1997’den bugüne, 28 ŞUBAT hâlâ devam ediyor mu?

MAKALEYİ DİNLE

Sevgili okurlarım, bugün 28 Şubat.
Siyasi tarihimize “postmodern darbe” olarak geçen olaylarının 19’uncu yıldönümü…
Peki, 28 Şubat 1997 tarihinde neler olmuştu?
O gün yapılan MGK (Milli Güvenlik Kurulu)toplantısı sonunda açıklanan kararlar özetle nedir?
Darbe, kimlere karşı yapılmıştır? 
O günden bugüne Türkiye’de neler değişti?
Değişmeyen şeyler neler?
***
Bu yazının amacı, 28 Şubat’ta yaşananları “inciğiyle boncuğuyla” anlatmak değildir.
Ya nedir?
28 Şubat 1997 ile 28 Şubat 2016’yı, yani aradan 19 yıl geçmiş olmasına rağmen geldiğimiz noktayı, yerel ve ulusal bazda, siyasi sosyal ve ekonomik çerçevede karşılaştırmaktır.
O zaman neler olmuştu, bugün neler yaşıyoruz?
“Dün”ü kötüleyerek işbaşına gelenler, bugün neler yapıyorlar?
Bütün bunları yazacağım…
Biraz uzun olacak, sabırla okursanız sevinirim.

***
Çok özetle, 28 Şubat 1997…

Görevde, 8 Temmuz 1996 tarihinde TBMM’den güvenoyu alan, Refah Partisi ile DYP’nin kurduğu “Refahyol Hükümeti” vardır.
Rahmetli Necmettin Erbakan başbakan, Tansu Çiller başbakan yardımcısıdır.
Cumhurbaşkanlığı koltuğunda rahmetli Süleyman Demirel oturmaktadır.
Asker, ülke yönetiminde etkilidir.
Bazı olaylarla ilgili rahatsızlığını yeri geldikçe belli etmektedir.
“Laiklik-şeriat tartışması” had safhadadır.
Bu tartışma nedeniyle her gün değişik kentlerde olaylar yaşanmaktadır.
Bazı belediye başkanları, düzenledikleri etkinliklerle ve sivri konuşmalarıyla dikkat çekmektedir.
Örneğin, 30 Ocak 1997’de, Sincan Belediyesi “Kudüs Gecesi” düzenlemiş, “Cihad oyunu”nu sahneye konmuş, arkasından Belediye Başkanı tutuklanmıştır.
Bu olaydan kısa bir süre (4 Ocak) sonra da, Sincan’da askerler tank ve zırhlı araçlarla gösteri yapmıştır.
Böyle günler…
28 Şubat’ta Milli Güvenlik Konseyi toplantısı vardır.
9 saat sürmüştür.
Hava gergindir.
Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı, genelkurmay başkanıdır.
Toplantı sonunda, “laikliğin Türkiye’de demokrasi ve hukukun teminatı olduğu” sert bir dille açıklanır.
Alınan kararlar hükümete bildirilir.
Neydi o kararlar?
Özetle…
*Laiklik için yasalar uygulanmalı.
*Tarikata bağlı okullar denetlenmeli ve Milli Eğitim Bakanlığı’na devredilmeli.
*8 yıllık kesintisiz eğitime geçilmeli.
*Kuran kursları denetlenmeli.
*Tevhidi tedrisat uygulanmalı.
*Tarikatlar kapatılmalı.
*İrtica deneniyle ordudan atılanları savunan ve orduyu din düşmanıymış gibi gösteren medya kontrol altına alınmalı.
*Kıyafet kanununa riayet edilmeli.
*Kurban derileri derneklere verilmemeli.
*Atatürk aleyhindeki eylemler cezalandırılmalı.
Bunun gibi kararlar…
Sonra bir dizi gelişmeler yaşandı.
Dört ay sonra, 18 Haziran 1997’de, Necmettin Erbakan başbakanlıktan istifa etti.
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel hükümet kurma görevini Tansu Çiller’e değil, ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz’a verdi.
 Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit ve Hüsamettin Özkan’la birlikte ANASOL-D Hükümeti’ni kurdu.
Daha sonraki gelişmeleri de biliyorsunuz…
Bütün bu olaylardan yaklaşık 5 yıl sonra, 28 Şubat’ın hedefindeki gruptan, Recep Tayyip Erdoğan ve AKP çıktı.

