• BIST 83.067
  • Altın 146,538
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • Kocaeli : 1 °C
  • İstanbul : 5 °C
  • Sakarya : 1 °C

Namazda huşû ve huzur

Mehmet Sönmezoğlu

Huşû, Allah’a yönelmek, Allah’ın huzurunda olduğu bilinciyle boyun eğmek, mütevâzi, sakin, saygılı, ihlaslı ve itaatkâr olmak demektir. Huşû, Kur’an’da bazı ayetlerdeki (Bkz. Âl-i İmrân, 3/199; İsrâ, 17/109; Enbiyâ 21/90; Mü’minûn, 23/2; Hadîd, 57/16) ifadelere bakarak, “Allah karşısında duyulan saygı ve tazimden dolayı  O’na boyun eğme ve bunun hareketlere yansıması” olarak izah edilebilir. Huşûnun aslı kalpte olup, belirtisi bedende ve davranışlarda görülür. Kalp Allah’a boyun eğip itaat ettiği takdirde, diğer azalar da ona uyar.

 

Huşû, her şeyden önce kişinin Allah’a karşı son derece saygılı olması, kendini O’nun huzurunda hissedip sükûnet ve vakar içinde boyun eğmesi şeklinde manevî bir durum olduğuna göre yalnız belirli ibadetler esnasında değil hayatın her anında Allah’ın huzurunda kulun takınması gereken bir kulluk tavrı ve edebidir. Bununla birlikte huşû denince ilk akla gelen şey namazdaki duruştur. Çünkü namaz hem şekil hem de muhteva olarak kulluğun derinden yaşanmasına ve hareketlerle ifade edilmesine en uygun ibadettir. Bu sebeple namazın temeli huşu ve ihlâstır. (İslam Ansiklopedisi, TDV. C. 18, Huşu Mad.)

 

Namazda huşû demek; namaz kılarken insanın, kalbini dünya sevgisi ve meşgalelerinden arındırarak Allah’a bağlaması, kendisini tam manasıyla namaza vermesi, dünya ve dünyadakilerle ilgisini keserek bütün benliğiyle sadece namaza yönelmesidir. Namazın bu şekilde huşû ve huzur içinde eda edilmesi Yüce Allah’ın kullarına bir emridir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır: “…Allah’a gönülden boyun eğerek namaza durun.” (Bakara, 2/238)

 

Namazı huşû ile kılmış olmak için, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in kıldığı ve bildirdiği şekilde, farz, vacip, sünnet ve adabına uyarak, kemâl-i edep, huzuru kalp ve ihlâsla kılmak gerekir. Hz. Peygamber diğer ibadetlerine olduğu gibi namazına da büyük özen göstermiş,  namazlarını son derece huşû ve huzur içerisinde kılmış, her konuda olduğu gibi bu konuda da bizlere güzel örnek olmuştur. O’nun namaz kılışını sahabeler şöyle anlatıyorlar: “Resûlullah namaz kılarken (Allah’ın huzurunda bulunmaktan dolayı) göğsünden, dönmekte olan değirmen taşının veya kaynamakta olan tencerenin sesi gibi ses işitilirdi.” (Ebu Davud, Salat, 156)

 

Peygamber Efendimiz (s.a.s.), çeşitli vesilelerle huşûnun önemine dikkat çekmiş, namazın gafletten uzak bir şekilde huşû içinde kılınmasını tavsiye etmiş,  huşû ve huzur halini zedeleyecek şekilde namaz kılmaktan sakınılmasını istemiştir. (Ebu Davud, Salât, 165; Tirmizî, Cum’a, 59) Bunun yanında yemek hazırken namaza durmayı (Buharî, Ezan, 42), namaz vaktinin çıkması söz konusu olmadığı halde sıkışık abdestle namaz kılmayı (Müslim, Mesâcid, 67) namazın huşûuna mani olacağından uygun görmemiştir.

 

Hz. Peygamber (s.a.s.), “Yüce Allah beş vakit namazı farz kıldı. Kim güzelce abdest alıp namazları vakitlerinde kılar, huşû ve rükûunu tam yaparsa, Allah’ın onu bağışlayacağına dair vaadi vardır. Böyle yapmayan kimse için ise Allah’ın bir vaadi yoktur; dilerse onu bağışlar, isterse azap eder” (Ebu Davud, Salat, 9) buyurarak namazların huşû içerisinde kılınmasını teşvik etmiş, başka bir hadis-i şeriflerinde ise, rükû ve secdeleri tam yapmayan, namazı adabına uygun kılmayan kimseleri, en kötü hırsızlar olarak nitelendirmiştir.  (Muvatta, Kasru’s-Salât, 72)

 

Dinin direği ve en anlamlı kulluk göstergesi olan namaz ancak huşû ve huzur içerisinde kılındığında dünyevî sıkıntılardan kurtulmaya, günahlardan arınmaya, sevap ve mükâfat kazanmaya vesile olmaktadır. Yine ancak huşû ile eda edilen namaz mü’min için ahirette ebedî kurtuluş sebebi sayılmaktadır. Nitekim Kur’an’da şöyle buyrulmaktadır: “Mü’minler gerçekten kurtuluşa ermişlerdir. Onlar ki, namazlarında derin saygı içindedirler.” (Mü’minûn, 23/1-2) Görüldüğü gibi, imandan sonra kurtuluşun ilk şartı olarak namazın huşû ile kılınması gösterilmiştir.

 

Mü’minlerin huşûları, Allah’a ve ahiret gününe olan imanlarından kaynaklanmaktadır. Zira kâmil bir imana sahip olmayan ve huşûdan mahrum kimselere namaz kılmak zor gelir. “Şüphesiz namaz, Allah’a derinden saygı duyanlardan başkasına ağır gelir. Onlar, Rablerine kavuşacaklarını ve gerçekten ona döneceklerini çok iyi bilirler.” (Bakara, 2/45-46) ayetinde bu gerçek açıkça belirtilmiştir.

 

O halde; namazlarımızı sadece şekil olarak değil, Allah’a içtenlikle saygı ve tevazu göstererek, severek, isteyerek ve manevî haz alarak kılmalı, namazda iken ne okuduğumuzun farkına varmalı, okuduğumuz Kur’an ve duaların manalarını düşünmeli, Allah’ın huzurunda bulunduğumuzun şuuruyla bütün varlığımızla Allah’a yönelmeliyiz.

Bu yazı toplam 1057 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim