Aklımızı başımıza almazsak…

MAKALEYİ DİNLE

Sevgili okurlarım, olayların hızına yetişemiyoruz artık.

Günü bir felaketle kapatıyoruz, sabah başka bir felaketle yeni güne uyanıyoruz.

*Gaziantep’teki düğün katliamı…

*Kılıçdaroğlu’na saldırı…

*Cizre patlaması…

Bunlar, birkaç gün içinde yaşadığımız büyük hainlikler.

Arada günlük rutin 5-6 ölümlü hainlikler de var.

Belli ki, emperyalistlerin uşakları, bize soluk aldırmadan tepemize tepemize vurmakta kararlı!

                                               ********

Peki, biz ne yapmalıyız?

Yeri geldikçe değiniyorum, bir kez daha yazayım…

Yeni bir “kurtuluş savaşı” başlatmalıyız.

Çünkü ülkemizin içinde bulunduğu şartlar bunu gerektiriyor.

Başka çaremiz yok!

Uyuşuk uyuşuk oturmaya devam eder, aval aval bakmayı sürdürürsek…

Özetle, aklımızı başımıza almazsak…

İnanın bu gök kubbe başımıza çökecek.

Vatanımız iç ve dış hainler tarafından sarıldı.

PKK, IŞİD, FETÖ…

Biri duruyor, öbürü vuruyor.

Bunlar, aynı takımın oyuncuları.

Aynı merkezden yönetiliyorlar.

ABD’den…

Amaçları, vatanımızı parçalamak, milletimizi bölmek!

Lozan’ın intikamını almak!

Öyle ülkemizi ziyarete gelen büyük büyük adamların diplomatik lafları bizleri kandırmasın.

Dost muşuyuz da…

Stratejik ortak mışıyız…

Her zaman bizim yanımızdalarmış…

Hepsi palavra!

Ülkemizi lime lime etmek için senaryoyu yazmışlar, gözümüzün içine baka baka oynuyorlar.

 

 

Bu karanlık süreçten çıkmak için ne yapmalıyız?

Şunu yapmalıyız…

Biliyorsunuz, ünlü filozof Kant, ahlakı, “her türlü çıkardan vazgeçme” olarak tanımlar.

O zaman, her birimiz bu tanıma uyarak “ahlaklı insanlar” olmalıyız.

Yani, ülkemizin içinde bulunduğu şu kritik dönemde, her birimiz “siyasi, ticari ve sosyal çıkarlarımızı” bir tarafa bırakmalıyız.

Yapmamız gereken her şeye, “ödev” veya “sorumluluk” olarak bakmalıyız.

“Ben bu olaylardan nasıl siyasi çıkar sağlarım” gibi düşünceleri kafamızdan fırlatıp atmalıyız.

Tabii bu sözlerim, yukarıdan aşağıya herkese!

Devletin zirvesindeki Cumhurbaşkanı Erdoğan’a…

Başbakan Yıldırım’a…

Hükümet üyelerine…

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na…

MHP Genel Başkanı Bahçeli’ye…

Türkiye’yi yönetme iddiasında olan tüm diğer partilerin genel başkanlarına…

Yazıları ve konuşmalarıyla toplumu yönlendiren medya mensuplarına ve fikir adamlarına…

Milletvekillerine…

Belediye başkanlarına…

Bütün partilerin il ve ilçe yöneticilerine…

Mesleği ne olursa olsun, tüm vatandaşlara…

Vatanımız ve milletimizle ilgili kaygılarımız sona erinceye kadar “her türlü çıkardan” vazgeçmek durumundayız.

Siyasetçi, siyasi çıkarını bir tarafa bırakacak…

İşadamı ise ticari çıkarını…

Hepimiz, filozof Kant’ın tabiriyle “ahlaklı insanlar” olmalıyız.

 

 

Bu hale nasıl geldik?

Söyleyeyim mi?

“Yurttaşlık” kimliğini bıraktık da ondan.

Eskiden, herkes önce “yurttaş”tı.

Yurttaş sorumluluğunu taşırdı.

Doğruların peşinde koşardı.

Doğruya doğru, eğriye eğri derdi…

Vatan millet söz konusu olduğunda, tir tir titrerdi.

Herkes birbirinin acısına ve sevincine ortak olurdu.

Sonraki yıllarda…

Bize önce “yurttaşlık kimliğini” kaybettirdiler.

“Kimlik siyaseti” egemen oldu.