***
28 Şubat öncesi ve sonrasında Kocaeli’de neler yaşandı?

Sevgili okurlarım, şimdi sizlere “28 Şubat” ile ilgili Kocaeli’den bir kesit sunmak istiyorum.
İlginç bir kesit!
O dönemde, yani 28 Şubat’tan önce ve sonra, kentimizde bir vali vardı.
Memduh Oğuz…
1996-1999 yılları arasında kentimizde görev yaptı.
Ne yıllardı.
Kocaeli, o tarihe kadar Memduh Oğuz gibi bir vali görmemişti.
“Su gibi” idi.
İçinde bulunduğu kaba göre şekil alırdı.
Hoş sohbetti.
Derin dini bilgisi vardı.
Saf görünürdü, ama konuşmaya başladığında herkes susardı.
ANAP döneminde vali oldu, kısa bir süre sonra da Refahyol Hükümeti kuruldu.
Memduh Bey’in halini görmeliydiniz.
Makam odası, sanırsınız ki, Refah Partisi’nin sohbet yeri.
Aralarında belediye başkanlarının da bulunduğu partililerle Umre’ye gittiğini bilirdik.
Umre dönüşünde kendisini ziyaret edenlere “Rektifiye oldum geldim” ifadesini kullanırdı.

O yıllarda “Cüppeli Ahmet” yeni yeni ünleniyordu.
Her salı günü İzmit Mehmet Ali Paşa Camii’ne vaaz vermeye gelir, yer gök inlerdi.
Cemaat, caminin etrafındaki sokaklara taşardı.
“Cüppeli Ahmet” toplanan paraları İstanbul’a çuvalla taşırdı.
“Cüppeli Ahmet”le Vali Memduh Oğuz’un ne ilişkisi var diyeceksiniz.
Vali Bey’in, “Cüppeli Ahmet”i vaazdan sonra vali konağında defalarca ağırladığı bilinirdi.
Bir gün konuyu kendisine açtığımda, “Devlet olarak, bu tip kişilerin gerçek fikirlerini öğrenmek isteriz” cevabını almıştım.
İmamlık ve vaizlik yaptığına gelince…
Refahyol Hükümeti’nde rahmetli Necati Çelik Çalışma ve Sosyal Güvenlik, Şevket Kazan ise Adalet Bakanı idi.
Vali Bey, Çelik ve Kazan’ın Kocaeli günlerinde, parti programı olsa dahi, yanlarından ayrılmazdı.
Namaz vakitlerinde birlikte camiye girer, imamın yerine geçer, imamlık yaparak cemaate namaz kıldırırdı.
Bir defasında Doğantepe Köyü’nde vaaz bile vermişti.
Bu durum, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne kadar aksetmişti.
Derken, 28 Şubat oldu.
Refahyol gitti, yerine Mesut Yılmaz’ın başbakanlığında ANAP-DSP-DTP koalisyonu kuruldu.
Vali Memduh Oğuz, anında çark etti.
Refah Partililer’i tanımaz oldu.
Milletvekili ve belediye başkanlarına kapısını kapattı.
Daha düne kadar, önlerine geçip imamlık yaptığı Necati Çelik ve Şevket Kazan’la ilişkisini kesti.
Telefonlarına bile çıkmadı.
28 Şubat’a kadar yemeklerde içki içmiyordu, 28 Şubat’tan sonra viski içmeye başladı.
23 Nisan Bayramı akşamı Venüs Restaurant’ta kutlama yemeği düzenledi.
Hiç böyle bir uygulama olmadığı halde...
Yekta Güngör Özden gibi ne kadar Atatürkçü görüşün sembolü olmuş kişi varsa yemekteydi.
