Özledim be o günleri

MAKALEYİ DİNLE

Çocuk iken büyümek istedik ama büyüdüğümüzde de keşke küçük kalsaydım sözünü istisnasız hepimiz kullanmışızdır.

Karamürsel sokaklarında dolaşırken bakıyorum da artık ne çocukların oyun alanları kalmış, ne de yapabilecekleri hayal edip gerçekleştirebilecekleri oyunlar, oyuncaklar kalmış. Sokaklarda çocuk kalmamış hepsi evlerinde, hepsi bir binaların içine tıkışmış kalmış.

Eskide böyle miydi? Ben Karamürsel’in Sarıkum Mahallesinde doğdum, çocukluğumun bir kısmı Sarıkum’da, bir kısmı şimdinin PTT binası eskinin Marmara Sinemasına giden yolda rahmetli Nevzat abla (Nevzat Ünlü)’ ların binasında geçti. Çocuklar sokağa dökülür oyunlardan oyun seçerler ve oynarlardı. Kavga ederlerdi, üstleri pislenirdi çamur içinde eve dönerlerdi rahmetli annem de bana çok kızardı, emin olun herkesin annesi çok kızardı. 

İşte o günleri özledim ben; saklambaç oyununu,  demirden yaptığımız çemberi, kemikten yaptığımız taktakı, uzuneşek, misket, yakar top oynadığımız bahçede bulunan erik ağacından ısırgan otlarının arasına atladığımız o günleri özledim. Bilye ve tahtalardan yaptığımız arabaları, arkasına uzun kuyruk yaptığımız uçurtmalarımızı özledim.

Bir de Sarıkum’da rahmetli Süleyman amcanın eşi Emire Teyzenin öğlenleri tüm mahallenin çocuklarına hazırladığı bol sarımsaklı yoğurtlu ve üzerine dökülmüş misss gibi kokan tereyağlı Pura (Kaçamak/ Mısırunu bulamacı)’ yı özledim. Nevista (yenge)’ nin elcağızı ile açtığı yufkadan ve saç altında pişirip hepimize yedirdiği o Boşnak böreklerini özledim. Sanmayın mahalle çocuklarını doyuranların hepsinin cebi zengin,  sadece hepsinin gönlü zengindi.

Mahalleye macuncu gelirdi, yanında bir klarnet, birde keman günün şarkılarını çalarlardı. Bütün mahalle çocukları analarımızdan aldığımız 2 kuruşlarla macuncunun nane kokan, çilek kokan, kiraz kokan ve limon kokan şeker macunlarından alırdık. Şarkıları da mahalledeki annelerimiz ablalarımız dinlerdi. Arada da annelerimiz bizim macunları elimizden alır “- bakim nasıl bir şey” diyerek çaktırmadan tadına bakarlardı. Sırtına astığı askı ucunda yoğurt dolapları ile Yoğurtçu Mustafa amca’nın sesini duyduk mu koşar anamıza seslenir bize verdikleri para ile eve yoğurt alır götürürdük. Tabi yanık yanık mis gibi tadı olan yoğurdu bitirmeden eve götürsek iyi idi.

Eşek üzerinde balık satan Pilavcı’nın kasasından Şenol’un aşırdığı balıkları Hafize ablanın bahçesinde oğlu Arif ve abiler ile pişirir bahçeden kopardığımız taze soğanla bir güzel yerdik. 

Dalyan’daki bahçeye gider sabah babam ve anamla beraber çalışır öğleden sonra rahmetli Dalyancı Remzi amcanın evinin yanındaki iskeleden ya da Kırmızı kayalılardan denize girerdik. O zamanlar can simidi falan yoktu. Amcam Pompa Yüksel’in minibüsünün yedek lastiklerinin şamrellerini aşırır onunla denize girerdik.

Ya neyi özledim biliyor musunuz? Yolları yaparken yerlere zift dökerlerdi onun kokusunu bile özledim, artık eskisi gibi yollar bozulmuyor, evet belki de bozulmaması güzel ama o zamanlarda bunların ayrı bir yeri, tadı vardı. Yeni yeni binalar yapılırdı ama şimdiki gibi beton arabaları ile değil harç karma makinesi ile betonları yaparlardı, uzun bir süre devam ederdi inşaat ve biz o inşaatın kumunda oyun oynardık. İnşaatın içerisinde çivi arar, inşaattaki fazlalık demirleri bulur ve hurdacıya satardık. O satıştan elde ettiğimiz para ile Deniz yayınlarının yada Kemalettin Tuğcu’nun çocuk kitaplarını alırdık. Bir duvarın üstüne tüner heyecanla içimizde yaşayarak okurduk. Annemiz bizi aradığında bugünkü gibi telefon edip çağırmazdı. Kapı önünde şak şak el şaklatır biz koşarak eve gelirdik. Sıkı ise gelme. Dizimiz yaralandığında, elimize çivi battığında, kavga ettiğimizde kimse bizimle ilgilenmezdi. Geçer geçer derlerdi ve gerçekten de geçerdi. Kavga ettik diye ne annemiz ne de babamız arkadaşımızın babasına gidip şikayet etmezdi. Öğretmenimiz vurduğu zaman eline sağlık bir de benim için vur derlerdi. Gidip bakanlığa kadar şikayet eden olmazdı. Ya da etkinlikle ilgilenmemiş veli son dakika çocuk zırladı diye zorla planlanmış bir etkinliği bozarak çocuğunu etkinlik içine sokan olmazdı. Ayıp sayılırdı. Şimdi ya?

Karamürsel iskelesinden yukarı çıkarken sağlı sollu asırlık çınar ağaçları olurdu. Hele yukarda Kolacı Ahmet Amca’nın (Ahmet Sözen) Coca Cola kasaları ve Aroma meyve suları kapı önünde üst üste yığılmış dururdu. Onları gördükçe canımız nasıl çekerdi ama.

 İşte ben o günleri özledim.

Dikkat ediyor musunuz anlatımda hep paylaşma var, sevgi var, insan var, saygı var, birliktelik var, komşuluk var. Yaa! Şimdi! Her şey çıkar meselesine dönmüş, her şey bir anlık heves güzel kelimeler sadece bir kaç günlük, bir kaç haftalık mutluluk uğruna söylenir olmuş.

Size garip gelecek ama eski paranın değerini özledim, önceden maaş alan bir adam ev de yapıyordu, arabada alıyordu, evini de geçindiriyordu. Şimdi ise adam kirayı zor ödüyor, bunun elektrik, su, telefon faturası da cabası. Kısacası artık hayat şartları zorlaştı ve eski günlerden gereksiz yere çok uzaklaştık. Kendimizi heba edip duruyoruz. 

Anlatırken bile, o günleri yaşadım gibi oldu. Kim özlemedi ki o günleri?

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Bilgutay Bağdat - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Kocaelispor'un yeterince desteklendiğini düşünüyor musunuz?

YÜKLENİYOR