İbrahim Tatlıses ve Tatlıses’in “Has delikanlısı”

MAKALEYİ DİNLE

Türkiye, geçen hafta son derece önemli “sosyolojik” bir olay yaşadı.
Ülkemizi tanımak isteyen yabancılar, bu olayı iyi incelesinler, başka araştırma yapmalarına gerek yok.
Olayı biliyorsunuz…
İbrahim Tatlıses, geçen hafta bugün, İstanbul’da TV programı çıkışında, kafasından silahla vuruldu ve ağır yaralandı.
Üzücü bir olaydı.
Tatlıses, tanınmış ve sevilen bir sanatçıydı, bu nedenle toplumdaki etkisi büyük oldu.
Ben de kendisine acil şifalar diliyorum.

Kurşunlanmadan sonra yaşananları hatırlayın!
Türkiye’de yer yerinden oynadı.
Gündem değişti.
Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Erdoğan, bakanlar, İstanbul Valisi, Emniyet Müdürü, işi gücü bırakıp, Tatlıses’in vurulmasını “çok önemli olay” statüsünde değerlendirdiler.
Eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, bizzat hastaneye gelip, geçmiş olsun dileklerini ilettiler.
Başbakan Erdoğan, böylesine kötü bir olayı “seçim rantı” na dönüştürmeye kalktı.
İbrahim Tatlıses’in, iki kişi arasında kalması gereken mesajını, Rusya’ya giderken havaalanında açıklayıverdi.
“Sayın başbakanım, partinize aday olayım ya da olmayayım, önemli değil. Ben ve etrafımdaki dostlarım, sizin delikanlı tavrınızı seviyoruz. Böyle bir başbakanımız hiç olmamıştı. Başarılarınız daim olsun. Saygılarımla, İbrahim TATLISES”
Şu hale bakın!
Tatlıses “can”, Erdoğan ise “mal” yani “oy” derdinde.
Neymiş?
İbrahim Tatlıses’in AKP’den aday adayı olması söz konusuymuş.
Başka neymiş?
Recep Tayyip Bey, delikanlıymış.
Bu kadarına da pes doğrusu!
Başbakan bu mesajı medya mensuplarına okurken “Bakın bizim partiden aday olmayı düşünüyormuş,… Bana delikanlı demiş” diyerek seçim rantı elde etmeye çalışıyor.
İyi de…
“Paye veren” kim?
“Paye alan” kim?
Başbakan’a “delikanlılık” payesi veren İbrahim Tatlıses’in yaşamındaki satırbaşları şöyle:
1981’de İzmir fuarında polise hakaretten tutuklandı.
1990’da kokain operasyonunda gözaltına alındı. 1994’te beraat etti.
1990’da Şehmuz İlgin’le kaset yüzünden anlaşmazlık yaşadı, Etiler’deki villası kundaklandı.
1990’da Maksim Gazinosu’nda ayağından vuruldu.
1991’de Urfa’dan bağımsız aday oldu. Seçim kampanyasına havaya 5 el ateş ederek başladı.
1995’te Hasan Heybetli’nin sünnet düğününde “meskun mahalde ateş açmaktan” gözaltına alındı.
1996’da Urfa’da Ahmet Toptan’la tartıştı, yeğeni Fevzi Tatlı’ya öldürttü.
1998’de arabasını kurşunlayan Hasan Bora’nın adamı A. Uçmak’ı kurşunlattı.
1998’de eski menajeri Hasan Bora’nın müzik şirketi, oğlu Ahmet Tatlı ve arkadaşları tarafından basıldı.
2000’de iki ruhsatsız tabanca nedeniyle gözaltına alındı.
2000’de pilot Nusret Ertürk’ü tehditten ifade verdi.
2002’de Derya Tuna bacağından vuruldu.
2003’te Asena bacağından vuruldu.
2003’te Sauna Çetesi üyeliğinden 18 yıl hapis isteğiyle yargılandı.
Bunlar kayıtlara girenler.
Kayıtlara girmeyen, daha kim bilir neler var?
İşte böyle birisi cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar ve asil Türk medyası tarafından “kahraman” ilan edildi.
Bu neyi gösterir?
Bu, Türkiye’de hukuğun değil, aşiret ilişkilerinin önemli olduğunu gösterir.
Suçlarının ne olduğunu bilmeden yüzlerce gazeteci, bilim adamı ve subay tutukluyken, devlet yönetiminin “sicili iyi olmayan” İbrahim Tatlıses’e gösterdiği ilgi, Türkiye’nin nasıl bir zihniyet tarafından yönetildiğini net olarak ortaya koyuyor.
İbrahim Tatlıses vuruldu diye, neredeyse ulusal yas ilan edeceklerdi.
Devleti yönetenlerin bu davranışları, toplumun değer yargılarını allak bullak ediyor.
Adı sürekli suça karışan insanların, en üst düzeyde itibar görmesi, özellikle genç nesillere kötü örnek oluyor.
Başbakan Erdoğan’a “delikanlılık payesi” veren Tatlıses’in durumu bu.
“Delikanlılık” payesi alan Recep Tayyip Bey’in “delikanlılığına” gelince…
“Delikanlılık”, biliyorsunuz hoş bir özellik.
Bana sorarsanız, Erdoğan’ın özellikleri “delikanlılık”la pek bağdaşmıyor.
Çünkü:
Delikanlı adam, şehitlere “kelle” demez.
Delikanlı adam, derdini anlatan çiftçiye, “Artistik yapma lan! Ananı da al git” demez.
Delikanlı adam, onlarca şehit verilirken, “Askerlik yan gelip yatma yeridir” demez.
Delikanlı adam, rakiplerini komplo kasetlerini ikide bir dile getirmez.
Tatlıses, herhalde, Davos’ta “van minut” çekmeyi, “delikanlılık” sanıyor.
Veya…
Salına salına futbolcu yürüyüşünü “delikanlılık” olarak kabul ediyor.
İbrahim Tatlıses’le birlikte olan kadınların, hastane koridorlarında birbirlerine “orospu” diye bağırmalarını, yer yokluğundan köşeme alamıyorum.

Geçmişle ilgili bütün olaylar bilindiği halde, Tatlıses’in “milli kahraman” ilan edilecek noktaya getirilmesi, neyle ifade edilebilir, bir söyleyin!
İyi pazarlar!

Raif KANDEMİR
Temel ve bekaret kemeri

TEMEL, 70 yaşındaki karısını, İstanbul’daki çocuklarının yanına gönderirken, bekaret kemeri takmış.
Ertesi gün, kemerin anahtarını gösterdiği arkadaşı, dayanamayıp
“-Temel sen kafayi mu yedun, 70 yaşındaki kadına bekaret kemeri takılır mı?” diye sorduğunda, Temel sırıtarak cevaplamış:
“-Ula uşağum, benum amacim başka. Döndüğünde diyeceğum ona ki “Anahtaru kaybettum!”

Evin reisi
Adamin biri kitapçıya gider ve tezgahtara:
“Evin reisi erkektir adlı kitap var mı?.” diye sorar.
Tezgahtar cevap verir:
“Maalesef beyefendi masal kitabi satmıyoruz.”

Emekli fıkrası
İki Emekli ihtiyar parkta güvercinlere yem atıyorlardı.
Birinci ihtiyar:
“-Su güvercinlere ne zaman yem atsam, siyasetçileri hatırlıyorum...” dedi.
Diğer ihtiyar
“-Neden...?” diye sorunca ekledi:
“-Yerde dolaşırken elimizden yiyorlar, havalanınca kafamıza sıçıyorlar... şerefsizler....!”

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder


kutuyu işaretleyip tamama basın

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Kocaelispor'un yeterince desteklendiğini düşünüyor musunuz?

YÜKLENİYOR