• BIST 107.206
  • Altın 142,796
  • Dolar 3,5533
  • Euro 4,1312
  • Kocaeli : 28 °C
  • İstanbul : 28 °C
  • Sakarya : 28 °C

MHP’de yeniden yapılanma zamanı

Ruhittin Sönmez

1 Kasım seçiminin tek kazananı Recep Tayyip Erdoğan’dır. Elbette seçime giren ve oy pusulasında ismi olan Ak Parti ve Ahmet Davutoğlu’ydu. Ama ülkeyi “tekrar seçime” götürenin Cumhurbaşkanı Erdoğan olduğu biliniyor. Riski göze alan ve başarıyı getiren strateji değişikliğini yapan irade R. Tayyip Erdoğan idi.

7 Haziran seçimlerinin iki oy artıran partisinden MHP ve HDP’den oy alabilecek strateji değişikliği Saray’da planlandı ve uygulanması sağlandı.

Neydi bu strateji değişikliği?

7 Haziranda MHP’yi ve/veya yönetimini tam beğenmemekle birlikte “Türkiye bölünüyor” endişesi taşıyanlardan bir kısmı MHP’ye oy vermişti. HDP’li olmadığı halde tek adam rejimi endişesi taşıyanlardan bir kısmı da HDP’ye oy vermişti. Bu yüzden AKP tek başına iktidar olma imkânını kaybetmişti.

“Türkiye bölünüyor” endişesini besleyen önemli unsurlar vardı. Özellikle Dolmabahçe Sarayındaki Başbakanlık çalışma ofisinde teröristbaşı Öcalan ile yapılan mutabakat metninin açıklanması ile “çözüm sürecinin” nihai sonuca yaklaştığı görülmüştü.

7 Haziran sonuçları belli olunca strateji değişti. Erdoğan ve ekibi “çözüm sürecini” buzdolabına koydu. “Şehit cenazelerinin” gelmesini göze alarak “müzakere yerine mücadele” etmeye başladı. Milliyetçi söylemlerle bu mücadelenin terör örgütü yenilinceye kadar devam edeceği kanaati verdi.

Milliyetçi Hareket Partisi daha doğrusu Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 7 Haziran seçim sonuçları belli olduktan sonra izlediği politikalar, seçmenler üzerinde olumsuz etkiler yarattı. “İktidar ortağı olmak istemiyor” izlenimi veren tavrı ile Devlet Bahçeli’ye çok ciddi bir tepki birikimi oldu.

Devlet Bahçeli bu tavrı yetmez gibi bir yandan da partisinin en kaliteli isimlerinden Sinan Ogan’ı partiden ihraç ettirip, Meral Akşener’i aday göstermedi.

MHP’liler ülkenin tek adam yönetimine gitmesi konusunda yeterli muhalefeti yapamıyordu. Çünkü MHP Genel Başkanı partinin istişare kurullarını çalıştırmadan aldığı stratejik kararlarla tanınıyordu. Ayrıca Meral Akşener gibi değerleri tasfiye ederken kullandığı nezaketten uzak üslubuyla partinin “tek adam” yönetiminde olduğunu gösteriyordu.

Bu sebeplerle, AKP “çözüm sürecini” devam ettirmeyip, “ülke bölünüyor” endişesini de azaltınca MHP’den AKP’ye çok ciddi bir oy kayması oldu.

AKP, HDP’nin PKK tehdidi ve baskısı sayesinde aldığı bölge oylarının farkına vardı. Bunun için PKK’ya devrettiği alan hâkimiyetinin yeniden devletin eline geçmesini sağlamaya çalıştı. Bir yandan da aşiretlerle devlet imkânlarını kullanmak suretiyle anlaşarak, sandıklara daha fazla sahip çıkarak Güneydoğu’da kaybettiği oyları geri kazanmayı hesapladı.

Bu hesaplar tuttu ve AKP bütün anketlerin göstergelerini de aşan bir oy oranına ulaşarak seçim zaferi kazandı. Oylarını 5 ayda yüzde 9 artırarak tek başına iktidar oldu.

Seçim sonuçlarının milletimiz için hayırlı olmasını diliyorum.

*****

KÖTÜ YÖNETİM

Eylül ayında MHP’yi Dışarıdan ve İçeriden Yıkamadılar başlıklı bir yazı yazmıştım. Bu yazıda iki defa sadrazamlık ve beş defa da Hariciye nazırlığı yapan Keçecizade Fuat Paşa’nın Fransa İmparatoru 3. Napolyon’a söylediği o meşhur nükteyi hatırlatmıştım:

“Devlet-i Aliyye öyle büyük ve güçlü devlettir ki, üç yüz senedir, siz dışarıdan biz içeriden bu devleti yıkamadık!"

