TARİHİ KURULTAY

MAKALEYİ DİNLE

Milliyetçi Hareket Partililerin 19 Haziran’da yaptığı “Tüzük Kurultayının siyasi tarihimizde çok önemli bir yeri olacaktır.

Olağanüstü kurultay yedi aylık hukuk mücadelesiyle, tabandan gelen dip dalgası vasfıyla ve muhtemel siyasi sonuçlarıyla çok özel ve önemli bir olaydır.

MHP Genel Merkezi ve Genel Başkan Devlet Bahçeli’nin akıl almaz direnci, “paralel ve ihanet” suçlamaları, Gemerek Mahkemesi garabetleri ile Sulh Hukuk Mahkemesi ve Yargıtay kararlarıyla kesinleşmiş bir hukuki süreci dahi tuhaf gerekçelerle gayrimeşru sayması… Sonucu değiştirmedi, değiştirmeyecek.

Bir siyasi parti partinin asıl sahibi olan genel kurulunun toplanmasını engellemek suretiyle seçmen ve delege iradesinin ortaya çıkmasına kimse mani olamazdı, olamadı, olamayacak.

 

ALKIŞLANACAK DEMOKRATİK SABIR

Devlet Bahçeli ve yönetimi bu süreçte çok kötü bir imtihan verdi. Kendi saygınlıklarına da partinin manevi şahsiyetine de zarar verdiler.

Buna karşılık parti tabanı “lider-teşkilat-doktrin” temalı ön yargıları yıkarak, gelişmiş demokrasilerde örneği görülebilecek bilinçli vatandaşlık örneği gösterdiler.

Süreçte tuhaf şeyler oldu. Gemerek Mahkemesi kararı ile Ankara mahkemesinin kararını geçersiz kılmaya çalışıldı. Adalet Bakanının yargıyı yönlendirmesi, Vali müdahaleleri ile polis barikatları ve TOMA’lar devreye girdi.

MHP’liler her türlü engellemeleri sabırla, azimle, son derece soğukkanlı bir şekilde aştılar. İradelerinin tecelli etmesi için Gandhi sabrı ve azmi ile mücadele ettiler.

Genel Başkan adayları Meral Akşener, Sinan Ogan, Koray Aydın ve Ümit Özdağ genel merkezin bütün tahriklerine rağmen saygı ve edep çizgisini aşmadılar. Ne genel başkanın şahsına ve ne de O’nu destekleyen partililer aleyhine saygısız bir cümle kurmadılar.

Devlet Bahçeli ve yönetiminin bu kadar antidemokratik bir tavır içindeki MHP yönetiminin Türkiye’nin demokratik hukuk devleti olmasına katkı sağlayacağına kimse inanmazdı. Başka sebep olmasa dahi, sırf bu sebeple MHP yönetimi değişmeliydi, değişecek.

540 delegenin talebiyle toplanan olağanüstü kurultaya katılanlar, noter tespitine göre 659’a ulaştı. 10 Temmuzda yapılacak “seçimli kurultaya” tereddüt içindeki delegeler de katılacak. Genel Merkez yöneticilerinin zannettiği gibi tüzük kurultayına gelmesi engellenenler Devlet Bahçeli’nin sadık bendeleri değiller. Bu delegelerin de büyük kısmı Devlet Bahçeli’nin genel başkanlığa devamı için oy kullanmayacak.

 

DEĞİŞİM DEVAM EDECEK

Milliyetçi Hareket partisindeki değişim başladı, devam edecek.

Sadece MHP’lilerin değil, Türkiye’nin içine girdiği sıkışmışlıktan, iç ve dış belalardan bunalmış, rejimin değişmesi, ülkenin bölünmesi endişesi taşıyanların dilekleri aynı. MHP’nin bu süreçten birlik içinde ve güçlenerek çıkması.

Önce Genel Başkan ve yönetim değişecek. Daha sonra parti kendisini görünmez duvarlar içine hapseden zihniyetten kurtulacak. Mevcudu korumaya değil, büyümeye ve iktidar olmaya odaklanacak.

Milliyetçi kimliğini koruyarak, siyasi ve ideolojik tavrından sapma olmadan, yepyeni bir vizyonla ve toplumda karşılığı olan değerli isimlerle takviye edilmiş kadrolarıyla halktan oy isteyecek. Siyasi istikrar, ekonomik canlanma, toplumsal birlik, dış politika, terör vd. konularda daha iyiyi yapacağına toplumu inandıracak. Geleceğe dair ümit olacak, ümit verecek.

Bunlar yapılabilirse, bugüne kadar hep MHP’den AKP’ye doğru olan oy akışının yönü değişecek, AKP iktidarı yıkılacak.

Yorgun ve bezgin toplum geleceğe ümitle bakabilecek.

İnsanlarımızın “bizden olan ve olmayan” diye bölünmediği, hukukun üstünlüğünün tesis edildiği, güçlü ve müreffeh Türkiye idealine yürüyebileceğiz.

 

SARAY’IN YARGITAY VE DANIŞTAY’I

Kamuoyu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Anayasa’yı rafa kaldırmak”, “fiili duruma hukuki durumun uydurulması”, “Türk Tipi Başkanlık” gibi kavramlarla “hukuk devletine” ve “hukukun üstünlüğü” kavramına inancı/ inançsızlığı konusunda yeterince bilgi sahibi.

Ergenekon, Balyoz, Casusluk gibi davaları yürütürken yasama, yürütme ve yargı erkini elinde tutanların nereye kadar hukukun dışına çıkabileceklerine dair çok örnekler gördük.

Şimdi, zamanında bu davaları elbirliği ile kotardıkları Cemaate karşı yürütülen Paralel Devlet Yapılanması (PDY) adını vererek yürüttükleri mücadelede daha pervasız bir şekilde hukuk ihlalleri görüyoruz.

Yargının bir silah olarak kullanıldığı operasyonlar Türkiye’nin hukuk devleti karnesindeki kara lekeler.

Ancak bu kadarı da yetmemiş olmalı. “Yargıya tam olarak hâkim olmak lazım” kanaati ile hükümet yeni ve daha pervasız adımlar atıyor.

“Yargıtay ve Danıştay’ın yeniden düzenlenmesi...” hedefi için bir yeni yasa tasarısı hazırlandı.

12 Eylül 2010 referandumu sonrasında HSYK bu şekilde değiştirilmiş, Cemaat ağırlıklı bir HSYK oluşturulmuştu.

2010’da seçilen HSYK üyelerinin süresi dolunca, “Yargıda birlik” olarak AK Parti + CHP + MHP’ye yakın oldukları düşünülen üyelerden “yürütmeyle uyumlu” yeni HSYK oluşturuldu. HSYK’da Cemaat dışarıda kaldı.

Şimdi Yargıtay ve Danıştay’da tüm üyelerin görevlerine nokta konulacak. HSYK ve Cumhurbaşkanı yeni üyeleri sıfırdan seçecek. Bu tarihimizde Cumhuriyet rejimine geçilirken bile akla gelmemiş, benzeri görülmemiş en radikal uygulama.

Yeni tasarının kanunlaşması halinde “Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edileceği” kesin gibi. Çünkü yeni HSYK’nın benzer usulle oluşturulmasında da “iptal kararı” vermişti.

Fakat “Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümeyeceği” kuralı sebebiyle yeni üyeler görev yapmaya devam etmekteler.

Hükümetin planı şu: Anayasa Mahkemesi iptal kararı verse bile, aynı kural sebebiyle, Saray tarafından atanan Yargıtay ve Danıştay üyeleri görev yapmaya devam edecek.

12 sene boyunca Erdoğan’ın atadığı üyelerin görev yapacağı bir üst yargıya hazır olunuz.

Anayasa’ya açıkça aykırı bir şekilde kanunla görevleri sona erdirilecek olanlar sıradan vatandaşlar değil. “Hukuki güvenlik ilkesi ihlal edilenler” bizzat “hâkimlik teminatına” sahip yüksek yargı hâkimleri ve savcıları. Esasen onlara verilen “hâkimlik teminatı” bizim “hukuki güvenliğimiz” için.

Onlar “hukuki güvenlik” içinde değilse, biz vatandaşların hukuki güvenliği yok demektir.

Böyle bir üst yargıya vatandaşın ne kadar güvenebileceğini ve Türkiye’ye ne kadar hukuk devleti denilebileceğini siz düşününüz.

 

HEDEF BAĞIMSIZ VE TARAFSIZ YARGI OLSA

Yüksek Yargıda cemaat ağırlığının kaldırılması için son beş yılda iki defa üye sayıları artırılmıştı. Cemaatçi olduğu farzedilen hâkimler etkisiz hale getirilmişti.

Diyelim ki üst yargının Cemaat mensubu hâkimlerden tamamen temizlenmesi, “bağımsız ve tarafsız” hale getirilmesi için başka seçenek yok.

“Böyle ulvi bir gaye için biraz hukukun dışına çıkılsa da olur” denilebilir mi?

·Öncelikle hükümetin hedefinin “yargının bağımsız ve tarafsız olması” olduğuna inanmamız için karnesi son derece zayıf. Hedefin bu defa tam olarak “Saray’a bağlı bir üst yargı” olduğu açık.

Bağımsız ve tarafsız yargı istiyorsanız, mesela AB normları esas alınarak, muhalefetle birlikte bir Anayasa değişikliği yaparsınız. Böylece meşru ve kalıcı bir çözüm üretebilirsiniz.

· “Devlet meşru hedeflere varmak için zaman zaman hukukun dışına çıkabilir” derseniz “faili meçhulleri” de, “işkence ve kötü muameleyi” de haklı ve meşru görmüş olursunuz.

· Daha da kötüsü gelecek hükümetler de benzer şekilde kanun çıkararak kadroları sıfırlama yolunu kullanırlarsa ortada hukuk devletinden ve adaletten bahsetmek mümkün olur mu?

 

 

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Ruhittin Sönmez - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Kocaelispor'un yeterince desteklendiğini düşünüyor musunuz?

YÜKLENİYOR