• BIST 97.717
  • Altın 143,837
  • Dolar 3,5683
  • Euro 3,9936
  • Kocaeli : 4 °C
  • İstanbul : 15 °C
  • Sakarya : 7 °C

Merhaba dostlar

Ayşe SARIZEYBEK

Günlük yaşamın üzerimizdeki olumsuz etkilerinden biraz olsun sıyrılabilmek, sorunlarımıza çözüm yolları üretebilmek için, "Pozitif Atölye" köşemde her hafta sizlerle buluşacağım. Ayrıca, kişisel problemlerinizi mail yoluyla bana gönderirseniz, cevaplarını Pozitif Atölye kösesinden takip edebilirsiniz.

Öfke, stres, gerginlik. Kent yaşamının toksinleri. Sıkça yaşanmaya başlanan terör olayları, döviz kurlarının uçuşa geçmesi, ister istemez gelecek kaygısıyla birlikte, bilinmezliğin insanın ruhuna yapışan kaosu oldu. Tv ekranlarına baktığımızda, her konuşanın barış istediğini, herkesin uzlaşmaya hazır olduğunu belirten sözleri, nedense kimsenin yüreğine su serpmiyor. Dinliyoruz inanamıyoruz, dinliyoruz rahatlayamıyoruz. Şöyle geriye dönüp baktığımızda, yaşadığımız coğrafya, başka milletlerin her zaman iştahını kabartan bir yapıda olduğu için, tarih boyunca rahat yüzü görmemiş bir milletiz. Anadolu her zaman isyanlarla, çetelerle boğuşmuş. Cumhuriyet dönemine geçişten sonra da, aralıklarla da olsa, adı değişse de hep bir mücadele içinde yaşamışız. Bir Avrupa vatandaşı gibi, sosyal güvence ve eminlik duygumuz pek olmamış. Huzursuz yaşam bizim kaderimiz midir? Nasıl bir tutum sergilemeliyiz ki, etrafımızda dönen ayak oyunlarının huzursuzluğundan yara almadan yaşayalım? Ne yaparsak kendimizi güvende hissedebiliriz?

Biliyoruz ki, her şeye rağmen yaşam hep devam ediyor. Bu tartışmasız gerçeğimiz. Yaşam, kendi döngüsünü sürdürürken, önce insan sonra vatandaş olarak evvela kendi içsel barışımızı yaratmalıyız. Birey olmanın bilincine ulaşmadan, toplum olamayacağımız gerçeğini hafızamıza kazımak zorundayız. Ünlü bir söz vardır."Herkes kendi kapısının önünü temizlerse, bütün şehir tertemiz olur." İşte bu yaklaşım, bizi aydınlığa götürecek olan yaklaşımdır. Birey olma bilinci, önce kendi kapımızı temizlemekle başlar. Kapı sözcüğünü düşündüğümüz zaman, işaret ettiği çok yerler var. Kapı, her şeyin girişini temsil eder. Evimizin kapısı, işimizin kapısı, gönlümüzün kapısı, paranın kapısı, ibadetin kapısı… Kapı, kadim bilgilerde de çok önemli bir simgedir. Yaşadığımız toplumda, olmasını istemediğimiz her tutumu önce kendi kapımızdan sokmamayı alışkanlık edinmekle işe başlamalıyız. Yalan söyleyen politikacılardan, yalancı insanlardan hoşlanmıyorsak, yalan, kendi kapımızdan ne kadar sıklıkla içeri giriyor diye önce kendimizi sorgulamalıyız. Vefasızlıktan mı şikayet ediyoruz? Kendimiz ne kadar vefa örneği gösteriyoruz? Barış içinde yaşamaktan bahsedip, bütün gün etrafına bağırıp çağırıp, her şeye öfkelenenlerden miyiz? Çuvaldızı kendimize de batırmalıyız.

Nasıl bir toplumda yaşamayı hayal ediyoruz? Hayal ettiğimiz toplumdaki bireylerin davranış özelliklerinin ne kadarına sahibiz? İlişkide bulunduğumuz insanlarda bu özelliklerin ne kadarı var?

Üşenmeden bu sorgulamaları yapmak durumundayız. Böyle yaparsak, etrafta kimse kalmaz demeyin, çekinmeyin, yaşamak isteğiniz toplumun küçük örneğini önce kendi çevrenizde yaratın. Mucizevi şekilde her şeyinizin değiştiğine tanık olmanın mutluluğunu kendinize armağan edin. Siz buna değersiniz. Biz buna değeriz. Hepimiz, kendi kapımızı, içsel barışımıza açmadıkça bu gerginlik, bu savaş hep devam edecek. İçinde misafir olduğumuz bu mavi gezegen, hepimize yetecek kadar büyük. Hırs körlüğünden çıkıp, hiç kimseye bir şey ispatlamak zorunda olmadığımızı kabullenip, bu halimle gerçekte ihtiyacım olan nedir? Ben ne yaşamak istiyorum? Yaşamım için neler yaptım? Ne ektim, ne biçiyorum? Bunları sorgularken, cevapları kurban psikolojisinden çıkarak vermek daha objektif olmamızı sağlayacaktır. Amacımız, birilerini suçlamak değil. Suçlayarak hiçbir kapı açılmaz. Yaşamınızın, huzur, mutluluk ve bolluk yönünde hep açık olmasını istiyorsanız, ilişkilerinizi inceleyin ve size doğru gelmeyen her şeyi herkesi korkusuzca temizleyin. Niyetimiz temiz olsun, gerisi kendiliğinden gelir. Unutmayalım ki, tarlamıza ektiğimiz tohum ne ise, aldığımız ürün o olacaktır. Korku eken, korku biçer. Sevgi eken, sevgi biçer. Bu coğrafyada yaşayanlar olarak, bizim bu konudaki sorumluluğumuz, inanın iki kat daha fazla.

Sevgiyle yıkanmış kapıların, sevgi tohumları ekilmiş bilinçlere açıldığı bir toplumda, hep beraber yaşamak dileğimle… 

Bu yazı toplam 757 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim