabilir.

Sadece rejimin adını değiştirmek yeterli olur.

Böylece her derdimizi çözecek sihirli formülü bulmuş olduk. “Artık ne ekonomik kriz, ne dış politikadaki çıkmaz sokak, ne terör saldırıları gündemimizde olmayacak.”

“Başkanlık/ Cumhurbaşkanlığı gelecek bütün dertler bitecek.”

Bu saçma önermeye inanan milyonlarca insan olması çok acı.

Dönüşü olmayan yolun önündeki tek engel Meclis’teki 40 MHP milletvekili, o da olmazsa milletin feraseti.

 

YİNE TERÖR SALDIRISI, YİNE YAS

Cumartesi günü PKK’nın Dolmabahçe’deki Beşiktaş Stadı dışında yaptığı peş peşe iki bombalı saldırıda 30’u polis, 38 şehit ve 155 yaralımız var. Acımız büyük, milletçe yastayız.

Ancak terörle mücadelenin kısa vadeli mucizevi çözümlerinin olmadığını artık öğrenmiş olmalıyız. Hele hele sınırımızın hemen bitişiğinde bölgenin yapısının yeniden tasarlandığı, bu tasarıma bütün büyük devletlerin ve bölgesel güçlerin karıştığı bir ortamda böyle kolay çözümler bulunamaz.

OHAL şartlarında bile bu kolay değil.

Önce sihirli formül aradılar. “Çözüm süreci” gibi örgütü besleyen büyüten hatalar yaptılar. Bölgede egemenliği PKK’ya devrettiler. Görüldü ki bunlar terör örgütünü güçlendirdi. Ancak Haziran 2015’den sonra devlet terörle mücadelede kararlı hale geldi. Bölgede devlet çetin mücadelelerden sonra yeniden hâkim oldu.

PKK ile mücadelenin istikrarla devam etmesi ve (FETÖ mücadelesinde olduğu gibi) PKK’nın finans kaynaklarının da kesilmesi halinde başarı gelecektir.

“Sihirli formül” yasama, yürütme ve yargı güçlerini bir kişinin üzerinde toplanması da değildir. Kurumların ve kuralların yaşatılması ve herkesin görevini yapmasıdır.

O zaman Türkiye büyük devlet olur ve meselelerini büyümeden çözebilir.

 

EKONOMİDE DE SİHİRLİ FORMÜL

Türkiye’de dolar kurunun ani yükselmeleri genellikle bir ekonomik kriz olarak algılanır. Sadece kur olsa neyse ama daha da kötüsü ekonomimiz 2016 yılı 3. Çeyrekte yüzde 1,8 küçüldü.

Ekim ayından bu yana Türk Lirasının hızlı değer kaybı ve dolar kurunun 3,00 TL’den, 3,60 TL’ye yaklaşmasını hükümet yetkilileri dışarıdan yapılan ekonomik saldırılara bağladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP vatandaşlara “dolarları bozdurun, altın veya TL alın” çağrısı yaptı. Vatandaşın dolar bozdurması için özendirici bir dizi kampanyalar düzenlendi. Dolar bozdurma bir ekonomik kurtuluş savaşı olarak tanımlandı.

Ekonomik Koordinasyon Kurulu ve TC Merkez Bankası tedbirlerini açıkladı. USD kuru önce 3,37’ye kadar düştü. Sonra tekrar yükselişe geçerek 3,50’yi geçti.

Vatandaşın “kahramanca” dolar bozdurma mücadelesinin rakamlara yansıması ise şaşırtıcı sonuçlar verdi. Merkez Bankası 25 Kasımdan 2 Aralık haftası istatistiklerine göre meğer Dolar bozduranların bir kısmı kâr realizasyonu sonucu yeniden Dolar almış. Daha büyük kısmı ise Dolar bozdurup Euro satın almış. Sonuçta gerçek ve tüzel kişilerin mevduat bankaları ile katılım bankalarındaki döviz varlığı azalmamış, artmış.

 

Dolar kuru henüz durulmadı. Ama bu seviyede kalsa bile yılbaşına göre TL’nin değer kaybı yüzde 20 mertebesinde.

Eğer bu artış Türk Ekonomisinin “iç taleple değil, dış taleple büyüme modeline geçme” fırsatı olabilirse ne ala.

Ama üretimimizin yapısı hammadde ve ara malı ithalatına bağımlı. 1 dolarlık üretim için 0,80 dolarlık ithalat yapmak zorundayız. Kurun artması sadece vatandaş olarak fakirleşmemize ve borçlarımızın artmasına yol açıyor. Ayrıca ihracatımızın içinde yüksek teknolojili üretimin payı çok düşük. Bu yapıyı değiştirmek zorundayız.

Yapısal değişim öyle kısa vadede yapılabilecek ve neticesini hemen verebilecek bir şey değil. O halde bizi yönetenlere sihirli formül lazım.

 

Eğitim kalitemizin bir ölçüsü olan PİSA testlerinde OECD ülkeleri arasında sondan ikinci olduk. Okul binaları yapmakla, 4+4+4 sihirli formülü ile, İmam Hatipleri çoğaltmakla eğitim kalitesi düzelmiyor.

Eğitimi ve insan kalitesini düzeltmenin kısa vadeli sihirli formülü olmadığı gibi, kalitesiz insan gücü, kalitesiz yönetim ile ekonomik mucizeler de mümkün değil.

“Vatandaşın Dolar satışı” gibi sihirli formüller de netice vermeyecektir. İsterseniz konuyu uzmanından, Ege Cansen’den öğrenelim:

“Türkiye'de dolar daha doğrusu döviz fiyatının “sürekli artışının” sebebi, cari işlemler açığıdır. Bu dip dalgadır.

Kısa vadeli aşırı inişçıkışların sebebi ise sınır aşan” sermaye hareketleridir. Bunun etkisini, yurt içinde birbirimize döviz satarak, temelli ortadan kaldıramayız. Çünkü bu döviz bozdurmalar, ne ülkenin döviz varlıklarını artırır ne de dış borcu azaltır. Sadece sahip değişir.

Döviz bozdurmak vatanseverlik ise şu sıralarda satılan dövizleri almak vatan sevmezlik mi?”

“Döviz satın, altın alın tavsiyesinin faydası olur mu?” sorusunun cevabını da Merkez Bankası E. Başkanı Durmuş Yılmaz veriyor:  

“Dövizinizi satıp altına yatırdığınızda bunun ekonomiye hiçbir faydası olmaz. Çünkü altınla dolar yer değiştiriyor. Zaten altını biz dolarla satın alıyoruz, dışarıdan ithal ediyoruz.”

Sihirli formül zamanında yapısal reformları yapmak, verimi artırmak, kaynakları inşaattan yüksek teknolojili üretime kaydırmak; kurumları yaşatmak ve görevlerini serbestçe yapmalarına fırsat vermekten ibarettir.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Ruhittin Sönmez - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Kocaelispor'un yeterince desteklendiğini düşünüyor musunuz?

YÜKLENİYOR