Kış hikayeleri

MAKALEYİ DİNLE

Günlerdir ara vermeden kar yağıyor, yerdekiler de erimedi, Kartepe de iki metrenin üzerinde kar var. Karın verdiği sıkıntılara rağmen bence bu bir mutluluk ve bereket alameti. Zira damla damla toprağı besleyen ve katmanların altına inen kar suları pınarları, kaynakları besleyecek, kuraklık önlenecek, toprak üstündeki zararlılar ve onların bıraktıkları bir daha dirilemeyecek. Sonra karlar erimeye başladığında dereler ve ırmaklar gür akacak, en başta Sapanca gölü dolup taşacak. Artan sular Çark deresi aracılığı ile Sakarya Nehrine, oradan da Karadeniz'e ulaşacak. Yuvacık Barajı da payına düşeni alacak, bu yaz su sorunu yaşanmayacak.

Böyle kışlar harp yıllarında olurdu. O yılları Maşukiye'de yaşadık. Yazdan mısır, buğday hazırlanır, ambarda depolanır. Geniş aileli evimizde büyük küplerde nişasta yapılır, bir küp hamsi veya palamut lakerdası hazırlanır, bir küpte turşu kurulurdu. Genelde fasulye ve yeşil domates tursusu tercih edilirdi. Karadenizliler fasulye turşusunu soğan ile kavurup yerler. Buna turşu tavalaması denir. Ayrıca tarhana, erişte ve kuskus yapılır, ipe dizilerek taze fasulye kurutulur. Dikeni içinde kestane, kabuğu soyulmamış taze mısır ve ceviz saklanır. Elmalar yığın halinde bir ağacın altında bekletilirdi. Kış gelince mısır haşlanır, kestane suda kaynatılır, ıhlamurda devamlı ocağın başında hazır bulundurulur. Ancak o yıllarda şeker bulunamadığı için kuru üzüm, bal, pekmez bu amaçla kullanılırdı. Yerli elmalar satılamadığı için bo bol pekmez kaynatılırdı. Kış geceleri kadınlar toplanır kimi örgü örer, kimi yünden iplik yapar, eğer o yıl tütün ekildi ise kurutulan tütünler demet haline getirilirdi. Kadınlara annem korkunç masallar anlatır, bazen de Peygamberler Tarihi adlı kitaptan pasajlar okurdu. Dört erkek kardeşten biri babam olmak üzere üçü askerde idi, Hadımköy civarında düşmanın sınıra gelmesini bekleniyorlardı. Harp nedeniyle de dört yıl askerlik yaptılar. Bizi bu harp belasından kurtaranlara minnet borçluyuz. Gençler ise köyde Kafkas örf ve adedi hakim olduğundan zaman zaman kız-erkek bir evde toplanır, eğlenirlerdi. Abhaz lisanında tasamara denen bu adetler artık kalmadı.

Sabahları evden kürekle yol açarak çıkılır ve damlardaki buz insanlara zarar vermeden sarkıtları kırılır ve kar-kış var diye okullar tatil edilmezdi. Koltuğumuzda birkaç odun ve bezden yapılmış heybe şeklindeki torbamızda kitap ve defterlerimizle okulun yolunu tutardık. Şimdi aklımın bir türlü ermediği olay şuydu. Okula varınca çarıklarımızı, lastiklerimizi, varsa ayakkabılarımızı girişteki ayakkabı odasına bırakır, sınıflara yalınayak, olanlar ise çorapları ile girerdi. Nasıl hasta almazdık, nasıl dayanırdık onu hatırlayamıyorum.

Kışın akranım amcamın oğlu ile bütün işimiz kuş avlayabilmekti.  Küçük yaşlarda iken karı temizler oraya yiyecek koyardık. Bir eleğin ucunu sopa ile kaldırır, o sopayı da sicimle eve uzatır kuşları beklerdik. Serçe kuşları gelince ipi çeker ve eleğin altında kalmalarını sağlardık. Bir de kabağı ortadan bölerek aynı düzeneği yapar. Kırmızılı sarılı güzel görünüşlü kabak kuşu dediğimiz kuşları yakalamaya çalışırdık. Atkılından tuzak yapar, çalılıkların altına kurardık. Bir kere kuş yakalayabildik. Sekiz dokuz yaşlarına geldiğimizde evden gizlice av tüfeklerini alıp ava gitmeye başladık. O zamanlar böyle hazır fişekler yoktu, olsa da alacak para yoktu. Evde fişek imal etme aletleri vardı. Kullanılmış fişekler yeniden imal edilirdi. En önemli sorun fişeği ateşleyen kapsüldü. Onun yerine kibrit başından sıyırdığımız patlayıcı eczayı koyardık. Barut vardı, fazla tepmesin diye barutu az doldururduk. Sonra kurşunu eritip, ince ip şekline getirip yuvarlayarak yaptığımız saçmayı doldurur, bir bezle üstünü kapatıp işe yarar hale getirdiğimiz fişekleri kullanırdık. Bizim yaptığımız bu fişekleri beş kere çakarsınız, ancak bir kere ateş alır veya almazdı. Böylece kuşlarda uçar giderdi. Karabakal, çulluk ve üveyik peşlerinde koştuğumuz av hayvanları idi. O zamanlar avcılık mertlik ve yiğitlik anlamına geldiğinden avlanamasak ta av tüfeği ile dolaşmaktan çok hoşlanırdık.

Köyde iki hayvan vazgeçilmezdir. Biri kediler, evleri farelerden korurlar, diğeri köpekler, evdekileri ve hayvanları dış düşman ve zararlılardan korurlar.        Geceleri Kartepe'nin yamaçlarından çakal sesleri gelir, köpeklerimizde yılmadan sabaha kadar onlara cevap verirlerdi.

Yokluk vardı ama onlar güzel günlerdi. Dostluk vardı, samimiyet vardı, sevgi ve saygı vardı. Yaşlı bir kadın yoldan geçerken yol kenarında oturan veya konuşan erkekler ayağa kalkar onu saygıyla selamlardı. Bir toplantıda veya cemiyette kimse kendinden büyüğünün önüne geçmez veya ondan önde bir yere oturmazdı. Komşuların mısır ayıklamak, ayçiçeği tanelemek gibi işleri varsa imece usulü toplanılır halledilirdi. Şimdi selam bir yana otobüste yer bile vermiyorlar. Üç yıl önce Floransa'da bir otobüse bindik, bir genç eşime yer verdi. Ben teşekkür ettim ve konuşmaya başladık. Otobüs Afrikalı, Bangaldeşli yolcularla tıka basa dolu. Yer veren gence bu jestler artık kalmadı, o nedenle bizler için değer taşıyor dedim. Cevaben , 'yaşatmaya çalışıyoruz ama artık çok zor' dedi. Evet yabancılar köşeleri kapmış, kavşaklarda araç camı silenler, Milano Duomo meydanın da dilenciler, akşam açılan tezgahlar. Her şey altüst olmuş, öğrenciliğimdeki tat yok. Sebebi nüfus artmıyor, yaşlanmışlar. Bizim onlardan tek farkımız ve avantajımız genç nüfusumuz. Onun için de Suriyelileri vatandaş yapmaya ihtiyacımız yok. Birliğimiz ve dirliğimiz ilelebet yaşar inşallah.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Feridun Güray - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Kocaelispor'un yeterince desteklendiğini düşünüyor musunuz?

YÜKLENİYOR