KOCAELİ ve SÖZCÜ’ nün dünkü birinci sayfaları

MAKALEYİ DİNLE

Övünmek gibi olmasın…
Dün, bir yerel gazete olarak, çok anlamlı, çok vurucu, ülkemizin içinde bulunduğu kötü şartları iyi yansıtan “30 Ağustos sayfası” yaptık.
Okurlarımızdan sayısız “övgü” aldık.
Teşekkür ediyoruz.
Az sayıdaki “sövgü”yü de, gönderenlere aynen iade ediyoruz.
Gazetemizin dünkü sayısını görmeyenler, mutlaka temin etsinler.
Dikkatle okusunlar…
Hatta çerçeveletip duvara assınlar…
Gelişen olaylar içinde, ara sıra kafalarını kaldırıp o sayfaya, o ibret belgesine baksınlar.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, hangi şartlarda kuruldu?
Nasıl bu günlere geldi?
Nereye gidiyor?
*******
Dün, “30 Ağustos Zafer Bayramı ve Türk Silahlı Kuvvetleri Günü” idi.
Ya gazetelerin yüzde 99. 9’ unun yaptığı gibi…
“Büyük Zafer’in 90.Yıldönümünü Kutluyoruz” diye başlık atıp, yasak savacak…
Ya da oturup “adam gibi” gazetecilik yapacaktık.
Biz, her zaman olduğu gibi, “adam gibi gazetecilik” yaptık.
Evet, dün bayram olmasına bayramdı, ama içi boşaltılmış, örselenmiş, itibarsızlaştırılmış bir bayram…
Bayramın, “bayram” denecek tarafını bırakmamışlardı.
90 yıl sonra, tekrar “Ulusal Kurtuluş Savaşı” şartlarına geri dönmüştük.
Emperyalist güçler, ülkemizi yeniden “tam bağımlı” hale getirmişlerdi.
“Laiklik” ortadan kaldırılmıştı.
“Tek millet”, yani “Türk milleti” kavramını kullanmak, neredeyse suç haline gelmişti.
Böylelikle Cumhuriyet’in üç temeli, “tam bağımsızlık”, “laiklik” ve “tek millet”, artık yok edilmişti.
Hal böyleyken, neyin bayramını kutlayacaktık?
“Türk Silahlı Kuvvetleri Günü” nün kutlanmasına gelince…
Ben dün, kendini bilen hiçbir Türk Silahlı Kuvvetler mensubunun (şekli değil, içten gelerek) bayramı kutladığını sanmıyorum.
Cumhuriyet tarihinde, Ordu’ ya böylesine eziyet edilen bir dönem yaşanmamıştır.
Genel kuraldır…
Savaş kaybeden komutanlar yargılanıp, tutuklanır.
Bizim komutanlarımız ise yıllardır cezaevinde, suçlarının ne olduğunu daha doğru dürüst bilmiyorlar.
Ortada gülünç iddialar var.
İhtilal yapmak gibi…
Terör örgütü kurmak gibi…
Bunlar görünen gerekçeler.
Asıl amaç, ülke bölünürken, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni “müdahale edemeyecek” duruma getirmek.
Anlayacağınız…
Taşları bağladılar, itleri sokağa saldılar.
Teröristler dışarıda…
Terörle mücadele edenler içeride.
İşte böyle bir noktadayız.
Ordu mensupları cezaevindeyken…
Ordu mensupları psikolojik eziyet görürken…
Neyin bayramını kutlayacaklar?
Biz, onların bayramını nasıl kutlayacağız?
Gereğini yaptık…
Zafer Bayramı’nın 90. yıldönümünde Türkiye’nin durumunu, siz okurlarımızla aynen paylaştık.
********
Kendi kendimizi bu kadar övmek yeter.
SÖZCÜ’ nün dünkü birinci sayfasına gelince…
Sakın SÖZCÜ ile kendimizi mukayese ettiğimizi sanmayın!
Haşa!
SÖZCÜ, başarılı, güçlü bir “ulusal” gazete…
Biz ise, 38 yıldır bu kente, bu ülkeye, bu millete hizmet vermeye gayret eden, bildiği doğruları yazmaktan çekinmeyen , “özü sözü bir” bir yerel gazeteyiz.
