Yazın Datça’da olmak

MAKALEYİ DİNLE

Son altı yıldır yazın Datça’da tatil yapıyorum. Ondan önceki yıllarda Kandıra Seyrek’te tatile çıkıyordum. Seyrek de benim için çok özel bir göz ağrısı. Doğası ve denizi ile harika. Ama her şeye rağmen Datça’ya tercih edilir değil. Datça gerçekten bambaşka. Ege ve Akdeniz sahillerinde henüz bozulmamış muhteşem koyları ile (yörede koylara BÜK deniliyor) insanı büyülüyor. Ancak her geçen yıl bir önceki yıla göre daha kalabalık daha çok yapılaşma görülüyor. Bu gelişmelerle “Burası da gelecekte Bodrum ve Marmaris gibi mi olacak?” sorusunu akla getiriyor. Bu benzetmeyi düşünmek bile içimi burkuyor. Datça merkezde Ilıca, Kumluk, Öğretmenevi plajları ile 5 kilometre batısında Kargı Bükü,17-20 km. batıda Hayıt Bükü ile Palamut Bükü ile tatilcileri mest ediyor. Deniz mavi ötesi lacivert renginde... Girdiğinizde çıkmak istemiyorsunuz. 37-38 derece sıcaklık bile anlaşılmıyor. Çünkü sürekli esen kuzey rüzgarı adeta doğal klima görevi yapıyor. Hele dolunay döneminde koylarda mehtabı seyretmek sizi farklı dünyalara taşıyor.
Datça’nın bu ortamı, geçen bir yılımızda oluşan gergin ve yorgun bedeninizi size gevşemiş ve sağlıklı olarak geri veriyor. Şimdi burayı sevenlerin tek korku ve endişesi Datça’da gelecekte Bodrum ve Marmaris gibi olur mu? Değerli yazar Yılmaz Özdil Hürriyet gazetesindeki köşesinde aynı endişeleri “Datçalı Hatça” yazısı ile aşağıdaki şekilde dile getiriyor.

Ben her yaz, üşenmem, yüzlerce kilometre yapar, Datça'ya bir uğrar, bakarım...
Bozulmuş mu diye.
Çünkü malum...
Bodrum'un, Marmaris'in, Kuşadası'nın, Çeşme'nin, Ayvalık'ın içine etmeyi başardık.
Bi Datça kaldı.
Tek katlı taş evleriyle...
Temiz kalpli köylüleriyle...
Henüz kazık kavramıyla tanışmamış esnafıyla...
Beş dakika sohbet etsen, suşinin aslında bir salaklık olduğunu anlayacağın diplomasız gastronomi profesörü balıkçılarıyla...
Irzına beton dikilmemiş, bakir doğasıyla...
Kedileriyle...
Bi Datça kaldı.
Onun için üzerine titrerim.
Kontrol ederim her yaz, bozulmuş mu diye.
Şirin mi şirin bir pazarı vardır Datça'nın... Oradayım.
Hemen girişte, ayağında şalvarı, saçında yemenisi... Yüzünde hayatın, ellerinde toprağın izlerini taşıyan 60-65 yaşlarında bir teyze.
Adı, Hatice.
O, Hatça diyor.
Kadınların kızların, kavurucu güneşte tiril tiril giyebileceği elbiseler satıyor.
Tanesi 10 lira.
Sokuluyorum yanına...
Anacığım nedir bu?
Buldan bezi yavrum.
Sen mi diktin bunları?
Yok... Bizim kızlar.
Okuma yazma biliyor musun anacığım?
Yok.
Son soru, size biraz garip gelebilir.
Gelmesin.
Çünkü, benim temiz kalpli, saf Datça köylüsü Hatça teyzemin sattığı ve Bizim kızlar dikti dediği Buldan bezi elbiselerin ensesinde Made in China yazıyor.
Hem, Datça'da satılacak mal kalmamış gibi Çin malı satmayı öğrenmiş benim anacığım, hem de yaşına başına bakmadan palavra atmayı... Üstelik, Bodrum'da Marmaris'te Kuşadası'nda olduğu gibi, kendi vatandaşını keriz yerine koymayı da öğrenmiş.
Seneye Datça'ya gelip, kontrol etmeme gerek kalmadı böylece.
Virüs, oraya da girmiş çünkü.
Seneye... Olmadı, öbür seneye, ne olacağı belli.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Fikret Gökmen - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Kocaelispor'un yeterince desteklendiğini düşünüyor musunuz?

YÜKLENİYOR