"Kızıl Elma" şart…

MAKALEYİ DİNLE

Bir insanı bitiren şey nedir?

Yaşadığı felaketler değil...

O felaketlere karşı sergilediği teslimiyetçi tavırdır.

Direnme ve mücadele etme gücünü yitirmesidir.

Hayata dair bir amacının ve beklentisinin kalmamasıdır.

İşte bir insanın çöküşü böyle başlar...

Kişi yokluğunun başlangıcını böyle hazırlar...

İnsanlardan müteşekkil milletler için de durum pek farklı değil...

Milletlerin çöküşü de "ülkü" kaybı ile başlıyor...

Şöyle ki:

Millet olarak "neye ulaşmak" istediğiniz belli değilse, ya da "yüksek gayeler" edinememişseniz önce hayatta kalma biçiminiz farklılaşıyor...

Derdiniz "dünyayı kurtarmak" değil, "günü kurtarmak" oluyor...

Yani uzun vadeli düşünemez hale geliyorsunuz...

Amaç günü kurtarmak olunca siyasi tavrınız da "günlük" olarak şekilleniyor...

O zaman, mesela eğitim sisteminizde her sene değişiklik yapmak bir mesele olarak görülmüyor...

Eğitim sisteminin "ne yetiştirmek istediği" sorusu cevapsız kalabiliyor...

Zira sağlıklı cevabın bulunabileceği bir "sistemden" bahsetmek zor hale geliyor.

Ekonominiz de buna göre şekilleniyor...

Uzun vadeli ve üretime yönelik yatırımlar yerine günü kurtarmaya yönelik, kısa sürede kar getiren ancak devamlılığı olmayan yatırımlar söz konusu oluyor...

Ve bu kar uğruna yapılan doğal tahribat da önemsenmeyebiliyor...

Neden önemsensin ki?

Kısa vadede elde edilecek karın yanında tahribatın lafı olur mu?

Dert günü kurtarmak olunca milleti meydana getiren farklı gruplar arasındaki ilişki biçimi de değişiyor...

Her bir grup kendi geleceği için diğerini tehdit olarak görmeye başlıyor...

"Ortak amaçlar" etrafında birleşmek yerine "herkesin kendi amacı" uğruna uğraştığı bir toplum yapısı ortaya çıkıyor...

Böyle bir toplumda önce güven sonra güvenlik darmadağın oluyor...

Güvenin olmadığı yerde sevgiden bahsedilebilir mi?

Edilemiyor...

Sevginin olmadığı yerde ise önce zihnen sonra fiziken bölünmeler başlıyor...

Bütünden istifade edemeyenin parçadan ne kadar istifade edebileceği anlaşılamadığı için bölünmeler derinleşiyor ve toplumun enerjisi "iç çatışmalar" ile harcanıyor...

İç çatışmalar içinde kendini tüketen bir milletin "kardeşim" dediği milletlere faydalı olma şansı var mı?

Kendine hayrı olmayanın başkasına hayrı dokunur mu?

Ne kendine ne de başkasına hayrı dokunamayan bir milletin milletler sahnesinde gücü olur mu?

Ve böyle devam eden bir toplumun ayakta kalması söz konusu olabilir mi?

Tarihte bu şartlarda ayakta kalabilmiş bir millet örneği yok...

O nedenle yine tarihe bakarak vardığım sonuç şu:

Bir ve diri olabilmek için "Kızıl Elma" şart...

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Banu Gürer - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Kocaelispor'un yeterince desteklendiğini düşünüyor musunuz?

YÜKLENİYOR