REZA'letin ikinci perdesi

MAKALEYİ DİNLE

17 Aralık'ta en büyük tuzaklarından biri kuruldu. Bu başarısız olunca aynısını ABD'de kurdular.” Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğansöyledi bu sözü.

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ da benzeri yorumda bulunmuştu. “Reza Zarrab davası Türkiye'ye dönük açık bir kumpastır.Bu dava siyasi bir davadır, hukuksal hiçbir altyapısı ve dayanağı yoktur. FETÖ terör örgütünün 17-25 Aralık sürecinde Türkiye’de yapmak isteyip de başaramadığı, başarısız hukuk darbesi girişiminin ABD üzerinden Türkiye'ye karşı yürütülmesinden başka bir şey değildir" dedi.

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Nauert’in bu iddialara ilişkin cevabı “aynı şarkı, aynı dans,” ABD’nin darbe planı yaptığı iddiası gülünç. Bence kendileri de bunun farkındalar” şeklinde oldu.

Bu noktaya gelmeden önce yaşananlar, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar gidip gidip ABD’den Zarrab’ın Türkiye’ye iadesini istediler. Olmadı ABD’ye bu konuda iki tane nota verdiler.

Ak Parti kanadının endişesinin telaşa döndüğünü gösteren bu beyan ve tavırlar bir fırtınanın çok yaklaştığını göstermekte.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu bu telaşın sebebini şöyle açıklıyor: “Rıza Sarraf suç ortağı da onun için. Akılları olsaydı, devleti iyi yönetselerdi İran'ın yaptığını yaparlardı. İran Babek Zencani'yi yargıladı. Biz dosyanın üstünü kapattık. 'Bu bir milli davadır' diyorlar. Yolsuzluğun millisi olur mu?”

İYİ Parti lideri Meral Akşener ise Erdoğan ve AKP’nin bekası ile Türkiye’nin bekasının aynileştirilmesi için çalışıldığına dikkat çekti. Akşener, “önemli olan Türkiye’nin burada kumar masasına konulmaması” dedi.

İYİ Parti Genel Sekreteri Aytun Çıray da parti adına yaptığı açıklamada “Zarrab gibi uluslararası bir kaçakçıya ülkenin haysiyetini teslim etmeyiz. Zarrab Türkiye’nin millî meselesi değildir. İYİ Parti millî dış politikanın seçimlere endeksli bir iç politika aracı olmasına izin vermeyecektir” dedi.

RÜŞVET VE YOLSUZLUK CEZALANDIRILSA İDİ…

Zarrab’ın asıl suçu, ABD’nin isteği ile Birleşmiş Milletler’in İran’a uyguladığı ambargoyu delmek. Zarrab İran ambargosunu, Türkiye'de kurduğu şirketler vasıtasıyla deldi. AKP yönetimi buna göz yummakla kalmadı ve dosyaya göre başta Halk Bankası olmak üzere 6 Türk bankasını bu iş için kullandı.

Bu bankalara verilecek cezalar Türk ekonomisini etkileyecek büyüklükte rakamlara erişebilir.

Zarrab meselesinin ikinci boyutu rüşvet ve yolsuzluklarla ilgili. Türkiye Zarrab’la işbirliği yaparken bir takım hukuksuzluklar da oldu. 17/25 Aralık soruşturmalarında Zarrab’ın rüşvet verdiği 4 bakanın tapeleri, çikolata ve elbise kutularında gönderilen rüşvetlerin belgeleri, 700 bin TL’lik rüşvet saat ve Halk Bankası Genel Müdürünün evinde ayakkabı kutularında bulunan milyon dolarların kayıtları ortalığa saçıldığı halde kimse cezalandırılmadı.

Rüşvet ve yolsuzluk kısmı ABD’yi doğrudan ilgilendirmiyor olabilir. Ancak dava sürecinde Zarrab’ın itirafçı olduğu ve O’nun ifadelerinin neticesinde 17-25 Aralık dosyalarının uluslararası mahkemelere taşınabileceği ihtimali Türkiye’yi yönetenlerin uykusunu kaçırıyor..

17/25 Aralık soruşturmaların açan FETÖ’cü hâkim ve savcıların niyeti “bürokratik bir darbe” bile olsa, rüşvet ve yolsuzluk suçlarını işleyenlerin üzerine gidilmeliydi. Bu yapılmadı.

Oysa İran çok akıllıca davranıp, Zarrab’ın İran’daki ortağı Babek Zencani’yi yargılayıp cezalandırarak devlet olarak işin içinden sıyrıldı.

Biz de Zarrab’ı yargılayıp hapse koysaydık, bugün en azından ABD’lilerin elinde itirafçı olup başımıza iş açamayacaktı.

SİYASİ DAVA, SAHTE DELİL, KUMPAS

Okuyacağınız şu sözlerin hemen hemen aynılarının önce Ergenekon ve Balyoz sanıkları, sonra FETÖ’den yargılanan sanıklar tarafından kullanıldığını hatırlayacaksınız.

İlginç olan bu cümlelerin Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ tarafından ABD’de yargılaması devam eden Zarrab dosyası hakkında kullanılmış olmasıdır.

Bu dava siyasidir, hukuki dayanaktan yoksundur. (Türkiye'ye) karşı bir kumpas davasıdır. Davanın sanıkları üzerinde yargılamayı yapanlar baskı uygulamaktalar. Onlar rehin durumda adeta. ‘Şu ifadeyi kabul ederseniz, şu kadar ceza ile kurtulursunuz.’ (Türkiye'yi) suçlayan, (Türkiye'nin) aleyhinde karar çıkmasına yardımcı olacak iftiralarda bulunmaya zorluyorlar.

(Türkiye) aleyhinde yapılan bu kumpasta hukuka uygun bir delil yoktur ellerinde. Böyle bir şeyin aslı zaten yok. Bu davada kullandıkları veriler, sözde deliller, nasıl elde edildi? Nerede elde edildi, kimden nasıl elde ettiniz? Bunların aslı mı var, kopyası mı var? Bunların oluşturulması süreçlerinde katkınız var mı, yok mu? Varsa elinizde ne var? (Türkiye'deki) belgelerle ilgili (FBI) bunu neye göre teyit etti? Bir belge var da ona göre mi teyit etti? (FBI ajanının) teyidinin bir kıymeti var mı? Yok. Bu oluşturulmuş şeyleri oluşturanlardan mı aldı? Bunların hepsi ortaya çıkacaktır. Bu (Türkiye'ye) dönük yeni bir kumpastır.”

Bozdağ’ın ifadesindeki parantez içine aldığım Türkiye kelimelerinin yerine “müvekkilim”, FBI yerine MİT veya Emniyet kelimelerini koyunuz, Ergenekon-Balyoz davaları ile FETÖ davaları sanıklarının avukatlarının savunmalarının aynı olduğunu göreceksiniz.

Ergenekon ve Balyoz davalarının hukuki değil siyasi olduğu, delillerin sahte ve davaların kumpas olduğu kesinleşti.

FETÖ davalarında FETÖ ile mücadeleyi hukuk dışı gösterebilecek yanlışlar yapıldığı, “at izinin it izine karıştırıldığı” eleştirilerini de biliyorsunuz. Özellikle “ByLock” konusu delillerin hukuka uygun elde edilmesi ilkesi açısından tartışılıyor.

ABD hukuk sistemi siyasetten bu boyutta etkilenir mi bilemiyorum.

Ancak Zarrab dosyasında da bu safhada elde edilen delillerin hukuka uygun olup olmadığı konusu önem kazanıyor.

Yeniçağ’da Ahmet Takan’ın yazdığı gibi “normal koşullarda ABD savcılığı onları elde etmediği için kullanamaz. Hukuken baktığınızda nasıl kullanıyor? Zarrab eğer itirafçı olarak söylediyse delildir bunlar.

Zarrab’ın yargılandığı davada sanık olmaktan çıkarıldığına ve savcı tanığı statüsüne geçirildiğine göre (bizdeki FETÖ davalarında sıkça rastladığımız gibi) “etkin pişmanlık” benzeri hükümlerden yararlandığı ve itirafçı olduğu anlaşılıyor.

Mart ayında yazdığım Reza’let başlıklı yazımda söylediğimi tekrar ediyorum:

“ABD’li savcının elinde, Zarrab’ın itiraflarıyla desteklenecek, Recep Tayyip Erdoğan ve Türkiye’yi zor durumda bırakacak çok ve önemli belgeler olduğu kanaatindeyim.

ABD’nin Zarrab’ın itiraflarını kullanarak Türkiye’yi, tıpkı İran’a yapıldığı gibi, çok ağır tavizlerin isteneceği bir pazarlık masasına oturtma niyetinde olduğu görülüyor.”

Tayyip Erdoğan’ın önüne koyacakları “Türkiye’den istenecek taviz listesinde” olabilecekleri düşünüyorum.

Ülkem adına endişeleniyorum.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Ruhittin Sönmez - Mesaj Gönder


kutuyu işaretleyip tamama basın

Yorum yazarak Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Kocaelispor'un yeterince desteklendiğini düşünüyor musunuz?

YÜKLENİYOR