• BIST 107.148
  • Altın 143,559
  • Dolar 3,5506
  • Euro 4,1367
  • Kocaeli : 29 °C
  • İstanbul : 30 °C
  • Sakarya : 29 °C

Nâzım Hikmet’in vatan hasreti

Necdet  Güler

Nâzım Hikmet yaşamı boyunca yazdıkları yüzünden on bir defa yargılanıp İstanbul, Ankara, Çankırı ve Bursa hapishanelerinde on iki yılı aşkın zaman yatmıştır. Son olarak hapisten çıktığı 1951 yılında, 50 yaşında iken öldürülme korkusu nedeniyle ülkesini terk etmiştir. 

Vatan hasreti hiçbir şeye benzemez. Eskimoyu Paris’e götürün, bir müddet sonra buzla kaplı topraklarını arayacaktır.

Ayrılış süresi uzun ise, hasret doğal olarak daha fazla oluyor. Vatana hiç dönememek varsa, düşünün hasretin büyüklüğünü.

Bu nedenledir ki Nâzım’ın hasreti hiç dinmiyor. Çünkü memleketine hiç dönemeyecek. Bu yüzden duyduğu hasret birçok şiirine aksetmiştir. Öyle aksetmiştir ki bu şiirlerinde memleketinde iken içinde yattığı hapishaneleri bile anmaktadır.

 

Memleketimi seviyorum:             

Çınarlarında kolan vurdum, hapishanelerinde yattım.             

Hiçbir şey gidermez iç sıkıntımı             

memleketimin şarkıları ve tütünü  gibi.  

 

Bu hasret onu toprağına büyük bir ihtirasla bağlamıştır; Eşi Vera'yla birlikte, 1962 Şubatında, “Asya ve Afrika Yazarlar Birliği” kongresi'ne katılmak üzere Mısır'a gider. Çin heyeti Türkiye Cumhuriyeti pasaportu taşımadığı için, Nâzım  Hikmet’in Türk delegesi sayılamayacağını ileri sürerek itiraz eder. Bunun üzerine şair, diliyle, varlığıyla Türkiye'ye nasıl bağlı olduğunu anlatan bir konuşma yapar. Ayakta alkışlanır. Onu kongre başkanı seçerler.

Onun memleket hasretinde Anadolu’nun yeri başkadır. Bu nedenle   öldüğünde gömüleceği yer için yazdığı “Vasiyet” şiirinde (27Nisan 1953) Anadolu’yu   vurgular.

 

VASİYET
Yoldaşlar, nasip olmazsa görmek o günü, 
ölürsem kurtuluştan önce yani, 
alıp götürün 
Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni.

Hasan beyin vurdurduğu 
ırgat Osman yatsın bir yanımda 
ve çavdarın dibinde toprağa çocuklayıp 
kırkı çıkmadan ölen şehit Ayşe öbür yanımda.

Traktörlerle türküler geçsin altbaşından mezarlığın, 
seher aydınlığında taze insan, yanık benzin kokusu, 
tarlalar orta malı, kanallarda su, 
ne kuraklık, ne candarma korkusu.

Biz bu türküleri elbette işitecek değiliz, 
toprağın altında yatar upuzun, 
çürür kara dallar gibi ölüler, 
toprağın altında sağır, kör, dilsiz.

Ama bu türküleri söylemişim ben 
daha onlar düzülmeden, 
duymuşum yanık benzin kokusunu 
traktörlerin resmi bile çizilmeden.

Benim sessiz komşulara gelince, 
şehit Ayşe'yle ırgat Osman 
çektiler büyük hasreti sağlıklarında 
belki de farkında bile olmadan.

Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani, 
- öyle gibi de görünüyor - 
Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni 
ve de uyarına gelirse, 
tepemde bir de çınar olursa 
taş maş da istemez hani... 

 Nâzım, Rusca, Arapça ve Fransızca’yı akıcı şekilde konuşabildiği halde şiirlerini daima Türkçe yazmıştır.

 Nâzım Hikmet’in hasreti özellikle Türkiye’ye yakın olduğu zamanlar adeta tavan yapmıştır. Örneğin Varna’da bulunduğunda. O zaman ülkesinin meşhur içkisi, yemek yeme alışkanlıkları da şiirlerine aksetmiştir. 

 

VARNA BENİ DELİ ETTİ

Şu Varna deli etti beni,

divâne etti.

Sofrada domates, yeşilbiber, kalkan tavası,

radyoda "Ha uşaklar!" Karadeniz havası,

rakı kadehte aslan sütü, anason,

uy anason kokusu!

Ahbapça, kardeşçe konuşulan dilim...

A be islâh be, islâh be hâlim...

Şu Varna deli etti beni

divâne etti.

 

Bu yazı toplam 1398 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim