• BIST 104.123
  • Altın 145,971
  • Dolar 3,4910
  • Euro 4,1702
  • Kocaeli : 20 °C
  • İstanbul : 21 °C
  • Sakarya : 21 °C

Müzakere yerine mücadele devam edecek mi?

Ruhittin Sönmez

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP hükümeti PKK ile müzakereleri kesip, mücadeleye başlamış gibi görünüyor. Bunu bir yandan Kandil’deki PKK kamplarının bombalamalarından ve Erdoğan, Davutoğlu ve hükümet sözcülerinin açıklamalarından anlıyoruz:

“Eline silah alıp, insan öldüren terör örgütleriyle müzakere yapılmaz. Mücadele yapılır.”

Ben bundan 4 yıl önce, 19 Temmuz 2011 tarihinde, “Silah Bırakmayan Terör Örgütüyle Müzakere Sonuç Vermez” diye köşe yazısı yazmış bir sade vatandaşım.

Peki, benim görebildiğimi Erdoğan ve ekibi görememiş veya bilememiş olabilir mi? Sanmıyorum.

Çatışmasızlık ortamında Başbakan Erdoğan liderliğindeki Ak Parti seçimler kazandı. Erdoğan Cumhurbaşkanı oldu. 17/25 Aralık yolsuzluk soruşturmalarından hasarsız kurtuldu.

Buna karşılık Devlet bölgede operasyon yapmadı, asker kışlaya, polis karakola çekildi. PKK Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgesinin bir bölümünde alan hâkimiyetini devraldı, paralel bir devlet kurdu.

***

SEÇİM SONUCU VE ABD BASKISI

Şu soru bugünlerde çokça sorulmakta: Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP 7 Haziran seçimlerinden de tek başına iktidar olarak çıksaydı “müzakere yerine mücadele” politikasına döner miydi?

Bu yaşananlar sadece Erdoğan’ın AKP’yi tekrar tek başına iktidar yapacağı şartları oluşturmak için yarattığı bir kaos politikasının sonucu mudur?

Bana göre bu tez yabana atılacak bir görüş değil. Ancak tek boyutlu bir açıklama bana yeterli gelmiyor.

“PKK ile müzakere sürecinin” arkasında sadece AKP hükümetinin değil, yabancı devletler ve istihbarat örgütlerinin olduğunu ve bunların kendilerine has hesapları olduğunu göz ardı edemeyiz.

Ege Cansen’in yazdığı gibi, “Şubat 2008’de Kandil’e, ‘PKK’ya haddini bildirmeye giden TSK’, ABD Savunma Bakanı Robert Gates ‘Çıkın!’ diye bastırınca yarım gecede geri çekilmişti. Bu olay PKK ile ilişkilerde dönüm noktasıdır. Açılım bundan sonra başlamıştır.” Nitekim Oslo Görüşmeleri 2009’da başlamıştı.

ABD başkanlığındaki bazı ülkeler Suriye ve Irak’ta üniter devleti parçalayıp, üçer parçalı devletler kurmak niyetindeler. Irak’ın kuzeyindeki özerk Kürdistan bölgesi ile Suriye’nin kuzeyinde PKK/PYD egemenliğinde oluşturulmaya çalışılan Akdeniz’e açılacak koridor vasıtasıyla petrol ve doğalgaz hatlarını geçirecekleri güvenli bir bölge yaratma planları var.

Türkiye’nin Güneydoğusunda oluşturacakları PKK devleti ile bu “güvenli alanı” genişletmek planın devamı.

***

CİN ŞİŞEDEN NASIL ÇIKARILDI?

Türkiye’de, çok şükür ki, Türkler ve Kürtlerin çatıştığı bir iç savaş yaşanmamaktadır. Kürtler adına bir örgüt terör üretmekte.

Terör örgütü ile müzakere edilmez, terörün bitirilmesi ve silahların bırakılması görüşülür.

PKK savaştığımız bir devlet imiş gibi, eşit şartlarda “barış şartları” görüşülmüştür.

Dolayısıyla PKK ile yapılan görüşmeler “taraflar arasında barış görüşmesi” olarak kabul edilmekle gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenmiştir.

PKK Kürt halkının meşru temsilcisi ve teröristbaşı Öcalan bu halkın meşru lideri haline getirilmiştir. (Maalesef CHP de PKK’nın TBMM’deki siyasi uzantısı olan partiyi muhatap almak istemekle aynı yanlışı devam ettirmeye isteklidir.)

Bu örgüt ile -silahları bırakmadığı halde- Kürt halkının meşru temsilcisi gibi kültürel haklardan, siyasi haklara kadar konuları görüştüler. Hatta birlikte Anayasa yapmaya kalktılar. PKK’yı devletin ortağı yapacak 10 maddelik mutabakatı Dolmabahçe Sarayında Başbakanlık çalışma ofisinde okuttular.

Bu sürecin ta başından beri PKK’nın yayın organı gazetede yazıldığı gibi, PKK "kendini dağıtmıyor, Öcalansız ve PKK'sız çözüm artık kimsenin aklından bile geçmiyor. Bu görüşmeler yüzünden PKK gerçekten hiçbir şey ertelemiyor. İşler PKK açısından iyi gidiyor”du.

