İlahiyatlardan hareketle (2)...

MAKALEYİ DİNLE

İlahiyatların amacı meselesinden devam edelim...

Zira İlahiyat programlarının değişime tabi tutulmasının arkasında ilahiyatlardan beklentilerin rolü çok büyük.

Hatta en belirleyici etken diyebiliriz.

Bu belirleyici etkenin ne olduğu meselesi ise çeşitli taraflarca çok uzun süredir tartışılıyor.

Bu tartışma Cumhuriyet'in kuruluşuna dayandırılsa da ben bu konunun çok daha eskiye dayandığını düşünüyorum.

Çünkü bana göre Cumhuriyet'imizin hemen hiçbir meselesi yeni değil.

Yani kuruluşu ile başlamış değil.

Onun kuruluşu Osmanlı'nın özellikle son döneminde tartışılan meselelere dair o gün yapılan tercihlere dayanmaktadır.

Din ve din eğitimi konusu da öyle.

Buna bağlı olarak İlahiyatlar meselesi de.

İlahiyatların kuruluş amacı 3 Mart 1924 tarihinde 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun 4. Maddesinde “ Maarif Vekaleti Yüksek Diniyat mütehassıslar yetiştirmek üzere Darülfünun da bir İlahiyat Fakültesi tesis… edecektir” hükmü ile belirtilmiştir.

Ancak hükmü belirtmek İlahiyatların amacını netleştirmek için yeterli olmamıştır.

Tartışmalar bize bunu açıkça göstermektedir.

Zira bu tartışmalar, İlahiyat fakültelerinin programlarının ne olması hususunda hala devam etmektedir.

Peki, mesele nedir?

Meselenin birçok yönü var.

Ancak “amaç”tan yola çıktığımız için bu noktadan baktığımızda İlahiyatların “dindar meslek sahibi” yani din hizmetlerinde görev alacak dindar kişiler mi yoksa genel tabirle “bilim insanı” yetiştirmeyi mi hedef alacağı, temel tartışma konusudur diyebiliriz.

Ve buna bağlı olarak İlahiyatların dindar insan yetiştirmede problem yaşadığı ve kapatılması gerektiğini savunanlar, aslında İlahiyat programlarından felsefe ile ilişkili derslerin kaldırılmasını arzu edenlerle benzer gerekçelerle bir araya gelmektedir.

Çünkü onlara göre İlahiyat fakülteleri dindar insan yetiştirememektedir.

Dolayısıyla din hizmetlerinde yeterli olamamaktadırlar.

Bunun temel nedeni de bu fakülte mensuplarının “teoloji” yapmaları, dine “bilimsel yaklaşmaları” ve bu bakış açısının dindarlığı teşvik etmekten uzak oluşudur.

En azından ben tartışmaların ana çizgisini bu şekilde okuyorum.

Peki, haklılar mı?

Sizce?

Haftaya tartışalım…

Not: Millet olarak zor dönemlerden geçtiğimiz şu günlerde Cenab-ı Hak’tan şehitlerimize rahmet, ailelerine ve milletimize başsağlığı niyaz ediyor, akl-ı selimden uzaklaşmamamız gerektiğini bir kez daha ifade etmek istiyorum. Unutmayalım: Bu vatana “vatanım” diyenler için gidilecek başka bir yer yok!… Dolayısıyla vatanı kendi elimizle yaşanmaz hale getirmenin anlamı ve mazereti de yok… Haklı iken haksız duruma düşmemek adına haklı tepkimizi gösterirken lütfen dikkatli olalım…

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Banu Gürer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Kocaelispor'un yeterince desteklendiğini düşünüyor musunuz?

YÜKLENİYOR