Askeri ve sivil protokol tam tekmil!
İstanbul’dan ses sanatçıları geldi.
Yılmaz Morgül isimli sanatçıyı hatırlıyorum.
İlk şarkısını söyledikten sonra kısa bir konuşma yaptı.
Vali Memduh Oğuz’u yıllardır tanıdığını, kendisine Atatürk sevgisini Memduh Bey’in aşıladığını, ilk Atatürk rozetini O’nun taktığını, anlattı da anlattı.
Orada olsaydınız, Vali Memduh Oğuz’un Atatürkçülüğü ile ilgili duyduğunuz sözler karşısında gözleriniz yaşarırdı.
Her neyse…
Vali Bey, 28 Şubat’tan sonra, kendisinin Refah Partisi çizgisinde olmadığını anlatabilmek için çok çırpındı.
1999’da, depremden kısa bir süre sonra Kırklareli’ne atandı, oradan da merkeze alındı.
Uzun yıllar merkezde kaldıktan sonra, “Cemaat kontenjanı”ndan Isparta Valiliği’ne atandı.
Artık dönem, 28 Şubat sonrası dönem değildi.
Gömleğini değiştirdi, “AKP-Cemaat ortak imajı”nı taşıyan gömlek giydi.
Konuşmalarına, “Bana ilahi mesaj geldi” diyerek başlar oldu.
Tam kendine göre bir ortam bulmuştu.
2014 yerel seçimlerinde AKP’den Isparta Belediye Başkanlığı için aday adaylığı başvurusu yaptı, ancak aday gösterilmedi.
Şimdi emekli…
***
Size, olağanüstü dönemlerin devlet bürokratlarını ne hale getirdiğini anlatmaya çalıştım.
“Bugün”, “dün”den farklı mı?
Değil…
Yazımın ilerleyen bölümünde “bugün”e de değineceğim.

***
28 Şubat, yaşandı bitti mi?

Sevgili okurlarım, size hatırlatmaya çalıştığım yukarıdaki olaylardan buyana 19 yıl geçti.
Türkiye’de ne değişti?
İzleri silindi, 28 Şubat kaybolup gitti mi?
Yoksa hâlâ devam mı ediyor?
Peşinen söyleyeyim, devam ediyor…
Sadece aktörler değişti, zihniyet ve uygulama yöntemi aynı.
Ülkemiz, yıllar sonra yine benzer bir süreç yaşıyor.
Bazı örnekler vereyim…
BASININ BASKI ALTINA ALINMASI…
28 Şubat’ta medya üzerinde baskı vardı. Gazete ve televizyonlar, Ankara merkezli brifinglerle yönlendiriliyordu. Gazetelerin manşetlerinde, tek kalemden çıkmış haberler yer alırdı. “Üst düzey bir komutan…” diye başlayan haberlerle siyaset ve siviller baskı altına alınırdı.
Şimdi…
Şimdi medyanın durumu 28 Şubat 1997’den daha kötü.
Medyanın büyük kesimi, iktidar ve iktidara yakın işadamları tarafından ele geçirildi.
Ele geçirilemeyenler de baskı ve kontrol altında.
Muhalif gazeteci ve yazarlar, çalıştıkları gazete ve televizyonlardan anında atılıyor.
“Alo Fatih” gibi basın literatürüne yeni giren uygulamalarla basına talimatlar veriliyor.
Muhalefet, artık medyada sesini duyuramaz hale geldi.
Bugün, hükümeti eleştirdikleri için talimatla işlerinden atılan ve yine hükümeti eleştirdikleri için cezaevinde yatan gazetecilerin sayısı yüzlerle ifade ediliyor.
 

