Miraç hâlâ mümkün mü?

MAKALEYİ DİNLE

 

"Bir gece, kendisine bazı ayetlerimizi gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) Mescid-i Haram'dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya götüren Allah eksikliklerden münezzehtir. O, gerçekten işitendir, görendir." (İsra, 1)

Hz. Peygamber’in (S.A.V.) Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya götürülmesine, nam-ı diğer Miraç hadisesine işaret eden yukarıdaki ayet-i kerimeyi sanırım birçoğunuz bilirsiniz.

Ve yine bilirsiniz ki önemli bir mucizedir.

Peki, bu ayet-i kerime, Müslümanlar için sadece bir mucizenin ifadesi midir?

Bu mucizenin nasıl gerçekleştiğine dair tartışmaları bir tarafa bırakırsak Müslümanlar için mucizeden ziyade anlamları olan bir hadisedir.

Çünkü bizler için aynı boyutta olmasa da söz konusu olacak ve hatta olması gereken bir hale işaret eder.

Nasıl mı?

Mümin kişinin miracı olan namazı bir düşünelim:

Namaz öncelikle Cenab-ı Hak (C.C.)’ın huzuruna çıkış için maddi ve manevi bir hazırlık içerir.

Maddi hazırlık abdest başta olmak üzere bedenin ve kıyafetlerin temizlenmesidir.

Öyle bir temizlik ki bunu yaparken de “kim için” hazırlık yapıldığını unutmamak yani “niyet” gereklidir.

Şuurla yapılan maddi temizliğin arkasından huzura çıkmak üzere hazır bulunuş yani yine “niyet”le Mevla’nın (C.C.) huzuruna varırsınız.

Niyet ederek huzura çıkmak aynı zamanda Mevla’dan  (C.C.) sizi uzak tutacak her şeyi geride bırakmak, en azından buna azmetmek demektir.

Kalbinizi ve zihninizi, dolayısıyla dilinizi sadece O’nunla (C.C.) doldurmak demektir.

Ve tabir-i caizse sohbet başlar.

Ve siz bu sohbette sadece zikreder, hamdeder, tesbih eder, salavat getirirsiniz.

Boş söze asla yer yoktur.  

Rüku ile O’na (C.C.) olan hürmetinizi şekillendirirsiniz.

Bu tazimin ardından gelen secde ile benliğinizi bir tarafa bırakarak artık tamamen O’na (C.C) ait olduğunuzu, O’nun (C.C.) yüceliğinin üstünde bir güç tanımadığınızı ilan edersiniz.

İşte o an da O’na (C.C.) en yakın olduğunuz andır (Alak, 19; Müslim).

Zira artık nefsiniz, kibrinizin kıskacından çıkmışsınızdır.

Hevanızı tanrı edinmekten uzaklaşmışsınızdır.

Ve sadece bir tek İlah’ın (C.C.) yüceliğine boyun eğmişsinizdir.

Böyle bir anda vakıf olacağınız “ayetleri” bir düşünün…

Bu nedenle, teşbihte hata olmayacağından hareketle belirtmek gerekir ki miraç aslında mümin için bitmiş bir hadise değildir.

Yani Allah’a (C.C.) yakın olabilmek manasında…

Tabii eğer namaz, tabir-i caizse, böylesi bir muhabbetle kılınabiliyorsa…

Şimdi sormak isterim: Her gün bu şekilde “miraca” giden insanların Allah’tan (C.C.) başkasına boyun eğmesi mümkün olabilir mi?

Allah’ın (C.C.) sevgisini kaybetmekten korkmaması ve O’nun (C.C.) rızasını göz göre çiğnemesi mümkün olabilir mi?

Belki de birçoğumuz bunu sağlayamadığımız için sadece yukarıdaki ayet-i kerimeyi sadece “mucize” olarak yad ediyoruz…

Ve namaz çoğumuz için sadece “borç ödemekten” ibaret oluyor, hayatımıza yön veremiyor…

O nedenle “namaz kılan insan bu kötülükleri yapar mı?” sözünü duymak da ne acıdır ki artık bizi şaşırtmıyor…

Kandilimizin aydınlanarak bu hataların farkına varmamıza ve “miracımıza” vesile olması niyazıyla hayırlı kandiller…

 

 

 

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Banu Gürer - Mesaj Gönder


kutuyu işaretleyip tamama basın

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Kocaelispor'un yeterince desteklendiğini düşünüyor musunuz?

YÜKLENİYOR