Benzerlikler…

MAKALEYİ DİNLE

“Tarih tekerrürden ibarettir” ifadesinin ne kadar doğru olduğunu günümüz Türkiye’sinde her gün yeniden idrak ediyoruz…

Öyle ki zaman zaman adeta II. Meşrutiyet ortamı yani 1908 Osmanlı’sında yaşadığımızı düşünüyorum.

“Neden?” diye soracak olursanız “o dönemle günümüz arasındaki kuvvetli benzerliklerden ötürü” diyeceğim…

Örnek vermek gerekirse:

31 Mart vakasıyla yönetime gelen dönemin hükümeti İttihat ve Terakki Partisi ülkede askeri vesayetin siyasetle iç içe olması durumunu başlatmış ve bu vesayet Cumhuriyet kurulduğunda da devam etmiştir.

Aslında ülke tarihimize baktığımızda her askeri müdahalenin yeni bir yönetim biçimini iktidara taşıma özelliği gösterdiğini görürüz.

Buna göre 31 Mart vakası İttihat ve Terakki yönetimini iktidara taşımış, 28 Şubat post modern darbesi de Refah Partisi’ni kapatarak Ak Parti iktidarının temellerini atmıştır.

İttihat ve Terakki yönetimi padişaha karşı külliyen bir karşı duruş sergileyerek ülkeye yeni bir anayasal düzen getirmek istemiştir.

Bu anayasal düzenin ülkedeki tüm etnik ve dini gruplara karşı özgürlükçü bir yaklaşım içereceğini beyan ederek kendisine destek sağlamıştır.

Ak Parti hükümeti de sloganını “yeni Türkiye” olarak ortaya koymuş, bu bağlamda gerçekleştirecekleri icraatlarının “yeni anayasa” başta olmak üzere yeni açılımlar şeklinde olacağını söyleyerek halktan destek almıştır.

Her iki dönemin bir diğer ortak noktası da Kürt sorununun en çok dillendiği ve ayrılıkçı Kürtçülerin kültürel ve siyasal açıdan en fazla faaliyet gösterdiği dönemler olmasıdır.

Mesela II. Meşrutiyet döneminin özgürlükçü yaklaşımları kapsamında on beş günde bir yayınlanan ilk Kürt gazetesi “Kürdistan”nın Osmanlı Türkiye’sinin Doğu ve Güneydoğu illerinde dağıtıldığı ayrıca Kürtçe eğitim ve öğretim taleplerinin bu dönemden itibaren başladığı tarihi kaynaklarda mevcuttur.   

II. Meşrutiyet dönemi hükümeti İttihat ve Terakki Partisi’nin en büyük amacının devletin yıkılmasını önleyerek toprak bütünlüğünü sağlamak olduğu tarihçiler tarafından yapılan bir tespittir.

Ancak o dönemin şartları itibariyle bu bir hayal olmaktan öteye gidememiş, özellikle yanlış dış politikalar sonucunda ülke kendine müttefik bulamayarak I. Dünya Savaşı’na Almanya safında katılmak zorunda kalmıştır.

Günümüz hükümet mensuplarının bazılarının hedefinde de Osmanlı hinterlandını yeniden ayağa kaldırmak gibi düşüncelerin yer aldığı zaman zaman basına yansımıştı.

Ancak komşularla sıfır sorun olarak tezahür eden bu anlayış, neticede ülkeyi yalnızlığa itmiş ve dış dünyada itibar kaybına sebep olmuştur.

Her iki dönemde de öne çıkan etnik ve dini kimliklere özgürlükçü yaklaşım söylemleri ülkede merkezi yönetim tartışmalarını gündeme getirerek yerel yönetimlere tam yetki verilmesi hususunu yani kısaca geçmişte adem-i merkeziyetçi günümüzde ise eyalet sistemi yönetim biçimi tartışmalarını gündeme getirmiştir.

Sonuç olarak 1908-1918 yılları arasındaki on yıllık İttihat ve Terakki yönetimi devletin parçalanma hızının arttığı bir dönem olarak tarihe geçmiştir.

Günümüzde yaşananlarla geçmişte yaşananların benzerlikleri dikkate alındığında ülkenin geleceğine ilişkin yorumu ise siz okuyuculara bırakıyorum…

Saygılarımla…

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Nihal Özgirgin - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Neslihan Ulak - Sevgili Nihal hanim,

Yine harika tespitler yapmissiniz.

Tarihi bilmenin okumanin ne kadar onemli oldugunu

Bu sayede gelecegi sekillendirebilecegimizi anlatan bir yazi

Kaleminize saglik

Saygilarimla

Yanıtla . 0Beğen 17 Eylül 18:26
Anket Kocaelispor'un yeterince desteklendiğini düşünüyor musunuz?

YÜKLENİYOR