Suç var, suçlu var, gereğini yapan yok!

MAKALEYİ DİNLE

*”Çözüm sürecinde çok ciddi silah stokladılar…”-Recep Tayyip ERDOĞAN

*”Ellerinden silahı hiç düşürmediler. Her şeyden haberimiz vardı.” Bülent ARINÇ

*”Çözüm sürecinde eşkıya dağdan şehre indi.” Burhan KUZU

*”Örgütün faaliyetlerine göz yumuldu.” Ahmet TAŞGETİREN

*”Çözüm sürecinde devletin göz yummasıyla örgüt sığınak yaptı.” Yasin AKAY-AKP Siirt Milletvekili

Benzer pek çok “itiraf” bulabilirsiniz.

Bunlar, sıradan itiraflar değil.

Suçun itirafı…

Ortada “suç” var.

Vatanımızı parçalamak için birileri silah stoklamış.

Kim stoklamış?

PKK terör örgütü üyeleri…

Silah stoklanmasına kim göz yummuş?

Mevcut iktidar…

Bu bir suçlama değil!

Ülkemizi yönetenlerin kendi itirafları…

Eeee, sonuç?

Suç, var…

Stoklayan da, stoklayana göz yuman da suçlu…

Bir tek şey yok, gereğini yapan!

Bundan şu anlam çıkıyor:

Ülkemizde zavallıların işledikleri suçlar, suç kabul ediliyor…

Muktedirlerin işledikleri suçlar, kesinlikle suç kabul edilmiyor.

Böyle bir ülkede yaşıyoruz.

 

Bunlar da hep yeni duyuyorlar, yeni fark ediyorlar…

Fıkrayı biliyorsunuz…

Hıristiуanlığı уeni öğrenmeуe baȿlaуan bir Amerikalı sabah uуanır uуanmaz soluğu Yahudi arkadaȿının уanında almıȿ, görür görmez de ensesine tokadı patlatmıȿ…

Tokadı уiуen “Dur уa, ne уapıуorsun, manуak mısın?” demeden baȿlamıȿ bağırmaуa:

“Bu tokat az bile, İsa ’уa az çile çektirmediniz.”

Yahudi gülmüȿ, “Yahu” demiȿ, “o iki bin уıl önceуdi.”

“İуi de…” demiȿ Amerikalı, “ben уeni duуdum…”

AKP’yi yönetenler, hemen hemen her felaketten sonra “yeni duydum, yeni fark ettim” saflığına yatınca, bu fıkra aklıma geliyor, gülüyorum.

En son gülüşüm, Erdoğan’ın PKK için söylediği “Barış sürecinde silah stoklamışlar” sözüne oldu.

Cümle âlem, artan terör olayları üzerine kendisine yüklenince, “Barış süresince silah stoklamışlar” deyiverdi.

Tıpkı “İsa fıkrası” ndaki gibi…

Yeni duydum…

Yeni fark ettim…

 

Yeni bir “Çanakkale ruhu” na ihtiyacımız var

Sevgili okurlarım, anlaşılan işimiz kolay değil!

İhmaller, aymazlıklar, hainlikler silsilesi; ülkemizi “zor bir dönem”in eşiğine getirdi.

Önümüzdeki zorluklar, öyle “basit önlemler” le halledilecek gibi görünmüyor.

 Uzun sürecek…

Sabır gerektirecek…

Çok çalışacağız…

Fedakârlık yapacağız…

Birbirimize kenetlenip “bu zor günleri” geçeceğiz.

Bedelse, bedel!

Hepimiz buna hazırlıklı olmalıyız.

Yeni bir “var olma” heyecanı!

Yeni bir “Çanakkale ruhu”!

 

***

 

Yaşanmış bir hikâye…

Çok anlatılır, ama tam yeri.

“1915 yılı…

Çanakkale Savaşı’nın en kanlı günleri…

Vefa Lisesi öğretmenlerinden Ahmet Rıfkı Bey, sınıfa girip öğrencilerine selam verir, ama onlar bu selamı karşılıksız bırakırlar. Hoca şaşkın “Hayırdır çocuklar” der.

Arka sıralardan bir çocuk ayağa kalkar ve “Hocam, mahallede eli ayağı tutan herkes Çanakkale-’de. Bizim yaşımız tutmuyor diye göndermiyorlar. Siz ise hâlâ buradasınız. Vatan elden giderse aldığımız eğitim ne işe yarar” diye sorar.

Çok üzülen hoca, hemen bir dilekçe bırakıp okuldan ayrılır ve Çanakkale yoluna düşmek üzere hazırlıklara başlar. Ancak Şehzadebaşı’nda birlikte oturduğu annesi yaşlı ve hastadır. Ona baka-cak kimsesi de yoktur.

Ahmet Rıfkı Bey, mahalle bakkalı Selahattin Adil Efendi’ye gider ve cebinde getirdiği “üç otuz para” olarak ifade edilen tüm birikimini uzatır:

“Selahattin Amca, Allah’ın izniyle vatanın böğrüne saplanan hançeri çıkarmaya gidiyorum” der. “Bütün param budur. Senden ricam; anamı iaşesiz bırakmamandır. Biriken borcumu döndüğüm-de öderim…”

Helalleşirler, ayrılır.

 

***

 

Mayıs’ta gittiği Çanakkale’de çeşitli cephelerde savaştıktan sonra, aralık ayında şehit olduğu habe-ri gelir. Annesi Ayşe Hanım dayanıklı bir kadındır.

Gözü yaşlı dua ettiği günlerin birinde, bakkala olan borcunu hatırlar. Hemen gider;

“Selahattin Efendi, biliyorsun oğlum Çanakkale’de şehit düştü” der. “Şehitlik künyesi ve üzerin-den çıkanlar, bir ikramiye ile bana ulaştırıldı. Bizim şu veresiye defterini çıkar da helalleşelim. 7 aydır beş kuruş ödemedik. Evladım borçlu yatmasın…”

Selahattin Efendi “Senin okuman yoktur, bir yakınını gönder, biz onunla hesaplaşırız, teyze” cevabını verir.

Ayşe Hanım yanına komşunun kızı Gülşah’ı alarak tekrar veresiye defterini görmeye gider.

Bakkal Selahattin Adil Efendi titreyen elleriyle defteri açar ve komşu kıza okutur. Kız okudukça gözleri dolar ve kendini tutamayıp hıçkırıklarla ağlamaya başlar.

Zira Ahmet Rıfkı’nın hesabı kırmızı kalemle çizilmiş ve sayfaya boydan boya şöyle yazılmıştır:

“Bu hesap Ahmet Rıfkı’nın helal kanıyla ödenmiştir, vesselam…”

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Kocaelispor'un yeterince desteklendiğini düşünüyor musunuz?

YÜKLENİYOR