Alan hâkimiyetini sağlayınca dağa çıkarılan gençlerin sayısı katlandı, şehirlerimizde PKK bombaları ve ağır silahlar stoklandı.

Suriye ve Irak’taki gelişmelerle “IŞİD’e karşı savaşan kahramanlar” haline getirilen PKK/PYD batı nezdinde terörist olarak değil, “özgürlük savaşçısı” olarak tanımlanmaya ve meşrulaşmaya başladı.

Ayrıca sosyal ve siyasal olarak da bölgesel kopuşun şartları olgunlaştırıldı.

Bilgesam Araştırma Şirketi’nin Ocak 2011’de yaptığı “Kürtler’in Yüzde Kaçı Bağımsızlık İstiyor?” konulu araştırmada Kürt kökenli vatandaşların yüzde 9,9 u bağımsız bir devletten yana olduğu görülmekteydi. Şimdi bu oranın yüzde 50’yi geçtiği tahmin ediliyor. HDP’ye verilen oyların yüzde 6,5 dan 13,1 e çıkarak ikiye katlanması bu bakımdan tesadüf değil.

(Türkiye’de Kürt nüfusun oranı yüzde 17. HDP’ye verilen oyun yaklaşık yüzde 2-3’ü çoğu CHP’den gelen emanet stratejik oy sayılırsa, HDP'nin Kürtlerden aldığı oy oranı yaklaşık yüzde 10-11 dir. Bunların tamamının bağımsızlık istemediği de açıktır.)

AKP yaptığı bütün hataları anlamış gibi görünüyor. Zaten Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç bile CHP ve MHP’nin bu yönde yaptığı eleştirilerin haklı olduğunun anlaşıldığını itiraf etti.

Ancak cin bir kere şişeden çıkmıştı.

***

AKP ve Erdoğan terörle mücadelede samimi mi?

Kandil’in bombalanması, ülke içindeki teröristler ile çatışmalar bir kararlılık ifadesi mi?

Yoksa bu görüntülerin sebebi geçici bir süre toplumun gazını alma, milliyetçi oyları devşirme veya PKK ile müzakerede pazarlık gücünü artırmadan ibaret midir?

Bundan emin olamıyoruz.

Çünkü mesela 2009’da başlayan 2012’ye kadar devam eden mücadelede devam ederken MİT ve PKK’nın masaya oturduğunu, Devletin KCK operasyonlarına rağmen Öcalan’la anlaştığını öğrenmiştik. KCK operasyonlarında birçok önemli isim tutuklanırken, Oslo görüşmesinde MİT’in muhatapları arasında KCK’nin Türkiye temsilcisi Sabri Ok’un da olduğu ortaya çıkmıştı.

Özellikle İdris Naim Şahin’in İçişleri Bakanı olduğu 2011- 2012 (bir yandan müzakere devam ederken) yapılan etkin mücadele ile bölücü örgütün ciddi kayıplar verdiği yıllar olmuştu. İlaveten yapılan KCK operasyonları ile örgütün eylem yapma kapasitesi oldukça kısıtlanmıştı.

Zamanın Başbakanı Erdoğan’ın Başdanışmanı, şimdiki Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan (Kasım 2011’de) PKK'nın bu çatı örgütü KCK’ya yönelik operasyonları, "30 yıllık terörle mücadelede yapılan hamlelerin en önemlisi" olarak gördüklerini açıklamış ve şunları söylemişti:

"Hükümet, terörle mücadele adına yapılması gereken neyse onu yapmaktadır. Bunun içinde sınır ötesi operasyon da vardır, Türkiye kırsalında operasyon yapmak da vardır, şehirde KCK operasyonu yapmak da vardır.”

Sonra ne oldu?

PKK’ya operasyon yapılmadı. Karakollara yapılan saldırılara bile cevap verilmedi.

Ocak 2013’de 4. Yargı paketiyle 1000 KCK’lı tahliye edildi. KCK’lıların tutuklanması “Paralelci hâkim ve savcıların” ihaneti sayıldı. KCK operasyonlarını yapan polisler tutuklandı. Öcalan’dan medet umuldu.

Bölge adeta PKK’ya terk edildi.

Kandil’e bomba ve asker yerine TBMM’de yer alan milletvekilleri elçi olarak gönderildi.

***

MÜCADELENİN DEVAMI GELİR Mİ?

Önceki tecrübelerimiz sebebiyle Erdoğan ve AKP’nin bundan sonra terör ile mücadeleye ne kadar devam edeceğinden emin değilim.

AKP tek başına iktidar olsaydı, “çok geçmeden tekrar müzakereye geçebilir” derdim.

CHP ile koalisyon yaparsa da yeni bir formatla tekrar müzakere süreci başlayabilir.

Ancak Milliyetçi Hareket Partisi ile bir koalisyon kurulursa “müzakere yerine mücadele” politikasının istikrarlı bir şekilde devam edeceğini öngörebiliriz.

Bu yazı toplam 991 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim