İtaat ve Sorgulama

MAKALEYİ DİNLE


Hz. Peygamber'in (S.A.V.) ve diğer peygamberlerin birer beşer olduğu Kur'an-ı Kerim'de altı çok çizilen bir husustur.
Peki, neden?
Pek çok neden söylenebilir.
Ancak "Allah'tan başkasına tapınmama"nın sağlanmasını da bunların arasında özellikle vurgulamak gerekir.
"Tanrılık" izafe edemezsiniz, çünkü aynı sizin gibi insandır.
Onların temel farkı Allah (C.C.) tarafından eğitilmiş ve kontrol altında tutuluyor olmalarıdır.
O nedenle diğer insanlardan farklı olarak "günah" işlemezler.
O nedenle dinen söyledikleri ilkeler ve hususlar tartışılmaz.
Ama dinin dışındaki meselelerde söylediklerine "itiraz" hakkı söz konusudur.
Bunun anlamı nedir?
Bunun anlamı peygamberlerin dahi "Allah'tan (C.C.) gelen bilgi ve ilkeler" dışında kalan mevzularda "hata yapabilecekleri", dolayısıyla istişareden muaf olmadıklarıdır.
Bunu bizzat Hz. Peygamber (S.A.V.) vurgulamış ve dine ait olmayan hususlardaki "rey ve kanaatlerinin" sorgulanabileceğini belirtmiştir.
Kur'an-ı Kerim'de de bu minvalde istişare etmesi emredilmiştir (Al-i İmran, 159).
Yani Allah'ın (C.C.) denetiminde bulunan insanlar olarak peygamberler dahi "her konuda uzman" olmadıklarını kabul ve beyan etmişler, "hata paylarının" dikkate alınmasını istemişlerdir.
Dolayısıyla bir Müslüman için herhangi bir insana "körü körüne" itaat diye bir kavram söz konusu olamaz. Çünkü Allah'tan (C.C.) başka kimse "hatasız" değildir.
Tevhid inancının gereği de budur.
Hal böyle iken, son zamanlarda "biat, itaat, sadakat" gibi kavramlar altında insanlara "körü körüne, sorgulamadan" bağlanmanın, üstelik din adına, teşvik edildiğini hayretle görmeye başladık.
Daha da ileri gidip Hz. Peygamber'e (S.A.V.) dahi izafe edilemeyecek ilahi vasıfların bizler gibi birer beşer olan insanlara yakıştırılmasına da şahit olmaya başladık!
İşte bu noktada artık işin rengi değişiyor...
Zira iman meselesi başlıyor.
Bu bakış açısı "şirke" giden yolu açar ki imanın sağlıklı olmadığı yerde ne dinden ne de dindarlıktan bahsedebilirsiniz!
İnsanları bu doğrultuda yönlendirmenin üzerinize getireceği vebalin ödenmesi de mümkün değildir.
Diğer taraftan şunu açıkça ifade etmek gerekir: Siyasi görüşleri ne olursa olsun, bu ülkede "din" denildiği zaman ortak bir zeminde buluşan önemli bir kitle söz konusudur.
Ancak siyasi hedefler ve menfaatler uğruna siyasi görüşlerini dindarlıkla eş tutarak bu kitleyi bölmeye kalkarsanız, dini siyasete alet etmiş ve dinin bu ülkedeki birleştiriciliğini de yok etmiş olursunuz.
O zaman bizi bir arada ne tutacak?
Böyle bir bölünmenin vebali nasıl ödenecek?
Cenab-ı Hak yol yakınken bu büyük hatadan dönmeyi nasip eylesin...



# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Banu Gürer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Kocaelispor'un yeterince desteklendiğini düşünüyor musunuz?

YÜKLENİYOR