Öylesine bir yılbaşı yazısı…

MAKALEYİ DİNLE

“Özel günler” de yazmayı pek sevmem.
Çok klasik, çok basmakalıp gelir bana.
Yaşananların “ritüel gibi” tekrarı sıkıcıdır.
Bunların yazılması da…
Yılın sonu geldi.
Geç bilgisayarın başına!
Eski yıla bir giydir!
Ne nemrut bir yıldı…
Millete neler çektirdi…
Sıkıntılar, acılar…
Hatalar, kırgınlıklar…
Kaçan fırsatlar…
Sonra dön yeni yıla, beklentilerini sırala, dilekte bulun!
“Yeni yılın huzur ve mutluluk, sağlık ve bol kazanç getirmesini dilerim…”
“Giden yıl” hep kötüdür, “gelen yıl” hep iyi…
Yıllar gelip geçer, bu kural hiç değişmez.
Ben 64 yaşına geldim, eskittiği yıldan memnun olan bir kimseyle karşılaşmadım.
Demek ki, insanların beklentisine karşılık, hayatın sunabildikleri sınırlı…
Bir türlü örtüşmüyor.
**************
Hep düşünmüşümdür.
Akıp giden zaman içinde…
Aralık ayından ocak ayına geçmek, kasım ayından aralık ayına geçmekten neden farklı olsun?
İnsan yaşamı milyonlarca yıl önce de var olduğuna göre…
“Takvim”den önce insanlar ne yapıyorlardı?
Yıl yok!
Ay yok!
Hafta yok!
Gün yok!
Gece oluyor, gündüz oluyor…
Kar yağıyor, güneş yakıyor…
Ağaçlar çiçek açıyor, yaprak döküyor…
Bırakın binlerce yılı…
Anadolu’daki yaşlı kadınlar, ölüm veya doğum gibi hayatlarındaki önemli olayları hâlâ daha “Kar yağıyordu”, “Harman zamanıydı”, “Kirazlar olmuştu” diye anlatırlar.
İnsanlar bakmışlar ki, bu böyle gitmiyor, zamanı “takvim” adı altında planlamışlar.
Her takvim, önemli bir olayı başlangıç almış.
Örneğin Müslümanlar…
Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye göç olayını “takvim başı” olarak kabul etmişler.
Buna göre düzenlenen takvime “Hicri Takvim” demişler.
Bir de İsa Peygamber’in doğumunu başlangıç olarak kabul eden “Miladi Takvim” var.
Biz dahil tüm dünya genel olarak bu takvimi kabul etmiş.
Bu takvimde, İsa’nın doğumundan önceki yıllara MÖ (Milattan önce), sonraki yıllara da MS (Milattan sonra) denmiş.
Geçmiş tarihler buna göre hesaplanmış.
Takvimler böyle ortaya çıkmış, ama şimdi bunun kavgası var.
Kavga, Hıristiyanlarda değil biz Müslümanlarda.
Bir kesim, “Madem Müslüman’ız, neden o halde Hıristiyanların miladi takviminiz kullanıyoruz” diye itiraz ediyor.
Yılbaşı kutlamalarını günah kabul ediyor…
“Mekke’nin fethi” adı altında alternatif kutlama yapıyor.
Bu tartışma yeni değil, yıllardır devam edip geliyor.
Tüm ülkelerin birbirine entegre olduğu bir dünyada, “Bu senin takvimin, bu benim takvimim” tartışması yapmak, doğru olmasa gerek.
En azından, ben böyle düşünüyorum.
İnsanlık bir başlangıç yapmış, adını koymuş, zaman akıp gidiyor.
“Hicri” desek de, “miladi” desek de…
İstesek de istemesek de…
Beğensek de beğenmesek de…
“Senin takvimin, benim takvimim” tartışmasını bırakalım da, ömrümüzün geri kalan zamanını iyi değerlendirelim.
*******
Şaka maka bir “yazı” çıktı.
Böylece bir “özel gün” yazısını daha halletmiş olduk.
Bugün, yılın son günü.
Oturup, 2012’nin bir muhasebesini yapalım.
2012’yi yaşamaya başlarken neler hedefledik, hedeflerimizin yüzde kaçını yakaladık?
“Keşke”lerimiz ve pişmanlıklarımız…
Samimi bir şekilde özeleştiri yapıp, yolumuza devam edelim.
Yarın sabahtan itibaren önümüze yeni bir sayfa açalım!
Tüm okurlarıma, yeni yıl için en iyi dileklerimi sunuyorum.
Her şey gönlünüze göre olsun!

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder


kutuyu işaretleyip tamama basın

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Kocaelispor'un yeterince desteklendiğini düşünüyor musunuz?

YÜKLENİYOR