Kaybolan Ramazan Adetleri

MAKALEYİ DİNLE

Malumunuz günümüzde küreselleşme ile toplumlar arasındaki kültürel farklar ortadan kalkmakta ve herkes aynılaşmaktadır.
Özellikle gençlerin üzerinde kendini daha çok gösteren küreselleşme etkileri bizleri, önemli gün ve aylarda geçmişte yaşanan ritüellerimizi genç nesle aktarmaya çalışmaya itmektedir.
Bunun en çok öne çıktığı dönemlerden biri de Ramazan ayıdır.
O nedenledir ki hemen her Ramazan büyüklerimizden duymaya alıştığımız bir söz vardır: “Nerede o eski Ramazanlar!”
Farklı olan ne vardır o eski Ramazanlarda?
Günümüzde yaşanmayan hangi adetler yer almaktadır?
Hepsini buraya sığdırmak mümkün değil ama gelin sizlerle Osmanlı’daki Ramazan adetlerinden birkaç kareye birlikte bakalım:
Osmanlı’da Ramazan adetlerinin başında Ramazan ayının başlamasıyla özellikle İstanbul’da büyük camilerde uygulanan “kandil uçurtmaları” gelir ki günümüzde bu adeti bilenlerin sayısı sanırım çok fazla değil.
Kandil uçurtmalarının iplerinin bir ucu minarelerin şereflerine, diğer ucu da cami avlusunun şerefeye karşı bir yerinde yer alan yüksek bir yere bağlanırmış. Uçurtmacı teravihten sonra uçurtmayı uçurur, seyirciler cami avlusunda birikir, uçurtmacı da o sırada kandil ipini avluya bağlı olduğu yere kadar salıverirmiş. Bu esnada seyirciler kandil kutusunun bir tarafına şeker gibi şeyler koyarak uçurtmacıya hediye gönderirlermiş.
Ramazanlarda varlıklı ailelerin evlerini iftar vakti yoksul halka açarak onlara iftar verdiklerini çoğumuz biliriz.
Bu iftarlarda hane sahibi, gelen kişiler için iftardan sonra verilmek üzere bir kese içerisinde altın veya gümüş para koyarmış. Bugün zaman zaman duyduğumuz “diş kirası”nın anlamı da budur.
**
Ramazan’ın geldiğinin devlet dairelerinde de hissedildiğini görüyoruz.
Öyle ki Ramazan’ın ilk günü bütün devlet daireleri tatil edilir, gazeteler çıkmazmış. Ramazanlarda bütün resmi dairelere memurların sıra ile devam ettiği de bilinir. Kışa denk gelen Ramazanlarda ise günler kısa olduğu için resmi daireler gece de açık bulundurulurmuş.
Saraya baktığımızda ise Ramazan ayında padişahın oruç tutan askerlere baklava ikram etme geleneği olduğunu görmekteyiz. Baklava sinileri ip gibi dizilip divan yolunu takip ederek askerlere ikram edilirmiş. Böylece bir tören havasında geçen bu ikram görüntü olarak da güzel olduğu için halk da seyredermiş.
Ramazanın geldiğini haber veren müjdecilere ise 150’şer kuruş para verilirmiş.
Ramazan eğlencelerinin başlıcalarının Karagöz, Orta Oyunu, çalgı ve son dönemlerde tiyatro olduğunu ise herhalde bilmeyenimiz yoktur.
Eski Ramazanların neden özlendiği sanırım bu kadarcık örnekle dahi anlaşılıyor değil mi?
**
Bayram gelmeden bayram havasının yaşandığı bir ay olan Ramazanı yaşama biçimimiz de geçmişten günümüze farklılık göstermektedir. Bu durum değişimin kaçınılmaz bir sonucu. Dolayısıyla geçmişi aynıyla yaşamak tabii ki mümkün değil. Ancak her bir adetin temelinde bir değer yatar ve adeti devam ettiremesek de güzel değerleri aktarmaya özen göstermemiz gerekir.
**
Bu noktadan hareketle bu törenlerin en büyük özelliği olan ve insanları bir araya getiren “bütünleşme ruhunu” kaybetmemeyi diliyor, Ramazan özelinde bilhassa gençliğimize aktaracağımız en temel değerlerden birinin bu olduğuna inanıyorum.
Saygılarımla…

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Nihal Özgirgin - Mesaj Gönder


kutuyu işaretleyip tamama basın

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Kocaelispor'un yeterince desteklendiğini düşünüyor musunuz?

YÜKLENİYOR