Terörle yaşamak

MAKALEYİ DİNLE

Yüreklerimizin acıyla sarsıldığı bir haftanın ardından buruk bir bayram haftasına giriyoruz. Terör saldırısında ölenlere Allah’tan rahmet, kederli ailelerine başsağlığı diliyorum. Sözcüklerin, yaşanılan acıyı dindirmedeki yetersizliği aşikar.

Ne terörü kınamak, ne lanet okumak çözüm değil.

Bu konuyla ilgili Facebook’ta yaptığım paylaşımda, sükunet ve sağduyudan bahsetmiştim.

Bazı arkadaşlar dayanamıyoruz diye isyan ettiler.

‘Korkuyoruz’ dediler. Ölenlerin içinde yakınımız olsa, sükunet içinde durabilir miydik dediler.

Kim haklı diye soracak olursanız herkes kendince hakliydi.

Herkes korkuyor, herkes tedirgin, herkes öfkeli.

Terör olaylarının sıradanlaşması ise, olabileceklerin en kötüsü.

Bunca insanin olumunun ardından yarım günlük yas ilan edilmesi, havaalanındaki bazı taksicilerin fırsatçılık yapıp yüz dolar yol ücreti alması utanç verici.

Tıpkı şehit haberlerine alıştığımız gibi, teröre de alışıyoruz. Farkında mısınız, şehit haberlerini duyduğumuzda, lanet okuyup geçiyoruz.

Tepkisizleştik.

‘Yine mi bomba patladı’ diyoruz.

Şaşırmıyoruz artık.

İste anormal olan, asil korkutucu olan budur.

İnsani değerlerimiz can çekişiyor.

Bizler, devlet görevlisi, içişleri bakanı, başbakan ya da cumhurbaşkanı değiliz.

Çözümü devlet bulacaktır.

Hiçbir yetkimizin olmadığı bir alanda, kuru kuruya öfkelenmek hiçbir şeyi değiştirmez.

Ya daha çok sinirleniriz ya da o anlık öfkemizi boşaltmış oluruz.

Kalıcı çözümü yine devlet bulacaktır.

Peki, ne yapacağız?

Eğer terörü önlemede yetki alanımız yoksa, dikkatli ve sağduyulu bir insanın yapması gerekenleri yapacağız.

Atalarımız, önce tedbir sonra tevekkül demişler.

Bu nasihati çok severim.

Tedbir, bu işler çözülünceye dek dikkatli yaşamaktır.

Haksızlıklara karşı çıkmaktır.

Zorunlu olmadıkça çok kalabalık yerlerde bulunmamaktır.

Kimin nerede, ne zaman öleceğini bilen yoktur.

Bilemediğimiz ve değiştirmeye gücümüzün yetmediği bir durum için, ne kadar söylensek nafile.

Çoklu ölümlerin ardından, devlet yas ilan etmese bile, kendiliğimizden bütün ülke yas tutsaydık, gerçekten bir tepki ortaya koyar, bir tavır sergilemiş olurduk. Fırsatçılık yapan taksicileri, bağlı oldukları dernek ya da birlik her neyse afişe edip, durakla sözleşmesini feshetseydi, tekrarı mümkün olmazdı.

Oysa ne yaptık, kızdık, söylendik, ardından bayram tatili havasına girdik.

Yavaş yavaş teröre alıştırılıyoruz.

Fırsatçılığı olağan karşılıyoruz.

Bu, en büyük tehlikedir.

Biz bunu hak etmiyoruz.

Tesadüfen yaşamak, aciz durumdayken birilerinin sömürüsüne dur diyememek, hiç kimsenin kaderi değildir.

Bu sadece bilinçsiz bir toplum olduğumuzun alametidir.

Unutmayalım ki, tutum değiştirmeden, gidişatı değiştiremeyiz.

Bu formül, günlük hayatta şikayet ettiğimiz her durum için geçerlidir.

Şikayet, güçsüzlerin davranışıdır.

Gerçek güç, eylem gerektirir.

O eylemi yapmak ise irade ister.

Mesela bir ay, can güvenliğimiz yok diye hiç kimse AVM’lere gitmese ne olur? İnanın, bir aya kalmadan çok şey olur.

Hem de güzel şeyler.

Ölüm Allah’ın emri.

Ama kuldan gelince, insanın içi acıyor, orada birileri dur demeli...

Her konuda birbirimize adaletli ve saygılı davrandığımız gün, gerçek bayramımız olacaktır.

Kutlu bayramlar diliyorum, sevgiyle kalın.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Ayşe Sarızeybek - Mesaj Gönder


kutuyu işaretleyip tamama basın

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Kocaelispor'un yeterince desteklendiğini düşünüyor musunuz?

YÜKLENİYOR