ALLAH İLE, DİN İLE ALDATAN VE ALDANANLAR

MAKALEYİ DİNLE

Bu hafta camilerimizde okunan Cuma hutbesi şu dua ile bitti:

Bizi din ile, iman ile, Kur’an ile, Peygamber ile aldatanlardan ve aldananlardan eyleme Allah’ım!”

Camide bu duayı duyunca, rahmetli Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk’ün (bu konudaki kitabının da ismi olan) “Allah İle Aldatmak” kavramını hatırladım.

Yaşar Nuri Öztürk bu kitabında şöyle anlatıyordu: “Kur'an, ‘Allah ile aldatılmayın!’ ihtarında bulunmasına rağmen Türk halkı, dinine olan derin saygısı yüzünden Allah ile aldatılıyor. Allah ile aldatmanın rantından büyük terör örgütleri bile yararlanıyor.”

“Allah ile aldatmak; dini; çıkar, koltuk, baskı, egemenlik aracı yapan bir sanayi koludur.”

“ Bu bir Haçlı-İngiliz siyasetidir. Atatürk bu şeytanî siyaseti, ta 1920'de Müslüman dünyaya tanıttı; İngilizlerin siyasetinin 'İslam'ı İslam'la yok etme siyaseti' olduğunu ilan etti.”

Yaşar Nuri Öztürk bu beladan kurtuluş reçetesini tek cümlede özetliyordu: “Türkiye'yi Allah ile aldatma zehrinin panzehiri ancak İslam'ın gerçeği içinden çıkarılabilir.”

İşte Diyanetin görevi budur. Yani İslam’ın gerçeğini öğretmektir.

Bilindiği gibi hutbeler Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlamakta ve bütün camilerde aynı metin okutulmakta.

Anlaşılan Diyanet “Allah İle Aldatmak” kavramını birebir kullanmaktansa biraz farklı kelimelerle ifade etmeyi tercih etmiş. Fakat duada güzel bir ekleme yaparak sadece Allah ile, din ile aldatan değil, aldananlardan da olmamamız gerektiğini vurgulamış.

İşte Diyanet İşlerinin yapması gerektiği halde bugüne kadar yapmadığı temel hizmet bu idi. Yani birilerinin Allah ile aldatmasına dikkat çekerek, samimi Müslümanların aldanmamasını sağlayacak bilgi ve şuuru vermemesi idi.

 

aklını, vicdanını, iradesini teslim etmek

Mübin” yani “apaçık” olan bir Kur’an önümüzde dururken aracılara mahkum ve onlara biat ettiren bir anlayış İslami olamazdı.

Şeyh, hocaefendi, kanaat önderi veya siyasi liderine aklını, vicdanını, iradesini teslim etmek İslam’a aykırıdır.

İslam böyle olduğu halde, din adına insanlara biatı ve itaati, hem de “gassalin elindeki meyyit gibi” (ölü yıkayıcı önünde ölü gibi) teslim olmayı tavsiye edenlerin eserleri ortada.

Oysaki Eğitim sistemimiz ve Diyanet’in dinimizin akıllı insanları sorumlu tuttuğunu, Müslümanın kendi aklını ve iradesini kullanması gerektiğini öğretmesi gerekiyordu.

Dün, aldığı talimatla masum insanları hunharca öldüren ve cihat ettiğini sanan sözde Müslüman tiplerini üreten, IŞİD, El Kaide gibi örnekler vardı.

Bugün gördük ki FETÖ de, kendi vatandaşlarını öldürebilen, TBMM ve Özel Harekât, Emniyet gibi merkezlere bombalar atabilen robotlaşmış sözde Müslümanlar üretmiş.

 

BİAT KÜLTÜRÜ

Koskoca generalleri, profesörleri, yazarları, üst düzey bürokratları (zekâsından şüphe edilemeyecek seviyedeki insanları) böyle bir örgütün emir kulu haline getiren bu biat kültürüdür.

FETÖ de mensuplarını “Allah ile aldatarak” ve iradelerini örgüt lideri “hocaefendi’ye” teslim edecek şekilde itaate alıştırmış. Çok iyi yetişmiş her kademeden askerler ve bürokratlar –sorgulamadan- örgütün ihanet emirlerini yerine getirmişler.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve iktidarın da aynı şekilde aldatıldığı kendi ifadelerinden anlaşılıyor.

Erdoğan “Allah dedikleri için müsamaha gösterdik… Büyümesi dini değerleri öne çıkaran kimliği sayesinde mümkün olmuştur… Ben de bunlara yardımcı oldum. Rabbim de, milletim de bizi affetsin” diye özür diledi.

Demek ki “Allah ile aldatmak” sınırlı sayıda Müslüman görünümlü örgüt liderinin yapabileceği bir şey.

Fakat “Allah ile aldatılmak”, (okumuş, cahil, Cumhurbaşkanı, Başbakan, general, bilim adamı, hâkim, savcı, işçi, belediye başkanı, öğretmen, mühendis vs olmak fark etmiyor) hemen her kademede insanın düşebildiği bir tuzakmış.

 

DEVLETE ÇEKİDÜZEN

Herkesin aldatılmasını anlamak mümkün olsa bile Diyanet’in aldatılmış olmasını kabul edemeyiz. Oysaki “paralel yapının Diyanet İşleri Başkanlığında temsil edildiği söylentilerinin” ciddi olduğu ortaya çıktı.

Hükümet yıllarca FETÖ tarafından organize edilen “Dinler Arası Diyalog” toplantılarını destekledi. Diyanet gerekli uyarıyı yapmadı. Yine hükümetin desteği ile “Dinler Bahçesi”,   “İbrahimî Dinler”, “Semavi Dinler” kavramlarıyla dinimiz sulandırılırken Diyanet’in sesi çıkmadı. Hatta Cuma hutbelerinde “Allah indinde tek din İslam’dır”  ayeti okunmadı veya okutulmadı.

O halde Diyanet’in de kendine çekidüzen vermesi lazım. Hutbelerde “din ile aldatan ve aldatılanlara” dikkat çekilmesinin bir başlangıç olmasını diliyorum.

Diyanet gibi, üniversiteler gibi, medya gibi halka doğru bilgi verecek kurumlar çok önemli. Bağımsız bir birey olarak iradesini kullanabilen, düşünen, eleştiren vatandaşlar olmaya yönlendirebilecek kurumlarımızın gerçek görevlerini yapmasına ihtiyaç var.

Bunun yapılabilmesi için devletin kurumlarının örgüt, cemaat, tarikat ve siyasi parti etkisinden arındırılmış bir yapıya kavuşturulması gerek.

Görevlendirmelerin ve tayinlerin bu tür örgütlerin mensubiyeti sebebi ile değil, ehliyet ve liyakate göre yapıldığı bir devlet düzeni kurmak zorundayız.

Özellikle okulda, camide, kışlada ve adliyede particilik yapılmasını sona erdirmeliyiz.

 

FETÖ İÇİN ÇÖZÜM TAVSİYESİ

Şimdiden devlet içinde örgütlenen FETÖ üyesi olduğu şüphesi ile 60 bini aşan kamu görevlisi açığa alındı, işten atıldı. FETÖ’ye yardımdan iş adamları gözaltına alındı, işyerleri, gazeteler, TV’ler kapatıldı.

Bu kadar geniş tutulan yargılamaların bir çıkmaza girmesinden endişe ediyorum.

Öncelikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ifadesiyle “bu cemaatin altı ibadet, ortası ticaret, üstü ise ihanet yapısıdır” tespitini yapıyorsanız, hukuken sadece “ihanet yapısı” olan üst tabaka ile uğraşabilirsiniz.

Bir hukukçu olarak suça bulaştığına dair delil bulunanların cezalandırılabileceğini, bir kısım kamu görevlisinin, yaptıkları idari işlemler sebebiyle, idari soruşturmalarla görevden alınabileceğini biliyorum.

Ama bir hukuk devleti olması iddiasında olan ve uluslararası yükümlülükleri bulunan Türkiye’de, suça bulaştığına dair delil bulunmayanlara ceza verilemeyeceğini, görevden alınamayacağını, mal varlığına el konulamayacağını da biliyorum. Devletin izni ve kontrolü altında olan okullarda çocuklarını okutan veliler de, devletin faaliyetine izin verdiği bankalarda hesabı olan vatandaşlar da cezalandırılamaz.

Peki, bugüne kadar suça bulaştığına dair delil bulunamayan, fakat gelecekte örgütün emir ve kumandası ile ihanet edebilecek mensupları devletten nasıl temizlenecek?

Gerçekten çok önemli bir problemdir bu. Öfkeyle, sokak ağzı ile sövüp sayarak halledilebilecek bir mesele değil.

Devlet aklı ile, çok ciddi bir stratejik planla, uzun vadeli bir kısım tedbirlerle risk minimize edilebilir.

Risk oluşturan kamu görevlilerinin istihbarat birimlerince takibi, örgüt üyelerinin birbirleriyle ve merkezleri ile irtibatının koparılması öncelikli tedbir olabilir.

Fakat daha da önemlisi hâlâ bu örgütü dini bir yapılanma sanıp, örgüte gönülden bağlı insanların devlete ihanet edebilecek hale gelmesini önlemek için ne yapılacak?

İşte burada görev Diyanet’in, üniversitelerimizin, yazarlarımızın. “Allah ile aldatılmaya” karşı “İslam’ın gerçeğinin” anlatılması lazım. Öncelikle gönüller ve zihinler fethedilmeli.

Ayrıca iradesini başkasına teslim etmeyen özgür bireyler olmak ve vatandaşlık bilincini geliştirmek konusunda uzun vadeli çalışmaları zarureti var.

Kocaeli Aydınlar Ocağı Başkanı sıfatımla söylüyorum. Biz Prof. Dr. Hasan Onat gibi, Prof. Dr. Mustafa Yıldırım gibi bu konuları çok iyi anlatan ilahiyatçı hocalarımıza konferanslar verdirerek, bir STK olarak görevimizi yapmaya çalıştık, bundan sonra da aynı tarzda çalışacağız.

Kısa vadeli, tepkisel, sapla samanı karıştıran adaletsiz uygulamalar uyuyan hücreleri besler. Allah korusun, bir gün gelir “yine bunlar nereden çıktı?” deriz.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Ruhittin Sönmez - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Kocaelispor'un yeterince desteklendiğini düşünüyor musunuz?

YÜKLENİYOR