Hicret ,Hicret nedir?

MAKALEYİ DİNLE


Zannediyorum pek çoğunuzun aklına gelen ilk şey Hz. Peygamberimiz’in (S.A.V.) ve sahabenin Mekke’den Medine’ye gerçekleştirdiği göç olacaktır.
Haklısınız.
Ancak hicret sadece fiziki bir yer değiştirmeden ibaret midir?
Öncelikle şunu ifade edelim, bir yerden bir yere göç etmek, sadece fiziki anlamda dahi, kolay bir hadise değildir.
Zira göç ettiğinizde o vakte kadar sizi şekillendiren pek çok şeyden de ayrılmak durumunda kalırsınız.
Malınızdan hatıralarınıza kadar maddi manevi pek çok varlığınızdan vazgeçmektir hicret.
Bunun yanında yapılacak yolculuk da kişi için türlü sıkıntılara gebe olabilir.
İşte bu zorluklara rağmen Allah (C.C.) rızası için yurtlarını bırakmayı göze alanlar, yani muhacirler, “Allah (C.C.) rızasını” gözeterek göğüs gerdikleri zorluklara binaen Kur’an’da büyük bir övgüye ve müjdeye mazhar olmuşlardır: “Şüphesiz ki iman edenlere, Allah yolunda hicret edip, cihad edenlere gelince, işte onlar, Allah'ın rahmetini umarlar. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.” (Bakara, 218)
Ancak hicret sadece fiziki bir göçü ifade etmez.
İnsanın insanlığa yakışmayacak durum ve ortamlardan kalben uzaklaşması da bir hicrettir.
Hatta Hz. Peygamber’e (S.A.V.) emredilen hicretin ilki budur diyebiliriz: “Onların söylediklerine sabret ve onlardan güzelce ayrıl". (Müzemmil, 10)
Fakat hicretin gerçekleştirmekte en çok zorlandığımız türü de bu olsa gerek.
Aksi halde gündemimizde olmaması gereken pek çok konuyu tartışmamızın anlamı nedir?
Bir Müslümanın en çok “uzak durması” gereken şeylerden biri “kul hakkı” ise, dedikodudan iftiraya, kamu hakkından bireysel hak ve hukukun çiğnenmesine kadar birçok meselenin gerçekleşmesi ve bunların dilimizde mevzu olması “kalben” ne kadar hicret yapabildiğimizin göstergesi değil mi?
Hicret dediğimiz vakit bir “kaçıştan” bahsetmiyoruz.
Hicret kendinizi olması gerektiği gibi ifade edebilmek adına bir uzaklaşmadır.
Bir anlamda girdabın içinde kaybolmadan ayakta durabilmektir.
Girdabın gücüne direnebilmektir.
Bunun neticesinde kendinizi belki yeniden inşa etmektir.
İşte bu nedenle Hz. Peygamber (S.A.V.) “Fitne zamanında ibadet, tıpkı bana hicret gibidir” (Müslim) buyurarak, kargaşanın içinde kendini kaybetmemenin önemli bir yolunu bize göstermektedir.
Zira kargaşa akl-ı selimin kaybına yol açar ve artık bu noktadan sonra girdabın içinde boğulmak kaçınılmaz olur.
Sadece bireysel olarak da değil, aynı zamanda toplum olarak boğulma riski söz konusudur.
Cenab-ı Hak bu kutlu hicreti hepimize nasip eylesin ki basiretimizi muhafaza edelim…





# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Banu Gürer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Kocaelispor'un yeterince desteklendiğini düşünüyor musunuz?

YÜKLENİYOR