Ağlardan balık değil, insan kirliliği çıkıyor!..

MAKALEYİ DİNLE

Av yasağı sona erdi ve balıkçılarımız 1 Eylül’de “Vira Bismillah” diyerek balık avına çıktılar. Karadeniz’deki olumsuz hava koşulları nedeniyle Boğaz girişi ve içinde avlanan balıkçılarımızın ağlarından inanılmaz ölçüde çöp ve çeşitli atıklar çıkmış!

“Denizi çöplük gibi görmek” ve eline ne geçerse denize atmak “hangi kültürün eseridir?”

İslam dininin temeli temizliktir.

“Ruhta ve bedende temiz olacaksın. Yaşadığın doğal çevreyi kirletmeyeceksin.”

Ama bizim insanımız pikniğe gider, tüm atıklarını ormana, piknik alanına saçar.

Denizlerde, göllerde, nehirlerde balık avlar,  o nimeti sağladığı o güzelim doğal alanları kirletir.

Marmara Denizi ve özellikle İzmit Körfezi, benim çocukluk ve ilk gençlik yıllarımda “balık üreme merkeziydi” ve yüzlerce çeşit balık vardı.  Babam ve amcam hemen her Cumartesi akşamı balığa çıkar, sepetler dolusu balıkla dönerler,  mahalle komşularına da balık dağıtılırdı. Çirozumuzu kendimiz yapardık.  Barbunya, Levrek, Uskumru, Lüfer ve Kırlangıç, doyasıya tükettiğimiz balıklardı. Hafta sonları soframızı Istakoz süslerdi.

1960 sonrası başlayan “Plansız ve denetimsiz sanayileşme” körfezimizi hızla kirletmeye başladı. Sanayicimiz, Körfez’i atık ve fosseptik  çukuru gibi gördü!

“Balık yumurtlama-üreme merkezi” olan Körfez’de balık türleri ve miktarı hızla azaldı. Bugün, İstavrit ve Mezgit’e tav oluyoruz! Onların da sağlıklı olup olmadıkları meçhul!

Bakın, yıllardır sürdürülen av yasağına rağmen, denizlerimizde her yıl tutulan balık miktarı hızla düşüyor. 2007’de; 518 bin ton, 2011 yılında; 432 bin ton, 2014 yılında; 231 bin ton balık avlanabilmiş!

Sonuç?

Balık avlamak için kelle koltukta balık avlamaya çalışan balıkçı da, balık tüketmek isteyen vatandaş-tüketici de kaybediyor!

Aslında kaybeden “İNSANLIK” dır!

Türkiye, balık ihtiyacının bir kısmını “ithalat” ile karşılıyor.

İthal Uskumru ve Somon balığı en çok tükettiğimiz balıklar oldu.

Geçen yıl 77 bin ton balık ithal edilmiş. Belli ki bu miktar giderek artacak!

 

Ya Balık Çiftlikleri?

Türkiye’de son yıllarda denizlerimizde “Balık Çiftlikleri” kuruldu. Suni yemle beslenen yavrular belirli bir gramaja gelince iç ve dış pazara sürülüyor. Ama, “doğal ortamda yetişen balık” ile çiftlik balığının lezzeti ve besin değeri aynı olmuyor! Beslendikleri suni yemin içinde neler olduğuna dair türlü rivayetler var! Örneğin; Milas-Kıyıkışlacık-Zeytinlikuyu mevkiinde deniz ortasında balık çiftlikleri var. Bu çiftliklerde yüz küsur insan çalışıyor. Bu çiftliklerin yem torbaları, çalışanların yiyip içtiklerinin atıklarını, naylon ipleri ve torbaları her gün kıyıda yüzenler topluyor! Deniz dibinde zıpkın avcılığı yapan arkadaşım; “Her yıl deniz içi net görüntü mesafesi azalıyor. Deniz, balık yemleriyle kirleniyor, zemin batak haline geliyor” diyor!

Komşumuz Yunanistan, turizmden büyük gelir sağlıyor. Ama en büyük sermayesi, denizinin temizliği. Türkiye’de balık çiftliği ortaklığı yapan Yunanlı işadamı, kendi ülkesinde balık çiftliği kuramıyor!

Ezcümle;

Denizinizi, gölünüzü, nehirlerinizi kirletirseniz, “sağlıklı beslenme kaynağı” olan balıktan yoksun kalırsınız!

Unutmayalım; Doğa, kendisine yönelik tecavüzü affetmiuor!..

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Mustafa Küpçü - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Kocaelispor'un yeterince desteklendiğini düşünüyor musunuz?

YÜKLENİYOR