O günkü utancımı hiç unutamam

MAKALEYİ DİNLE

Tam tarihi hatırlayamıyorum.
2003 yılı haziran ayının ilk günleri…
ABD’nin Irak’ı işgalinin dördüncü ayı…
Biz de “cesur” işadamları arasındayız ve Irak’ın yolunu tutuyoruz.
Hava meydanları kapalı…
Tek ulaşım, karayolundan…
Sevgili Haluk Ulusoy’la önce Mardin’e uçtuk.
Bizi, Kızıltepeli sanayici dostumuz Bedrettin Karaboğa karşıladı.
O gün Mardin’de yedik içtik, ertesi gün Bedrettin’in arabasıyla Irak’a geçeceğiz.
Erbil, Dohuk, Kerkük, Bağdat…
10-15 gün Irak’ta “iş araştırması” yapacağız.
Bedrettin Karaboğa, Kürt kökenli.
Bölgede tanınmış bir isim…
Uzun yıllar GÜNSİAD’ın (Güneydoğu Sanayicileri ve İşadamları Derneği) başkanlığını yaptı.
Yatırımları genellikle Kızıltepe Organize Sanayi Bölgesi’nde…
Makarna, bisküvi, tekstil, gübre üzerine…
Savaş öncesi Kuzey Irak’a epey mal satmış.
Bedrettin’in arabasıyla Habur Sınır Kapısı’na vardık.
Kamyonlar, sınırı geçmek için kilometrelerce kuyrukta bekliyorlar.
Kamyoncuların durumu perişan…
Üçer dörder kişilik gruplarla toplanmışlar, çay içip sohbet ediyorlar.
Otomobillerin geçiş önceliği var.
15-20 araçlık bir sıradayız.
Sınır kapısının halini görünce canım sıkıldı.
Türkiye’nin diğer sınır kapılarına benzemiyor.
“İşte Güneydoğu gerçeği!” dedim kendi kendime.
Kir pas içindeki bir “sanayi sitesi” düşünün.
Tek katlı, boyasız, bakımsız binalar…
Gümrük, polis ve askeri istihbarat birimlerinden geçtik.
Suratlar asık.
İnsanlar birbirleriyle “kavga eder gibi” konuşuyorlar.
Gümrük kapısından geçerken, “Burası böyleyse, kim bilir Kuzey Irak tarafı nasıldır?” diye düşündüm.
Ne yalan söyleyeyim…
Daha bakımsız, ahır gibi binalar veya “çadır sınır kapısı” hayal ettim.
Dicle Nehri, bu noktada iki ülke arasında sınır…
Köprüyü geçince, Kuzey Irak başlıyor.
Köprü girişinde bir levha…
Gayet gösterişli ve düzgün yazılarla yazılmış:
“Güney Kürdistan’a hoş geldiniz!”
Demek burası Güney Kürdistan ise, bizim taraf onlara göre Kuzey Kürdistan…
Bu ilk şoku atlatamadan, ikinci şoku yaşadım.
Köprüyü geçince, Zaho Sınır Kapısı’na geldik.
Tamam da…
Bu binalar neyin nesi?
Modern ve bakımlı…
Bizim taraftaki binalara 100 basar.
Bir ok, vize işlemlerinin yapılacağı binayı gösteriyor.
Arabayı park edip içeri girdik.
Aman Allah’ım klimalı ve klimalar çalışıyor.
Püfür püfür…
Bir arkadaşımız vize işlemlerini yaptırırken, oturduk bekliyoruz.
Bir görevli geldi, Türkçe olarak “Size çay ikram edebilir miyiz?” diye sordu.
Alın size bir şok daha!
İşlem bitti, Kuzey Irak’ın sınırdan sonraki ilk şehri olan Zaho’ya gittik.
*******
Bütün bunları neden anlattım?
Aradan 10 yıl geçmiş…
Anlattığım şeylerin ne anlamı var?
Aradan 10 yıl da geçse…
Ben, Habur Sınır Kapısı’nda yaşadığım o utancı hâlâ unutamıyorum.
Sınır kapıları, ülkelerin vitrinidir.
Bütün dünyada bu böyledir…
O sınır kapısını görünce kendimi “aşağılanmış” hissettim.
Kalbim sıkıştı, boğazım düğümlendi…
Şimdi aynı utancı, Güneydoğu’daki sınır karakollarının fotoğraflarını görünce yaşıyorum.
Derme çatma binalar…
İki ateşle yıkılacak yığma taş duvarlar…
İçine gencecik “ana kuzularını” koyuyorsunuz, teröristler gelsin öldürsün, diye…
Ailelerin biricik evlatlarını “kurbanlık koyun” yapıyorsunuz.
Bu, nasıl mantık?
Bu, nasıl anlayış?
Affedersiniz ama, böyle “geri zekâlılık” olur mu?
Türkiye’nin güvenliği, hâlâ nuh nebiden kalmış böyle yıkık dökük karakol binalarıyla mı sağlanıyor?
Nereye gidiyor bu paralar?
Nerelere harcanıyor toplanan vergiler?
Türkiye, bu kadar aciz mi?
Türkiye, bu kadar zavallı mı?
Eğer, oraları gözden çıkardıysanız ve bu nedenle para harcamıyorsanız, biz de bilelim.
Açık açık söyleyin ve oralara “milletin evlatlarını” kurbanlık koyun niyetine göndermeyin!
Kendi çocuklarınızı göndermiyorsunuz,” memleket evlatları” da gitmesin!
******
Şu, Güneydoğu’da yaşadığımız son olayları izlerken, ister istemez aklıma AKP’nin stadyumlarda yaptığı parti kongreleri geldi.
O şaşalı kongreler…
40 bin, 50 bin kişilik kongreler…
Her biri için 500-600 bin lira harcanan kongreler…
Bir tarafta, karakollarımız için esirgenen para…
Diğer tarafta, iktidar partisinin “stat kongreleri” için harcadığı milyonlar…
İşte Türkiye böylesine çelişkiler ülkesi!
Yazık…

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar M.Tanzer Ünal - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Kocaelispor'un yeterince desteklendiğini düşünüyor musunuz?

YÜKLENİYOR