Darbe girişimi sonrası doğrular ve yanlışlar

MAKALEYİ DİNLE

69 yaşındayım…

Şimdiye kadar hiç kimsenin değirmenine su taşımadım.

Hiçbir kişiye, hiçbir kuruma sırtımı dayamadım.

Aklımı hiç kimseye kiraya vermedim.

Hep özgür oldum.

Hep vicdanımın sesini dinledim.

Araştırdım, doğruların peşinden koştum, hiç kimseden ve hiçbir güçten çekinmeden yazdım, eleştirdim.

Çünkü biz gazeteciliği yağcılık ve şakşakçılık mesleği olarak bellemedik.

Doğru olan her haberi yazdık…

Doğru bildiğimiz her yorumu yaptık…

Sürekli halktan ve haklıdan yana olduk.

Bu nedenle başımız hep dik, alnımız hep açık!

                                               *******

Bütün bunları neden yazdım?

Şundan…

Ülkemiz zor günler geçiriyor, bu zor günlerde de biz “gazetecilik” yapmaya devam ediyoruz.

Kimseye yağ çekecek, kimseye şakşakçılık yapacak halimiz yok!

Doğru olana doğru, yanlış olana da yanlış diyoruz.

42 yıllık gazetecilik çizgimizi koruyoruz.

Dün de bugün de…

*Söz konusu “vatan” olunca…

*Söz konusu “devlet” olunca…

*Söz konusu “millet” olunca…

*Söz konusu “bayrak” olunca…

Biz hep taraf olduk.

“Vatan, devlet, millet, bayrak” tarafında…

Bu değerlerimize toz kondurmadık!

Biz, her ne şart altında olursa olsun mesleğimizi “doğru bildiğimiz şekilde” yapmayı sürdürüyoruz.

Yalakalıktan, şakşakçılıktan hoşlananlar bize kızacaklar; sağduyulu insanlar ise şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da bizim yanımızda olmaya devam edecekler.

 

Doğrular ve yanlışlar…

Sevgili okurlarım, daha önce de yazdım, bir kez daha belirteyim…

Darbe, yanlış iştir.

Demokrasilerde seçim esastır.

Seçimle gelen, seçimle gitmelidir.

Zorla yönetimi ele geçirmeye çalışmak suçtur ve ahlaksızlıktır.

Bu nedenle darbe girişimini bir kez daha lanetliyorum.

Darbe yapmaya kalkanlar, bunlara yardım edenler yargılanmalı, en ağır cezalara çarptırılmalıdır.

Bu konuda yapılanların hepsi doğrudur.

Ancak, darbe girişimi sonrası kaosundan olsa gerek, yanlışlıklar yapılıyor.

Devletimize yakışmayan yanlışlıklar…

Bunların hızla giderilmesi veya en aza indirilmesi gerekir.

Örneğin…

Hava Kuvvetleri eski Komutanı Orgeneral Akın Öztürk’ün durumu.

Akın Öztürk, darbe girişiminin ilk saatlerinden beri tüm televizyon ekranlarında.

Her darbe yayınında, her haber bülteninde…

İşkence görmüş olacak ki, gözleri mosmor, kulağının biri sargılı.

Feci görünümde…

Televizyon kanalları saatlerce gösterdi, “Darbenin başı” diye tanıttı.

Bu yayınlar, beş gün boyunca devam etti.

Sonunda…

Önceki gün akşama doğru Genelkurmay Başkanlığı’ndan resmi bir açıklama:

“Hava Kuvvetleri eski Komutanı Akın Öztürk, darbecileri ikna etmesi için Akıncı Üssü’ne tarafımızca gönderilmiştir.”

Şu hale bakar mısınız?

Eski kuvvet komutanı Akın Öztürk, “darbenin beyni” olduğu iddiasıyla yakalanıyor, ağzı burnu kırılıyor, bu haliyle günlerce televizyon kanallarında ve gazete sayfalarında gösteriliyor…

Hakaretin, küfrün bini bir para…

Ailesi, yakınları, arkadaşları, akrabaları perişan…

Genelkurmay’dan bir yetkili çıkıp da, “Siz ne yapıyorsunuz, Akın Paşa’yı oraya darbecileri ikna etsin diye biz gönderdik” demiyor.

Akın Paşa ile ilgili gerçeği taaa beşinci gün açıklıyor.

Olacak şey mi bu?

Yazık değil mi adama?

Yazık değil mi çoluk çocuğuna?

Sonra…

Diyelim ki, suçlu…

Diyelim ki, darbecilerin beyni…

Devlete işkence etmek ve işkencenin sonucunu günlerce televizyonlardan göstermek, yakışır mı?

Suçsuz paşayı suçlu ilan ettik ve işkence görmüş halini bütün dünyaya marifetmiş gibi gösterdik.

