Samimiyet

MAKALEYİ DİNLE

 

 

Sevgili Peygamberimizin (S.A.V.) dünyayı teşrifi münasebetiyle düzenlenen kutlu doğum haftası için Diyanet İşleri Başkanlığı bu senenin temasını "Din Samimiyettir" şeklinde tayin etti.

Gerçekten önemli bir tema.

Zira samimiyetin olmadığı yerde ne mümin olmaktan ne de dindarlıktan bahsedilebilir.

Ve dinimiz bu konuya öyle önem verir ki samimiyetin en önemli göstergelerinden biri olarak "niyet"i, ibadetlerin olmazsa olmazı olarak ortaya koyar.

Hatta tüm fiillerimizin değerini "niyete" bağlar: "Ameller niyetlere göredir..." (Buhari)

Çünkü niyet hem zihnen hem de bedenen hazır oluşu, Cenab-ı Hak'ka (C.C.) tüm varlığımızla yönelişi ve yapılan ibadetin ve güzel davranışın ne olduğuna dair şuuru ifade etmesi bakımından samimiyetin önemli bir göstergesidir.

Böylelikle insan hem zihnen, hem kalben hem de bedenen bütünlüğünü yani kendi benliğinde "tevhidi" sağlamış olur ki işte samimiyet ilk önce bu demektir.

Dolayısıyla kişi kalbiyle, zihniyle, söylem ve hareketleriyle yani bedeniyle tutarlılık ve bütünlük arz etmelidir ki samimi olabilsin...

Zihni ayrı, kalbi ayrı, dili ayrı telden çalan insanların "münafık" olarak nitelendirilmesinin önemi de buradadır.

Yani samimiyet yoksa imandan dahi bahsetmek mümkün değildir.

Göstermelik yapılan işler, ne ibadet ne de hayır yerine geçer.

Sadece kendimizi kandırmış oluruz.

Hz. Peygamber mümini "elinden ve dilinden herkesin emin olduğu kişi" (Tırmizi) olarak tarif ederken de temelde vurguladığı budur.

Mümin "kötü sürprizlerin" insanı değildir.

İnsanlara eliyle de diliyle de zarar vermekten kaçan insandır.

Çünkü "inancı" bunu emretmektedir.

Samimiyet de inancın gereğini yerine getirmek demektir.

Nitekim Hz. Peygamber'in (S.A.V.) daha peygamberlik gelmeden önce "emin" sıfatıyla tanınmasının hikmeti de bu değil midir?

"Emin" olarak bildiğiniz kişinin yalan söylemesini, sizi kandırmasını bekler misiniz?

Savunduğu fikir ve davada "samimi olmadığını" iddia edebilir misiniz?

Hele imanını kendisine teklif edilen tüm dünya nimetlerine karşılık satmaktan şiddetle uzak duruyorsa?

Ve inancının gereğini ölüm tehdidine rağmen yerine getirmeye çalışıyorsa?

O nedenledir ki Hz. Peygamber'i (S.A.V.) tanıyıp muhalefet edenler dahi O'nun "emin" bir kişi olduğuna itiraz edememişlerdir.

Bu noktada "şehitlik" kavramının da samimiyetin karşılığı verilen bir mükafat olduğunu söyleyebiliriz.

Zira "Allah (C.C.) rızası için" verilen mücadelede ölümü göze almak, tüm varlığından "Allah (C.C.) rızası için" vazgeçebilmek, iman eden bir kişinin samimiyetinin ispatı değil de nedir?

Özellikle insan için dünyadaki varlığından vazgeçebilmenin zorluğu düşünüldüğünde...

Konu böylesi bir samimiyet olunca ve mevcut halimizi düşündüğümüzde acaba samimiyet mi yoksa iyice anlam kaymasına uğratılan "takıyye" mi öne çıkıyor?

Bir başka ifadeyle şahsiyet bütünlüğü mü yoksa şahsiyetsizlik mi?

Karar sizin...

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Banu Gürer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

03

Sümeyye - İlminize ve yüreğinize sağlık hocam, teşekkürler

Yanıtla . 0Beğen 20 Nisan 09:36
02

rahmi yaran - elinize dilinize sağlık hocam

Yanıtla . 0Beğen 20 Nisan 09:36
01

garibce - hocam, teşekkürler.

Yanıtla . 0Beğen 20 Nisan 09:36
Anket Kocaelispor'un yeterince desteklendiğini düşünüyor musunuz?

YÜKLENİYOR