*Etnik kimlik…

*Siyasi kimlik…

*İnanç kimliği…

Çıktılar, “Siz hepiniz Türk değilsiniz” dediler.

Akıllarına gelen etnik grupları saymaya başladılar…

Kürtler, Lazlar, Çerkezler, Araplar, Arnavutlar, Abhazlar, Boşnaklar…

İlk nifak tohumları ekildi, ayrışma başladı.

Sonra…

Vatandaşlara “siyasi kimlik” diretildi.

“Bizim partiye gel, iktidarın bütün avantajlarından yararlan” taktiği tuttu, toplum karpuz gibi ikiye bölündü.

İktidar tarafında olanlar ve iktidar tarafında olmayanlar…

Siyasi kimlik çatışması, toplumdaki huzursuzluğu iyice artırdı.

Ve nihayet “inanç kimliği”…

İnanç, insanla Allah arasında bir duygu iletişimi olması gerekirken, dışarıdan müdahaleler başladı.

Namaz kılanlar, kılmayanlar…

Oruç tutanlar, tutmayanlar…

Hacca ve umreye gidenler, gitmeyenler…

Aleviler, Sünniler…

O cemaat bu cemaat…

O tarikat, bu tarikat…

O mezhep, bu mezhep…

Toplum, bölündükçe bölündü.

İnsanlar tanınmaz hale geldi.

Arkadaş arkadaşa, toplum topluma yabancılaştı.

Bırakın dışarıyı, aile içinde bile duygusal kopmalar yaşandı.

Aklı ve mantığı bir tarafa bıraktık, önyargılarımızla hareket eder hale geldik.

Ayrı görüşten insanlar, birbirlerine selam vermez oldu.

Ölen, kendi etnik kimliğimizden değilse, aldırmaz olduk, kayıtsız kaldık. 

Acılarımızı paylaşmadık…

Birbirimize yardım eli uzatmadık…

Bırakın el uzatmayı, kendi kimliğimizden olmayanlara “yaşam hakkı” dahi vermedik.

Kapılarımızı kapattık.

Allah’ın selamını dahi esirger olduk.

İşin vahimi…

İnsanlar; kendi hırsızını, kendi teröristini, kendi canlı bombasını, kendi ahlaksızını kınayamaz hale geldi.

“Ortak akıl” kayboldu, “Ortaçağ barbarlığı” toplum yaşamımıza hâkim oldu.

Etnik kimlik, siyasi kimlik ve inanç kimliği; siyasi partilerin yapılanmasında da kendini gösterdi.

*AKP, Sünni Müslümanların partisi…

*CHP, Alevilerin partisi…

*MHP, Türk milliyetçilerin partisi…

*HDP, Kürtlerin partisi…

Olarak anılmaya başlandı.

 

 

Başkaları başaramadı, ama biz kendi kendimizi bir güzel böldük

Biz şimdi PKK’ya, IŞİD’e, FETÖ’ye kızıyoruz ya, “Bizi bölecekler” diye…

Bırakalım onları, bırakalım onlara kızmayı, biz kendi kendimizi çoktan bir güzel böldük.

Farkında olmadan bölündük…

Emperyalist güçler; bizi saf buldular, bizleri uyuttular, bizleri afyonladılar, bizlere psikolojik savaş uyguladılar, ister kabul edelim ister etmeyelim bizi bir güzel böldüler.

Ruhen birbirimizden koptuk.

Milli benliğimizi kaybettik…

Taa ki, 15 Temmuz’da “FETÖ’nün sopası” tepemize ininceye kadar.

FETÖ’nün sopası bizi biraz kendimize getirdi.

Derin gaflet uykusundan uyanır gibi olduk.

Sokaklara çıktık, meydanlarda buluştuk, birbirimizin tekrar farkına vardık.

 

 

Bunun devamını getirmeliyiz

Sevgili okurlarım, Türkiye tam yol ayrımında.

Ya bir, beraber, tek yumruk olacağız, “yurttaş kimliği”ne tekrar sarılarak emperyalistlerin oyununu bozacağız…

Yani bir süreliğine kaybettiğimiz aklımızı yeniden başımıza alacağız…

Ya da gök kubbe başımıza çökecek!

Tarih sayfaları arasında yok olup gideceğiz.

Durum bu kadar ciddi!

 

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Kocaelispor'un yeterince desteklendiğini düşünüyor musunuz?

YÜKLENİYOR