15 Temmuz’un birinci ayında durum

MAKALEYİ DİNLE

O melanetin, o felaketin, o darbe girişiminin birinci ayı geride kaldı…

Birinci ay sonunda bilanço şöyle:

*Şehit sayısı:240

*Yaralı sayısı 2 bin 191

*Gözaltı sayısı:18 bin 756

*Tutuklama sayısı:10 bin 192

*Memuriyetten çıkarılan sayısı:4 bin 897

*Açığa alınan memur sayısı:76 bin 597

Kapatılan kurum ve kuruluşlar var…

*Sağlık kuruluşu:35

*Vakıf:104

*Öğrenci yurdu:109

*Okul:1934

*Dernek:1125

*Üniversite:15

*Sendika:19

*Televizyon:16

*Radyo:23

*Gazete:45

*Dergi:15

*Yayınevi-dağıtım kanalı:29

Bu sayılar önümüzdeki günlerde oturur.

Bazıları azalır, bazıları çoğalır.

Gazilerimiz iyileşir…

Gözaltına alınanlardan, masumlar varsa serbest bırakılır…

Tutuklananlardan, suçsuz olanlar tahliye edilir…

Memuriyetten çıkarmalarda, hata varsa düzeltilir…

Açığa alınan memurların durumu netlik kazanır…

Ülkemiz, birkaç ay sonra normalleşme yoluna girer.

Ülkelerin olağanüstü dönemlerinde, ne kadar titizlik gösterilirse gösterilsin hatalar oluyor.

Önemli olan, bu hataların farkına varılması ve hatalardan dönülmesi!

Zamanında, fazla uzamadan, mağduriyetler zulme dönüşmeden…

İşte şimdi Türkiye’nin önündeki en önemli konu bu!

Darbe girişimi püskürtüldü…

Hainler yakalandı…

Firar eden 9’u general 162 terörist-asker aranıyor…

FETÖ ile ilişkisi olduğu belirlenen ve iddia edilen kişi ve kurumların durumları inceleniyor.

 

Aman bu noktada duygusal davranmayalım

Sevgili okurlarım, yaşım 70’e merdiven dayadı.

Türkiye’nin olağanüstü dönemlerinin çoğuna tanıklık ettim.

Şunu gördüm…

Maalesef bu dönemlerde suçlu ile suçsuz ayırımı yeterli titizlikte yapılamıyor.

Veya…

“Suç” tarifi, duygusal baskılar nedeniyle şekil değiştirebiliyor.

Çizgiyi çekerken, nereden çekeceksin?

İşte burası çok önemli!

Bu konuda, oluşturulacak bir “hukukçular heyeti”nin oturup karar vermesi, iktidarın da buna göre kendine “yol” çizmesi gerekir.

Yaşadıklarımızın, kesinlikle tartışılmayacak tarafları var.

Darbe girişimi gecesi yaşananlar…

Eline silah alanlar…

Uçakla sağı solu bombalayanlar…

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın otelini basanlar…

Askeri birlikleri ele geçirip, meşru iktidara darbe yapmak isteyenler…

Bunlara fikir ve lojistik destek verenler…

FETÖ Terör Örgütü’nün karar organlarında bulunanlar…

Özetle…

Vatanımıza, milletimize, birlik ve beraberliğimize kasteden hainler…

Bunlar, tartışmasız “en ağır şekilde” cezalandırılmalı.

Verilebilecek en üst ceza verilmeli.

 

Ancaaak...

İşte burada söyleyeceğim bazı şeyler var.

Görüyorum, duyuyorum, gözlüyorum…

*Kişi, cemaatin “terör örgütü” olduğunu bilmiyor, sezemiyor, anlayamıyor… (Nasıl bilsin, nasıl anlasın ki, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni 40 yıldır yönetenler bile anlayamamış…) Cemaatin dini yönüne tav olmuş, yani cemaatin sempatizanı…

*Kişi, bakıyor ki, cemaat üyeleri çocuklarına şip şak iş bulabiliyor, o da mecbur kalmış “cemaatçi gibi” görünmeye başlamış… “Cemaatçiyim” demiş, cemaatin önde gelenlerine telefon ettirmiş, oğluna veya kızına iş bulmuş. Veya kendisine… Veya eşine…

*Kişi, işadamı… Bakıyor ki, belediyelerden ve diğer devlet kurumlarından sadece cemaatçi olanlar ihale alabiliyor… Diğerlerine, zırnık koklatılmıyor… O da bakıyor çare yok, gidiyor cemaate giriyor. Mecburiyetten… Yaşamını devam ettirebilmek için… Çoluk çocuğunun rızkı için… Çünkü ülkemizde yaratılan iklim, onu cemaatçi olmaya zorluyor.