NEFRET VE AYRIMCILIK DİLİ…
28 Şubat 1997’de, toplumun bir kesimine karşı “nefret ve ayrımcılık dili” kullanılıyordu, bu davranış bu kesimi çok rahatsız ediyordu…
Bugün AKP iktidarı, “nefret ve ayrımcılık dili”ni daha yaygın ve etkin kullanıyor. 
AKP’li olmayanlara, AKP’li gibi düşünmeyenlere, elerlinden gelse yaşam hakkı vermeyecekler.
İftira, hakaret, fişleme, tasfiye… Ellerinden ne geliyorsa yapıyorlar.
Gezi olaylarında olduğu gibi, istenmeyen etkinliklere katılanlara “Çapulcu” deyip çıkıyorlar.

CEMAATLERE BASKI…
28 Şubat 1997’de tarikat ve cemaatler hedef alınmıştı…
Bugün de tarikat ve cemaatler hedefte.  
19 yıl önce; Kuran kurslarına, tarikat ve cemaatlere bağlı yurt, vakıf ve okullara sıkı denetim getirilmişti, tarikat ve cemaatlere bağlı on binlerce kişi fişlenmişti. Bugün de iktidar, işine gelmeyen cemaat ve tarikatlara baskı yapıyor. Daha da ileri, onları terör örgütleriyle eşdeğerde tutuyor.
Okullarını kapatmaya kalkıyor.
 

FİŞLEME YÖNTEMİ…

28 Şubat 1997’de, değişik mesleklerden pek çok kişi fişlenmişti.

Bugün de fişleme yöntemi devam ediyor.

Hem de eskisinden kat kat fazla!
Sürgün edilen ve açığa alınan emniyet görevlilerinin sayısını bilen yok.
 

GAZETE KUPÜRLERİNDEN DAVA…
28 Şubat 1997’de gazete kupürleri delil gösterilerek dava açılıyordu, bugün dava açmalarda aynı yöntem eskisinden daha fazla kullanılıyor.
 

BANKA VE ŞİRKETLER ÜZERİNE BASKI…
28 Şubat 1997’de bazı şirketler “yeşil sermaye” olarak nitelendirilerek hedef haline getiriliyordu, bugün de iktidar, sözünü dinlemeyen banka ve şirket sahiplerine baskı yapıyor.
El koyuyor, kendi adamlarını kayyum olarak atıyor, vergi cezası gönderiyor… 

***
Söylemek istediğim şu…

Aradan 19 yıl geçti, ama “28 Şubat zihniyeti” tarihe gömülmedi.
Türkiye, bu süreci atlatamadı.
Sadece aktörler değişti.
28 Şubat 1997’de “askeri vesayet” vardı, şimdi “sivil vesayet” var.
Eskisinden daha hiddetli ve şiddetli!
Üst düzey bürokrasi mi?
Değişen bir şey yok.
O zaman “Memduh Oğuzlar” vardı, şimdi de Türkiye çapında yeni “Memduh Oğuzlar” var.
Sıkıntı burada.
Ülke olarak bütün vesayetleri yok ederek bir normalleşebilsek, düzlüğe çıkacağız.
***
Sevgili okurlarım, pazar gününe göre ciddi bir yazı oldu, ama ne yapalım…
Bugün 28 Şubat, yakalamışken geçmişle bugünü bir karşılaştırayım dedim.
İyi pazarlar!

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder


kutuyu işaretleyip tamama basın

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

alperen - 28 şubat bir ihtilaldi sonuçta bu ülkeden 60 ihtilalinde olduğu gibi bankalar boşaltıldı irtica tehlikesiyle beraber paralarda gitti her 28 şubatta hırsızlar sevinir

Yanıtla . 0Beğen 27 Şubat 17:41
Anket Kocaelispor'un yeterince desteklendiğini düşünüyor musunuz?

YÜKLENİYOR