Zaten kötü olan imajımız, bu görüntülerle iyice kötüleşti.

Yanlış yaptık…

Bari idam sehpasını kurup oracıkta işini bitirseydik.

Şimdi devlet, Akın Öztürk Paşa’ya ve dünyaya nasıl “pardon” diyecek, bilemiyorum.

 

 

Rus uçağını düşüren pilotlar

Biliyorsunuz, darbe girişimi sonrası Rus uçağını düşüren iki pilot da tutuklandı.

Söylendiğine göre, darbe girişimiyle ilgili değil, Rus uçaklarını düşürdükleri için…

İyi de, Rus uçaklarının düşürülmesinden sonra, dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu “Düşürme emrini ben verdim” demedi mi?

Arkasından “Aynı olay yine olsa, yine düşürürüz” denmedi mi?

Şimdi, talimat veriyorsun uçakları düşürtüyorsun, konjonktür değişiyor, pilotları içeri alıyorsun…

Bu durum nasıl açıklanabilir? 

 

Kamudaki cemaatçilerin listesi nasıl hazırlandı?

Kul hakkı yemek, insanları haksız yere mağdur etmek büyük günah!

Bunu, özellikle bugünün muktedirleri çok iyi bilirler.

Bir haftadır, cemaatçi diye kamu kurumlarıyla ilişkisi kesilenlerin durumlarının yeteri kadar incelendiği konusunda kuşkularım var.

Kamu görevlileri de normal vatandaşlar gibi herhangi bir siyasi görüşe sahip olabilirler.

Herhangi bir inanış grubu içinde bulunabilirler…

Ancak görevlerini yaparken, devletin kanun ve yönetmeliklerine göre hareket etmek zorundadırlar.

Eğer bunu yapmıyorlar da, tuttukları siyasi partinin veya içinde bulundukları dini inanışın talimatlarını yerine getiriyorlarsa, suç işlemiş sayılırlar.

Bence ölçü bu olmalı.

Elde delil yoksa…

Salt amirleri ve çevresi cemaatçi olduğunu söylüyorsa…

Veya son günlerde sayıları iyice artan muhbirlerin ihbarı ile “cemaatçi” olarak listeye alınmışlarsa…

Anlamadan, dinlemeden, araştırılmadan kamu görevlilerinin mağdur edilmesi, bence yanlış!

Bu işin vebali var.

İşten atmalar…

Gözaltına almalar…

Tutuklamalar…

Kırkı kırk yararak yapılmalı.

Devlet ciddiyetine yakışır yapılmalı…

Hoyratça davranılmamalı.

 

Cenaze namazı ve mezarlık konusu

Tamam, darbe çok kötü bir şey!

Bize, hepimize, ulusumuza büyük acılar yaşattılar.

Affedilecek tarafı yok, darbeciler en sert bir şekilde cezalandırılmalı.

Ancak olaylarda yaşamını kaybeden darbeciler için verilen kararlar, doğru değil.

Diyanet İşleri Başkanlığı, müftülüklere talimat göndererek, darbe girişimine katılan ve hayatını kaybedenlere “dini hizmet verilmemesini” istemiş.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş da, ölen darbeciler için “vatan hainleri mezarlığı” kurulmasını önermiş.

Doğru bir anlayış değil.

Ölen bir insan için artık her şey bitmiştir ve bunların cenazeleri İslami esaslara göre kaldırılmalıdır.

Kim olursa olsun.

İster darbeci, ister katil, ister terörist…

Bunu yapmak da Diyanet İşleri Başkanlığı’nın görevidir.

Diyanet, PKK ve IŞİD teröristlerinin şimdiye kadar cenazelerini kaldırmadı mı?

Kaldırdı…

O halde bu tavır neden?

Bu nasıl din adamlığıdır, bu nasıl Müslümanlıktır?

Dinimiz, kin ve intikam duygusunu kabul etmez.

Dinimizde, kin ve nefrete yer yoktur.

Cenaze namazı konusunda da, mezarlık konusunda da hata yapılıyor.

Yeri geldikçe, doğruları da yanlışları da yazmaya devam edeceğim.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder


kutuyu işaretleyip tamama basın

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

02

Ahmet - Yüreğinize sağlık..

Yanıtla . 0Beğen 22 Temmuz 18:42
01

yorukoglu - dune kadar kadar ne istedinizde vermedik komutanlarl iceri atan cozumdi ye guney doguyu suriye yapan simdi militeci olmuslar bunlarln amlebi ne bakln ampul ne demek yanar doner is bu kadar basit solcu

Yanıtla . 0Beğen 22 Temmuz 18:42
Anket Kocaelispor'un yeterince desteklendiğini düşünüyor musunuz?

YÜKLENİYOR