Ve şöyle devam etmiştim:

“Şu sıralar Milliyetçi Hareket Partisi'nde yaşanan olaylara bakınca bu nükte aklıma geliyor.

İlk önce partinin kurucusu, Başbuğ Alpaslan Türkeş'in oğlu Tuğrul Türkeş AKP'ye girdi. Girmekle kalmadı "AKP'yi tek başına iktidar yapmak lazım" diyerek MHP aleyhine propagandaya başladı.

Arkadan MHP'nin sevilen, etkili ve başarılı milletvekili, MHP fikriyatının ekranlardaki en iyi savunucularından Sinan Ogan partiden ihraç edildi.

Yetmedi. Milliyetçi Hareket Partisi'nin yüzakı Meral Akşener milletvekili aday listesine konulmadı. (Daha önce de Özcan Yeniçeri ve Engin Alan liste dışı bırakılmıştı.)

MHP'lilerin Meral Abla'sı rakip partililerin de kendisinden hep saygıyla bahsettiği bir isim. 28 Şubat sürecinde Türkiye'nin ilk kadın İçişleri Bakanı olarak görev yaptığı sırada, dik duruşuyla muhafazakâr camianın da hayranlığını kazanmıştı. Meral Akşener TBMM Başkanvekili olarak tarafsız ve etkili yönetimiyle herkesin takdir ettiği bir isim oldu.

Etkili hitabeti, sıcak insani münasebetleri, birikimi ve tecrübesi ile partinin en önemli görevlere getirebileceği bir isimdi. Nitekim Cumhurbaşkanlığı, TBMM Başkanlığı, Bakanlık ihtimalleri gündeme geldiğinde herkesin aklına ilk gelen isimlerden biri oluyordu. Normalde bu özellikleri ile partisine değer katması avantajı olmalıydı. Tam tersi oldu.

Kendi iradesi dışında da olsa, Meral Akşener'in bu kadar öne çıkmasından MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli rahatsız oldu. Önce TBMM Başkanlığı veya Başkan Vekilliği görevlerine aday göstermedi. Nihayet milletvekili adayı yapmayarak bu rahatsızlığını açığa çıkardı.”

***

“Ülkemiz Cumhuriyet tarihimizin en kritik ve netameli günlerini yaşıyor. Bu dönemde ülkenin ve milletin birliği ve dirliği için Milliyetçi Hareket Partisi'nin güçlü olması çok önemli.

Milliyetçi Hareket Partisi'nin Meclis'te HDP'den daha az milletvekili ile temsil edilmesi ayıbının tekrar yaşanmaması lazım.

Ama dışarıdan darbeleri anladık da, içeriden yapılan darbelerin mantıklı bir izahı yok.

Ben MHP kitlesinin bu sebeplerle 1 Kasım seçiminde "kan kussa da kızılcık şerbeti içtim" diyeceği ve partisinden vazgeçmeyeceği kanaatindeyim. (4 MHP’li seçmenden biri böyle demedi.)

Ancak seçimden sonra MHP'de bir iç hesaplaşma yaşanmasının işaretlerini hissediyorum.”

*****

MHP’NİN 4. PARTİ OLMASI UTANÇ KAYNAĞIDIR

Diğer muhalefet partileri de iktidar alternatifi olamadıkları için başarısız sayılmalıdır. Ama CHP mevcut durumunu korudu. HDP ise barajı aşmayı başardı. Bu sonuçlar onlar için tatmin edici olabilir.

Ancak MHP’nin aldığı sonuç bir hezimettir. Çünkü MHP’nin kendi tabanının oranı, mevcut oyunun iki katıdır ve hem de AKP kanadından en kolay oy alabilecek bir partidir. Sosyolojik olarak iktidar alternatifi olabilecek tek muhalefet partisi MHP’dir.

Türkiye’nin “beka sorunu” yaşadığı böyle bir dönemde Milliyetçi Hareket Partisi’nin yüzde 4,4 civarında oy kaybı ile milletvekili sayısının yarısını kaybetmesi sadece “kötü yönetim” ile açıklanabilir.

Bu bakımdan seçimin en çok kaybedeni Devlet Bahçeli’dir diyebiliriz.

Mecliste üyesi bulunan partilerden Türk Milliyetçiliği fikriyatının temsilcisi olan tek partinin, “Kürt milliyetçiliği” yapan partinin ardından dördüncü parti olması bir utanç kaynağıdır.

Bakalım MHP bu utanç ile silkinmeyi ve yeniden bir yapılanmayı başarabilecek mi?

Bu yazı toplam 997 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim