• BIST 97.651
  • Altın 145,042
  • Dolar 3,5684
  • Euro 3,9748
  • Kocaeli : 16 °C
  • İstanbul : 17 °C
  • Sakarya : 16 °C

“Müezzin olayı” konusunda benim de söyleyeceklerim var

M.Tanzer Ünal

Sevgili okuyucularım, geçen cuma günü “Bu müezzin, Fevziye Camii’ne yakışıyor mu?” başlıklı bir yazı yazmıştım.

Kocaeli’deki ve Türkiye’deki “malum çevreler” ayağa kalktı.

Telefonlar…

Mail göndermeler…

Cami avlusunda toplanıp protesto etmeler…

Havuz medyasına haber yaptırmalar…

Üç gün boyunca olup bitenleri izledim.

Gelen mailleri ve telefon mesajlarını tek tek okudum.

Pazar günü öğleyin Fevziye Camii’nde toplanıp okudukları bildiriyi de dikkatle gözden geçirdim.

Olup bitenleri anlamaya, tepki gösterenlerin duygularını tahlil etmeye çalıştım.

Ben ne yazmıştım, onlar ne anlamıştı?

Yazdıklarıma; neden, kim adına, hangi gerekçelerle tepki gösteriyorlardı?

Sonunda, bu konuda daha söylenecek çok şey olduğuna karar verdim, işte oturdum bu yazıyı yazıyorum.

Bu yazımı; telefonla ve mail atarak tepki gösterenler ile cami avlusunda tekbir getirerek protesto eylemine katılanların da dikkatle okumalarını rica ediyorum.

Dikkatle okusunlar, ben ne söylemişim, onlar ne anlamışlar, tepki göstermekte haklılar mı haksızlar mı, karar versinler…

 

Benim yazımın özünde ne vardı?

Yazımın özü; kılık kıyafetten çok, Recep Dikilitaş’ın Fevziye Camii’ne müezzin olarak atanış yöntemiyle ilgiliydi.

Bu konuda cami cemaatinin şikâyetlerini dile getirmiştim.

Recep Dikilitaş; imam hatip lisesi mezunuydu.

Hafız değildi…

Sesi sedası ve makamı yoktu.

Yani, İzmit’in en önemli camii olan Fevziye’ye atanacak özelliklere sahip değildi.

Ben, Recep Hoca’nın bu eksik özelliklerini vurgulamak için “Fevziye Camii’ne yakışmayan müezzin” demiştim.

Ama tabii, habere müezzinin fotoğrafını da koymamız gerektiğinden ve kendisinin “cüppe-şalvar-takke”siz bir fotoğrafı da bulunmadığından, kılık kıyafet ön plana çıkıverdi.

Malum kesim, algıyı da bu yönde yarattı.

Vay, peygamberimizin sünneti olan giysiye dil uzatılıyor!

Aslında bütün erkekler takke, şalvar ve cüppeyle dolaşmalıymış…

İsteyen istediği kıyafetle dolaşabilirmiş…

Onlar kadınların açık saçık dolaşmasına bir şey diyorlar mıymış?

İfadeler, bunlarla sınırlı kalsa neyse!

Arkasından ağza alınmayacak küfürler.

Hakaretler… Tehditler…

Sonunda, bir “müezzin ataması” provoke edildi, olay haline getirildi.

Bazı kişiler de bu olaydan kendisine pay çıkardı.

İyi de oldu, hiç olmazsa bu vesileyle kimin ne olduğunu da öğrenmiş olduk.

Özetle şunu söylemek istiyorum…

Benim asıl derdim, bu vatandaşın kılık kıyafetiyle değil.

Kılık kıyafeti ikinci planda…

İstiyorsa, devlet de izin veriyorsa, öyle giyinsin.

Benim esas derdim, bu kişinin “Fevziye Camii’ne müezzin olacak yetkinlik”te olmaması.

Durun hemen celallenmeyin, yazının devamını okuyun, ne demek istediğimi anlayacaksınız.

 

Recep Dikilitaş’la ilgili çok iyi konuşuyorlar

Bu olaydan sonra Recep Dikilitaş’ı araştırdım.

Daha önce görev yaptığı Akçakoca Camii cemaatine sordum.

Kendisiyle ilgili olumsuz tek söz söyleyen olmadı.

Aksine kendisini çok seviyorlar.

Bizim de üzerinde durduğumuz nokta bu zaten.

Recep Hoca, kendi özelliklerine uygun her camide layıkıyla görev yapabilir.

Giysileri de o yörelerde göze batmaz.

İmam hatip lisesi mezunu olması, hafız olmaması, ses seda makam bilgi ve becerisinin yetersizliği hiç söz konusu edilmez.

İyi hizmet verir, hizmet alanlar da memnun olur.

Bizim üzerinde durduğumuz nokta burası.

Yani suç, Recep Hoca da değil, Recep Hoca’nın Fevziye Camii’ne atanması yolunu açanlarda.

Böylece hem Recep Hoca’ya, hem de kendisinden hizmet alacaklara kötülük ettiler.

Statüsü uygun olmayan birini Fevziye Camii’ne atayarak, bu cami cemaatini de böldüler.

 

Recep Dikilitaş, Fevziye Camii’ne nasıl atandı?

Sevgili okurlarım, yazımın çıktığı cuma gününden bu yana, Recep Dikilitaş’ın Fevziye Camii’ne nasıl müezzin atandığını da araştırdım.

Daha önce Fevziye Camii’nde Hikmet Akça isimli bir müezzin varmış.

Hikmet Akça, ilahiyat fakültesi mezunu…

Hafız…

2007 yılı imam hatip liseleri arası Kuran-ı Kerim’i güzel okuma Türkiye birincisi…

Düzce Merkez Camii’nde müezzin olarak görevliyken Değirmendere Yalı Camii’ne imam olarak atanmış.

Hikmet Hoca, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık’ın dikkatini çekmiş, Fikri Bey’in önerisi, Vali Hasan Basri Güzeloğlu’nun oluru ile Kocaeli Müftülüğü tarafından İzmit Fevziye Camii’nde görevlendirilmiş.

Görevlendirilmiş diyorum, imamlıktan müezzinliğe, müezzinlikten imamlığa geçişlerde iki yıllık sürenin geçmesi bekleniyormuş.

Hikmet Akça’nın Fevziye Camii’nde görevlendirilme tarihi, 20 Temmuz 2015.

İki yılın dolmasına kısa bir süre kala da Hikmet Akça eski görev yerine geri gönderilmiş.

Gönderen kim?

Kocaeli’nin yeni İl Müftüsü Yusuf Doğan.

Şimdi diyeceksiniz ki, “Bu nasıl iş, Bakan Fikri Işık önermiş, Vali Hasan Basri Güzeloğlu onay vermiş, yani arkasında bakan ve vali var, buna rağmen Hikmet Akça isimli müezzin Fevziye’de tutulamıyor… Yerine şartları uymayan Recep Dikilitaş atanıyor…   ”

Bu konuda söylenen şu:

Müftü Yusuf Doğan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın asker arkadaşıymış ve bunu da her tarafta gururla söylüyormuş.

Herhalde “asker arkadaşlığı”nı kendisine güç olarak kullanıyor.

Ben, piyasada söyleneni size aktardım.

Aksi ise, “Ben böyle konuşmuyorum” diyorsa, bunu da sizlerle paylaşırım.

 

Ve yapılan o sınav

Ocak ayı başında “atama sınavı” yapılıyor.

Her ayın başında yapılan bu sınava pek çok kişi katılıyor.

Katılanlar arasında Recep Dikilitaş ile Hikmet Akça da var.

Üç kişilik komisyon, sınav sonucunu açıklıyor, Recep Dikilitaş 100 üzerinden 100 almıştır.

Bunun üzerine Hikmet Akça eski görev yerine gönderiliyor, yerine Recep Dikilitaş atanıyor.

Elimde Hikmet Akça’nın Fevziye Camii’nde görevlendirme yazısı var.

Aslında bu “görevlendirme” değil, “atama” yazısı.

“Süresi dolunca atanmış sayılır” anlamına gelen bir yazı…

Şimdi Kocaeli Müftüsü Yusuf Doğan’a sormak gerekir…

*Hikmet Akça’nın ataması neden iptal edildi?

*Devlette devamlılık esas olduğuna göre, Fevziye Camii müezzini neden değiştirildi?

 

Bir eski müftü bana dedi ki?

İsmini vermeyeyim, bir eski müftü ile cumartesi günü telefonla konuştuk.

Bana dedi ki:

“Tanzer Bey, yazınızı okudum. Kılık kıyafet konusu ön plana çıkarıldı, ama esas konu o değil. Yapılan sınav… Hak gözetilmemiş… O kişi sınavda 100 puan almış. Böyle bir şey mümkün değil. 81 vilayetimiz var, o kişi diğer vilayetlerde de sınava alınsın, hiçbir yerde 80 puanı geçemez. Sorun Recep Hoca’da değil, sorun onu oraya atayanlarda.”

Aynı şeyi başkaları da söyledi.