*Kişi, cemaatçi olduğunu nasıl kanıtlayacak? Öyle “Ben cemaatçiyim” demekle cemaatçi olunmuyor ki! Mecburen, istemeye istemeye, kendisini “cemaatçi gösterecek” kararlar almaya başlıyor. Zaman Gazetesi’ne abone oluyor… Çocukları için cemaatin okullarını tercih ediyor… Bankacılık işlemlerini Bank Asya’dan yaptırıyor… Gidiyor, mesleğine göre cemaatin derneklerinden birine giriyor, yönetimlerinde görev alıyor… Öyle ya, başka türlü cemaate ilgi duyduğunu nasıl gösterecek? “Ben de sizdenim” demenin en kolay ve kestirme yolu, masanın üstünde Zaman Gazetesi bulundurmak… Sohbet ederken “Bank Asya” veya dernek adı geçirmek… Bırakın kişinin bunları istemesini, bazı belediyeler işini görmek için vatandaşlara “Zaman Gazetesi’ne abone olmayı” mecbur tutuyorlardı. “Abone makbuzunu getir, işini öyle yapayım” diyorlardı. Çoğu belediye, birinci derecede işlemlerini Bank Asya ile yapıyordu. Bir zamanlar, çocuğunu cemaat okullarına gönderenlere değil, göndermeyenlere “Bu bizden değil” gözüyle bakıyorlardı. Yine bir zamanlar, cemaate yakın derneklerde bulunmak, bir “ayrıcalık”tı. Bir statüydü… O dernek toplantılarına bakanlar gelir konuşmalar yapar, o dernek üyelerinin bir dediği iki edilmezdi.

 

 

İşte bunları söylemek istedim

“Suç çizgisi”ni çekerken dikkatli olmalıyız…

Zaman Gazetesi okumak, suç mu?

Cemaat okullarına çocuğunu göndermek, suç mu?

Bank Asya’dan bankacılık işlemi yapmak, suç mu?

Cemaatin derneklerine üye olmak, suç mu?

Öncelikle oturup buna karar vermeliyiz.

Karar verirken de, “kişisel vicdanlarımız”ı ve “devlet vicdanı”nı göz önünde tutmalıyız.

Kendi kendimize, “Bu kararı veriyoruz, Zaman Gazetesi okumayı, Bank Asya’ya para yatırmayı ve cemaat okullarında çocuk okutmayı suç kabul ediyoruz, ama acaba vatandaşların bunları yapmasında bizim sorumluluğumuz, devletin sorumluluğu yok muydu?” diye sormalıyız.

Vicdan muhasebesi yapmak çok önemli!

 

 

Karar verirken adaleti elden bırakmayalım

Sevgili okurlarım, yaşam pratiğine baktığımızda şunu görüyoruz…

Her dönem, bir önceki dönemi yargılamış.

Bu, sadece Türkiye’de değil, bütün dünyada böyle!

Kaçamazsınız…

Ne yaptıysanız veya neleri yapmadıysanız, sizden sonraki yönetim veya sizden sonraki nesil, bunu masaya koyar.

Doğrular, yanlışlar…

Artılar, eksiler…

“Bugün”, nasıl “dün”ü yargılıyorsa, şundan emin olalım ki, “yarın” da “bugün”ü yargılayacak ve eleştirecek.

Bundan kaçamayız…

Hiç kimse kaçamaz.

Bu nedenle diyorum ki…

Bu dönemde…

İçinde bulunduğumuz bu olağanüstü dönemde…

Kişileri ve kurumları değerlendirirken…

Kişi ve kurumların suçlu olup olmadıklarına karar verirken…

ADALETSİZLİK, HAKSIZLIK ve HUKUKSUZLUK yapmayalım.

Eğer yaparsak…

Eğer “Nasıl olsa güç bende” diye düşünürsek…

Verdiğimiz kararlar bir gün önümüze gelir.

Ama bu dünyada, ama öbür dünyada…

Bunun hesabını veremeyiz.

Vebali var, bunun altından kalkamayız.

Her kararımızda, “empati” yapalım.

Kendimizi, karar bekleyen binlerce kişi yerine koyalım.

“Acaba böyle bir karar benim için verilseydi…” diye başlayan soruları kendimize sürekli soralım.

Doğru yapalım…

Yanlış kararlar, adaletsiz, hukuksuz ve haksız kararlar, gün gelir önümüze konur, altından kalkamayız.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder


kutuyu işaretleyip tamama basın

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Kocaelispor'un yeterince desteklendiğini düşünüyor musunuz?

YÜKLENİYOR