Mavi Yengeç

MAKALEYİ DİNLE

Ağustos ayının sıcak bir gününün sonunda, güneş usul usul uzaklaşırken, Bodrum-Gümüşlük limanına bir tekne yanaştı.

“Tekne” dediysem, küçük bir şey değil, kocaman bir yat.

Yüksek sesli konuşmalar, şuh kahkahalar içinde üç güzel kadın ve kocaman göbekli, sırtı kıllarla kaplı bir adam indiler.

Adamın ağzındaki kocaman purodan gelen vanilya kokusu sahile yansımaya başladı.

Tavşan Adası’nın tam karşısındaki bir balık lokantasına geçtiler. Bir süre yer beğenemedi hanımlar! Biri; “Buraya oturalım, buraya” diyordu. Öteki; “Şu köşenin ambiyansı daha güzel, bak masanın üstünde fener de var” dedi. Üçüncüsü; “Kocacığım sen seç, sn seçmesini bilirsin!” dedikten sonra bir kahkaha attı!

Gözleri şiş, şiş göbekli adam denize sıfır masalardan birine yöneldi ve “burada oturalım” dedi. Öteki iki kadın, karnı tok uslu ev kedileri gibi iliştiler masaya. Yüzleri biraz asıktı! Ama iki dakika sonra yine gülüşler ve uzun kahkahalar yükselmeye başladı masada.

Masaya iki garson birden koştu. Güler yüzlerle “hoş geldiniz  filan bey” dediler.  İtibarı yüksek bir adam olduğu anlaşılıyordu. Komiler soğuk suları taşıdılar masaya.

“Ne içeceksiniz?” diye sordu garsonlardan biri. Hanımlardan biri; “Ben aperitif olarak bir duble viski alacağım şekerim” dedi. İkincisi; “Ben cin-tonik istiyorum. Ama önce bardağı buz gibi soğutun, sonra yeşil mandalina da koyun” dedi. Üçüncüsü; “Viskiye ben de katılırım” dedi. İtibarlı adam; “Ben rakıdan başka içki tanımam, bir büyükle başlayalım. Mezelerden de ne varsa getirin” dedi.

Garson; “Efendim, kalamar, tereyağında karides güveç, mavi yengeç de yapalım mı?” dedi. Yine hanımlardan biri atıldı; “Kalamarı, karidesi anladık da Mavi Yengeç de ne oluyor? Yengecin mavisi mi olur a canım” dedi. Garson, nezaketle; “Bu yörenin özel ve meşhur bir yengecidir hanımefendi, canlısını getireyim bir görün” dedi ve mutfağa yöneldi.

Masada Mavi Yengeç üzerine bir “kültürel tartışma!” başladı. Sonra, içi su dolu bir leğen içinde Mavi Yengeç geldi. “Aaaa, inanmıyorum, ay vallahi doğruymuş kız, ömrü hayatımda ilk görüyorum, epey de kocamanmış kız” diye şaşkınlıklarını dışa  vurdular.

“Tamam” dedi adam, “hazırlayın.”

Sofra çiçek bahçesi gibi donatıldı. Yediler, içtiler, güldüler, güldürdüler, arada bir açık saçık fıkralar hatta özel yaşamlarından renkli örnekler anlattılar.

Sonunda hesap geldi. Adam, tek tek inceledi, yanındaki kültürlü hanımefendilerden biri de kontrolünü yaptı. Adam, garsonu çağırdı ve azarlar gibi sordu; “Oğlum bu ne? Mavi Yengeç’e 30 lira yazmışsın? Otuz liralık nesi vardı bu mezenin?

Garson, büyük bir sabır ve nezaketle yanıtladı; “Efendim, biz bu yengeci tanesi 7 liradan alıyoruz. Ustamız bu yengeci haşlıyor. Sonra, özenle kabuğunu kırıp etlerini çıkarıyor. Sonra, özel bir sosla terbiye ediyor. Tabağa koyuyor, biz de servis yapıyoruz.  İşin içinde en önemlisi de “emek ve ustalıktır.” Bu nedenle bu mezenin değeri de budur. Midesi içki ile dolu, gözleri kaymış adam, cebinden bir deste para çıkarıyor ve yanındaki hanıma; “Öde hesabı” diyor!

Adam, üç hanımın desteğinde kalkıyor ve yatına doğru yalpalaya yalpalaya yürüyor.

Şef garson ardından, yanındaki diğer garsona şunları söylüyordu; “Buraya Kadastro memuru olarak geldi. 20 yıl önce çulsuzdu, şimdi şu adama bak. İktidar partisinin milletvekilleriyle birlikte yürüdüler! Allah yürü ya kulum dedi.”

Öteki garson belli belirsiz mırıldandı; “Bize neden Yürü Ya Kulum” demiyor?

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Mustafa Küpçü - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Kocaelispor'un yeterince desteklendiğini düşünüyor musunuz?

YÜKLENİYOR