Bir başkadır benim memleketim

MAKALEYİ DİNLE

İzmit bölgesinde konuşlanmış bulunan Mürettep Kolordu Komutanlığı karargâhında, Karamürsel ve çevresinde bulunan 11. Yunan Melisa Tümeni’nin bölgeden sürülmesi için neler yapılabileceği tartışılıyordu. İstanbul’dan Ankara’ya nakledilmek üzere deniz yoluyla Karamürsel’e gönderilen silah ve cephanelerin önemi ve kasaba halkının gösterdiği yüksek gayretler gündeme gelmişti.

Konuşma sırasında Kolordu Kurmay Başkanı Albay Hayrullah Bey, İstanbul’dan Karamürsel’e kaçırılan 2 adet 37’lik Alman topun Yunan işgali sebebiyle kasabadan çıkarılmadığı aklına gelmişti. Toplantıda ihtiyaç duyulan bu topların akıbetini öğrenmek üzere Karamürsel’e bir müfreze gönderilmesi karar verilmişti.

Müfreze çok geçmeden, İstanbul’un Anadolu’ya açılan kapısı olan Karamürsel’e gelmiş ne yazık ki kasaba ateşe verilmiş ve terk edilmiş bir haldeydi. Yanan evlerin enkazlarından dumanlar yükseliyor, bomboş sokaklarda aç kedi ve köpekler görünüyordu. Müfreze, kasabada bir süre irtibat kurabileceği insan aramış, sonunda sahile yakın kayıkhanenin bodrumuna gizlenen yaşlı kadın ve çocuklar buluşabilmişti. Perişan kılıklı bu biçare yaşlı kadınlar ise Yunanlıların mezaliminden kaçan diğer sakinlere ayak uyduramadıklarından, ancak kayıkhanenin izbe ve karanlık bodrumlarına kendilerini, atabilmişlerdi.

Müfreze komutanı, “Kemal’in askerleri! Kemal’in askerleri!” diye sevinçle bağıran yaşlı kadınlara kasaba halkının nerede olduğunu sorunca, onlardan, halkın dağa kaçtıkları cevabını almıştı.

Müfreze komutanı, eliyle torununu sımsıkı tutan yaşlı nineye halkı nasıl bulabileceklerini sordu.

Nine;

“-Yürüyebilen yaşlılarla, kadın ve çocuklar Sarpdere’ye kaçtılar. Düşmandan sakladığımız 2 top var. Bak oğlum, o domuzlar çok fazla uzaklaşmamışlardır buralardan. Yetişip çevirin o topları üzerine; verin mermiyi, verin mermiyi… Küçük torunum size yol göstersin. Bizimkilerin olduğu yere götürsün sizi. Toplar da orada.”

Yaşlı kadının torunu olan, kız çocuğu, müfrezenin önüne düşmüş, parça parça olan kıyafetlerine aldırmadan müfrezeyi, kasaba halkının saklandığı Sarpdere’nin eteklerine ulaştırmıştı.

Karşılarında birden Türk süvarilerini gören Karamürselliler, çığlık çığlığa askerlerini bağırlarına basmışlardı. Daha önce beraberinde getirdikleri 2 adet top da dik bir yamacın en üstünde, ağaçlar arasına gizlenmiş şekilde duruyordu.

Müfreze kumandanı, koca topların o sivri yamaca nasıl çıkarıldığına akıl erdirememiş, “Bu topları oraya nasıl çıkardınız?” diyerek hayretlerini ortaya koymuştu. Kalabalıktan bilge görünüşlü yaşlı bir adam, müfreze komutanının hayretini giderecek cevabı derhal vermişti.

“-Değişik bir milletiz kumandan. İşler düzgün gidiyorsa, ertesi günü bile düşünmez, birbirimizi yeriz. İşler karışınca da birbirimize kenetlenir, olmayacak şeyleri başarırız. Bu topları da buraya işte böyle çıkardık.”

Müfreze komutanı:

“Gördük ki, Karamürsel’de sağlam bir tek ev bile kalmamış. Ne yapacaksınız?”

Karamürselli yaşlı adam:

“Bizler, o evleri parayla pulla değil, sabırla yapmıştık. Yine yaparız! Yeter ki kendi bayrağımızın altında olalım. Bunun değerini bilmeyen, dünyada hiçbir şeyin değerini bilmiyor demektir.”

O esnada vadinin tepesinde toplar, Karamürsellilerin de katkılarıyla erler tarafından indirilmişti. Bu yapılırken, Karamürselli kadın ve çocuklar alkışlarla etrafı inletiyorlardı.

            Karamürsel’in geçmişte yaşadıklarından küçük bir kısmı yazmak istedim. Bu ülkeyi, yok olmuş bir milleti nasıl yeniden var ettiğimizi anlatmak istedim. Çok kolay olmadı yeniden yapmak. Sabırla zar zor yapıldı. Yapılanı ise yıkmak çok kolay an meselesi.

Benim Rahmetli babamın babası yani büyükdedem Karamürsel’e yerleşeli 126 sene oldu. Doğduğu yer Urfa, ataları Oğuz boyu yolda gelirken Çerkezlerle karışmış yerleştikleri yerde Kürt ve Araplarla iyice karışmışlar. Hadi her şeyi ayır. Babaannem Boşnak ve Sarıkum mahallesinin “Gâço” sokağından, akrabalarının çoğu Hayriye köyünde. Annemde halis mulis Boşnak, İhsaniye köyünden. Hadi ayır ayırabildiğini. Hangi geni kimden temizlersin. Biz birbirimize kenetlenmişiz kardeş! Kimse kimseyi birbirinden ayıramaz. Bir birimize yan gözle bakmak, ayrı düşünmek bize yakışmaz. Zaten, sorun da bu değil.

Bizim aradığımız huzur, mutluluk ve birbirimizi öteki beriki diye ayırmadan, “şu bu tüü kaka demeden” bir arada severek yaşamak. Sevgi ve saygıyı öğrendiğimiz gün her şeyin düzeleceğine ben yürekten inanıyorum.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Bilgutay Bağdat - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Kocaelispor'un yeterince desteklendiğini düşünüyor musunuz?

YÜKLENİYOR