Türkiye’nin en iyi, en önemli yerel gazetelerinden biriyiz.
SÖZCÜ’ nün, birinci sayfasına aldığı Atatürk’ün o sözleri çok önemli:
“Bir gün, Birinci Cihan Harbi’nden sonra Ortadoğu’da kurulan suni devletlerin halkları ayaklanacaktır.
O gün geldiğinde, yeni kurduğumuz cumhuriyetimizin yöneticileri, bu halkların değil, emperyalist güçlerin yanında yer alırsa, aynı akıbete kendileri uğrayacaktır.
Ve Kurtuluş Savaşı’nda yedi düvele haddini bildiren Türk halkı, onların da hakkından gelecektir.”
Atatürk, bu sözleri 1923 yılında Amerikalı bir gazeteciye söylemiş.
Sizi bilmem, ama ben bu sözleri ilk kez okudum.
Gazetenin manşetinde belirtildiği gibi, Atatürk bugünleri 89 yıl önce görmüş.
Sadece görmekle kalmamış…
Bugünkü yöneticilerimize yol da göstermiş.
“Sakın emperyalist güçlerin yanında yer almayın!” demiş.
“Yer alırsanız, siz de aynı akıbete uğrarsınız. Türk halkı size de haddinizi bildirir” diye uyarmış.
SÖZCÜ’ nün dünkü sayısı da çerçeve yaptırılıp duvara asılmalı!
********
Tarihte hep tartışıla gelmiştir.
“Devleti yönetenlerin gafleti” mi vahim sonuçlar doğurur?
Yoksa “toplumun gafleti” mi felaketleri ortaya çıkarır?
Gaflet, gaflettir…
Birinin gafleti az, diğerinin gafleti daha zararlı değildir.
Ancak…
Devleti yönetenler de…
Toplum da…
Gaflet içindeyse…
Felaket kaçınılmazdır.
Eğer toplum uyanık, yöneticiler gaflet içindeyse, kurtuluş ümidi kesin vardır.
Toplum gereğini yapar, yöneticisini değiştirir.
Peki, ülkede “uzun ve derin gaflet dönemi” yaşanırsa ne olur?
Bu sorunun cevabı, Erzurum’daki Lalapaşa Camii mihrabının yan duvarında asılı.
1914 yılında…
Yeşil İmamzade Mehmet Salih, bir levhaya şu sözleri yazıp, duvara asmış:
“Men tâle gafletehu zâle devletehu.”
Yani…
“Gafleti uzun ve derin olanın devleti yok olur.”
İşte o günler…
Türk milletinin gaflet uykusundan uyandığı günler…
Tam iş işten geçmek üzereydi.
Elimizde sadece Ankara ve çevresi kalmıştı.
Sakarya Savaşı kaybedilseydi…
Büyük Taarruz dediğimiz savaş kazanılmasaydı…
Bugün Türkiye diye bir devlet olmayacaktı.
Türk milleti de tarih sahnesinden silinip gidecekti.
Atatürk, gafletin toplumlara nelere mal olacağını çok iyi bilen bir kişiydi.
Bu nedenle “Gençliğe Hitabesi”nde bunun üzerinde özellikle durmuştur.
Memleket dahilinde iktidara sahip olanların, gaflet, dalalet ve hıyanet içinde olabileceğini söylemiştir.
Gaflet içinde bulunanlar, Atatürk’ün bu sözünden hep rahatsız olurlar.
********
Bir bayram gününün duygularını yansıttım.
Biz, kurum olarak, hiçbir zaman gaflet içinde olmadık, bundan sonra da olmayacağız.
Ülkemiz için, milletimiz için doğru bildiklerimizi yazmaya, duyurmaya devam edeceğiz.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder


kutuyu işaretleyip tamama basın

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Kocaelispor'un yeterince desteklendiğini düşünüyor musunuz?

YÜKLENİYOR