Başbakan Erdoğan ve “3-5 koyunu gütme” meselesi…

MAKALEYİ DİNLE

Çok seviyor…
İkide bir “Üç beş koyunu güdemezler” diyerek, muhatap aldığı siyasi liderleri aşağılamaya bayılıyor.
Dün, AKP’li Belde Başkanları’na konuşurken büyük bir keyifle yine aynı ifadeyi kullanmış.
“Ben karşınızda bir belediye başkanı, başbakan olarak duruyorum. Sizi en iyi ben anlarım. Kılıçdaroğlu mu anlar, Bahçeli mi anlar? Üç beş koyunu bile güdemezler. Bunların eline beş koyun ver, kaybedip gelirler.”
Sayısını hatırlamıyorum…
Başbakan Erdoğan, rakiplerine onlarca kez aynı ifadeyle saldırmıştır.
“Bunlar üç beş koyunu bile güdemezler.”
“Bunlara üç beş koyun ver, kaybedip gelirler.”
Koyun gütmek…
Devleti yönetmek…
Milleti idare etmek…
Sanırım Başbakan, halkı koyun, parti liderlerini çoban kabul ediyor da, “Benim dışımdaki çobanlar koyun güdemez, devleti yönetemezler, verin üç beş koyun, kaybedip gelirler” demek istiyor.
Daha derine inersek…
Erdoğan, “koyun”u aşağılıyor.
Koyun gütmeyi de, “basit, herkesin yapabileceği iş” olarak görüyor.
*********
Çocukluğumda beslediğim için bilirim.
Koyun, ilginç bir hayvandır.
“Uysal” görünür, “salak” gibi durur, ama zamanı gelince direnmesini bilir.
“Bir koyunu izleyerek tümü uçurumdan yuvarlanan koyun sürüsü” ile ilgili haberler çıkar bazen gazetelerde.
İlgiyle okuruz…
“Koyun milleti” der, geçiştiririz.
Benzer olayların, “insan toplulukları” nda da yaşandığını unuturuz.
Tarihe bakın, bir kişinin, bir milleti nasıl felakete götürdüğünü görürsünüz.
“Koyun”u aşağılayan pek çok deyiş vardır:
Bön bön bakanlar, aptallar için “koyun bakışlı” deriz.
”Koyunun kaval dinlediği gibi dinleme” diye çıkışırız.
Nazım Hikmet’in ünlü şiirini bilirsiniz.
“Koyun gibisin kardeşim
Gocuklu celep kaldırınca sopasını
Sürüye katılıverirsin hemen
Ve adeta mağrur, koşarsın salhaneye!”
Bu arada “salhane”nin, “kesimevi” demek olduğunu da belirtelim.
Özetle…
Koyun; hep küçümsenir, hor görülür.
“Aşağılama sözcüğü” olarak kullanılır…
Eğitimsiz toplumlara da “koyun sürüsü” olarak bakılır.
Güdülebilen toplum…
Karnını doyurursun, sırtını sıvazlarsın, istediğini yaptırırsın.
İşte Başbakan Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye “Siz böyle bir toplumu bile yönetemezsiniz” demek istiyor.
************
Siz hiç koyun kestiniz mi?
Kesmediyseniz bile, kesilirken görmüşsünüzdür.
Kurban Bayramlarında ülkenin her tarafı kesimhaneye döndüğünden, koyun kesimine tanık olmayanınız yoktur sanırım.
Koyun, hiçbir şeyden habersiz olduğundan, kesim yerine kolayca gelir.
Ancak, kesilmek üzere yere yıkılmaya çalışıldığında, direnir.
Ayaklarını zor bağlarsınız.
Bazen kaçar, peşinden koşarsınız.
Kesim yerine “koyun gibi” gelir, kesileceğini anlayınca “koyunluğu” sona erer.
Mücadele eder, direnir, tüm gücüyle canını kurtarmaya çalışır.
Gözlerine bakamazsınız, kin ve nefret doludur.
Aşağılanmışlığın, aldatılmışlığın nefreti vardır.
Koyundur, ama “can” taşımaktadır.
Direnir de direnir…
Koyun, yenilir, ama teslim olmaz!
*******
“Koyun”la ilgili samimi duygularımı dile getirdim.
Bu milleti yöneten ve yönetme iddiasında olanlara derim ki, “Koyun” deyip aşağılamayın, koyunlar direnmeye kalkarsa başa çıkamazsınız.

xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx
Raif Kandemir’in Çağlayan Adliyesi izlenimleri
********
Gazetemizin yazarı, Av. Raif Kandemir, hafta başındaki polis-avukat çatışmasında tesadüfen İstanbul Çağlayan Adliyesi’nde bulunuyormuş.
Olup biteni şimdi kendisinden dinleyelim!
“ Saat 12 civarında aşağıda bir hareketlilik görünce balkona dizildik. Dikkatle izlemeye başladım. Avukat cüppeli 11 tane insan alkış protestosu yapıyordu. Özellikle saydım 11 kişi. İçimden hadi oradan, koskoca İstanbul adliyesinde 11kişiyle protesto etsen ne olur, etmesen ne olur diye düşündüm. Bu gurubun etrafında " özel güvenlik" Elemanları kol kola girerek grubu kuşattılar. Sonradan gruba 4 kişi daha geldi, 15 kişi oldular. Meydana bakan bütün balkonlar tıklım tıklım… İlgiyle olayı izliyorlar. Hiç bir olumsuzluk yok. Tam protesto sona ermeye yakındı ki, bir anda kalkanlı 25-30 çevik kuvvet polis içeriye girerek gurubu kalkanlarla kuşattı. Bu kuşatmaya yapılan sözlü itiraz sonuç vermeyince, grup, " Polis dışarı " ve " Her yer Taksim, her yer direniş" diye sloganlar atmaya başladı.
Bu esnada özel güvenlik , ( Polisin gelmesiyle artık görev yapmaları mümkün değildir) çıkış kapılarının olduğu yere masaları dizerek giriş çıkışı önleyen barikatlar kurdu. Barikatlar kurulunca, polisler göstericileri, kalkanları ile iteleyerek, tartaklayarak bu barikatlara doğru bütün karşı koymalara rağmen sürükleyerek sıkıştırdılar. Bu davranış, ortamı gerdi ve o ana kadar seyreden insanların bir çoğu alana indi ve olaya müdahil oldu.
Balkonlardan olayı seyredenlerden “Yuh!” sesleri gelmeye başladı. Göstericilerden bazıları elleriyle, barikat olarak konulan masalara vurarak tempo ile protesto etmeye başladılar. Çünkü bir çoğu masalarla polis kalkanları arasında ezilmeyle karşı karşıya idiler. Bu kez de güvenlikçiler, masaları yan yatırarak, masaların ayakları göstericilere gelecek şekilde barikatı daha tehlikeli hale getirdiler.
Bu esnada adliyenin iç anons siteminden gösteriye katılanların göz altına alınacağına dair anons yapıldı. Anonsun hemen arkasından salona takviye bir o kadar daha polis girerek, meydanda bulunan herkese, kaba güç uygulamaya, kalabalığın içerisinden bir takım insanları seçip çekelemeye başlayınca, karşılıklı itişmeler ve çekişmeler oldu. Polis, güç kullanarak kalabalıktan gözüne kestirdiğini alıp götürmek için, tabiri caiz ise saldırıyor, göstericiler de bu saldırıya karşı gitmemek veya yanındaki arkadaşını polisin alıp götürmesine engel olmak için direniyorlardı. Sonunda karga tulumba, çekeleyerek, iteleyerek, sürükleyerek, İnsanların üstü başını, cüppelerini yırtarak birer birer, kalabalığın içinden alabildiklerini götürdüler.
Olanlardan ve etraftaki insanların konuşmalarından anladıklarım…
İnsanlar gösteri yaparken, özel güvenlik hafif tahrik eder nitelikte olsa da hiç bir olaya sebebiyet vermeyecek şekilde olayı kontrol altına almış idi.
Birden bire ve anlaşılması mümkün olmayacak şekilde bir anda polis neden geldi ve neden göstericileri itip kalkmaya başladı.
Polis gelmeseydi, göstericilerin alkış ve slogan protestosu kendiliğinden bir iki dakika içinde kesinlikle sona erecekti. Çünkü katılım çok azdı ve giderek sesleri azalıyordu.
Polis kardeşlerimizin tavrı, önleyici, olayları yatıştırıcı olmaktan çok uzak; son derecede üzülmeme ve hayrete düşmeme neden olacak biçimde sanki düşmana saldırıyor gibiydi...
S o n u ç : Türkiye’de polisin üç tane dostu var denilse ve bunlardan birisi ben olamazsam çok üzülürüm. Öncelikle bunu altını çizmek isterim.
Bu güne kadar bana, polis şöyle yaptı, böyle yaptı anlatımlarına hiç itibar etmedim.
Ancak o günkü polis kardeşlerimizin davranışlarını görünce dünyam alt üst oldu. Bunca yıllık güvenim , sevgim ve saygım “önemli bir acaba mı” ile sallandı ve dedim ki; bizim, Türk milletimizin polisi bu olamaz, olmamalı.
Diliyorum ki, olmasın!”





# DİĞER MAKALELERİ

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Kocaelispor'un yeterince desteklendiğini düşünüyor musunuz?

YÜKLENİYOR