Hatta dediler ki:

“Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan müfettişler gelsin, yeniden sınav yapsınlar, Recep Hoca’nın yetersizliği ortaya çıkar.”

Bunlar ortaya çıkınca benim aklıma bir şey geldi…

Madem etkin ve yetkin kişiler bu kadar net konuşuyorlar, her iki isim kameralar önünde sınava tabi tutulsunlar, kamuoyu gerçeği görsün.

Bence, Kocaeli Müftülüğü’nün yaptığı sınavın gerisinde ne var, bu araştırılmalı.

Hak ortaya çıkmalı!

Adalet üstün gelmeli!

Gerçekler ortaya çıkmalı.

 

Küfredenlere, hakaret edenlere, protesto eyleminde bulunanlara birkaç sözüm var

Müslümanlıkta “söz ahlakı” vardır.

Daha üç dört hafta önceki Cuma Hutbesi’nin konusu bu idi.

Bu olayda baktım ki, bu olaya tepki gösterenler, maşallah bin bir çeşit küfür öğrenmişler.

Ağza alınmayacak sözler…

“Cüppe şalvar takke peygamberimizin sünneti” diyorlar, arkasından başlıyorlar saymaya.

Müslümanlıkta kötü söz var mıdır?

Peygamberimizin sünnetini savunanlar, o küfürleri kendilerine nasıl yakıştırırlar?

Küfür ve Müslümanlık bir arada nasıl olur?

***

Şu sözlerim de Fevziye Camii avlusunda toplanıp beni protesto edenlere…

Bilirsiniz, her Cuma Hutbesi’nden sonra Nahl Suresi’nin 90. Ayeti okunur:

“Muhakkak ki Allah iyiliği, adaleti, akrabaya yardım etmeyi emreder. Kötülüğü, fenalığı, azgınlığı yasak eder. Düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor…”

Maide Suresi’nin 2. Ayeti’nde ise şöyle bir ifade vardır:

“İyilik ve takva hususunda yardımlaşın. Günahta ve düşmanlıkta yardımlaşmayın.”

Şimdi beni protesto edenlere soruyorum:

Birinin hakkının yenmesi günah değil mi?

Allah, “Günahta yardımlaşmayın” diyor.

Siz pazar günü toplanarak neden “günah”ta yardımlaştınız?

Neden Allah’ın emirlerine karşı geldiniz.

Neden “adalet” değil de “adaletsizlik” istiyorsunuz?

Son olarak şunları söylüyorum:

Kim; benim, ailem ve çalışma arkadaşlarım için ne istediyse, Allah 100 katını onlara versin.

İyilik isteyen iyilik, kötülük isteyen kötülük bulsun!

Yüz katıyla!

Bu yazı toplam 8236 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
kuzeyyıldızı41
10 Şubat 2016 Çarşamba 09:54
09:54
Tanzer Bey eğer yazdıklarınız doğruysa sizin bu yazdıklarınızın sonucunda şu ortaya çıkıyor. Diyanette bile böyle haksızlıklar yapılıyorsa bu adamların arkasında namaz kılınmaz. Yok eğer değilse siz büyük bir vebal altına giriyorsunuz...
Murat Türkkan
09 Şubat 2016 Salı 10:36
10:36
bir yazı bu kadar güzel ve anlaşılır olabilir. Sayın Tanzer bey ve İl müftülük yetkilileri şimdi size önerim bu iki değerli hocamızın tekrar değerlendirilip hak eden kimse görevi o kişiye verilmesini sağlamaktır diye düşünüyorum. Tanzer bey size de haddim olmayarak tavsiyem bu kadar güzel bir habere keşke o resim konulmasaydı diye düşünüyorum.
EROL.
09 Şubat 2016 Salı 10:18
10:18
Yine gündem sallndı.Tebrikler.Bu tekbir getiren cüneytleri güneydoğudaki pkk terörü içinde sokaklara çıksınlar.Hatta suriyeyede bu müezzin başta ruslara karşı Türkmenlerin yanında görmek istiyoruz.Birde belediyeci ne arıyor orada.Tanzer bey inanın bu diyanet tam bir bizans o kadar çok malzeme varki.Yollayın bir muhabir araştırın ne hikayeler çıkacak.Örnek olması gereken kurum tamamen rant,torpil,ticaretin kol gezdiği bir yer.Birde şu merkezi ezanda yasaklansın.Bu konudada bir yazı yazın.Beyler camiye erken gelsinler.
Alev ÇUKURKAVAKLI
09 Şubat 2016 Salı 07:13
07:13
Yine enfes bir yazı; kutlarım...
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim