• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • Kocaeli : 13 °C
  • İstanbul : 11 °C
  • Sakarya : 14 °C

NE İSA’YA NE MUSA’YA YARANABİLDİK

Tarık Bağdat

 

            Kırk dokuz yaşımdayım, hayatta şunu fark ettim. Bu zamanda doğru, dürüst adam olmak, işini iyi yapan olmak çok  zor. 

            İş hayatında, siyasi partide, sendikada, dernekte velhasıl sorumluluğun ve menfaatlerin karşı karşıya geldiği her yerde ve her şartta doğru olmak ve dürüst kalmak zor olmaktan da öte, neredeyse imkansız.

            Çünkü; günümüzün ekonomik ve sosyal şartları çok ağır baskı altında bırakıyor insanları. Bu ahval ve şerait içinde dahi dürüst olmaya çalışmak insanı yoruyor. Peki bu şekilde çalışan yok mu? Elbette var, fakat benim gibi azınlıktalar. Kimseye de yaranamaz bu zavallılar tıpkı benim gibi. İnsanlar çalışanı bir yere geleni kıskanır olmuş, altına takoz koymak için her yolu dener olmuş. En fazla da insan kendi görüşünde olduğunu düşündüklerinin karşı tarafla aynı davranmalarına kahır oluyor. Bir de aile içinden yan faktörler de var olanlar olunca kahır da bir başka oluyor,canım.

            Hani amiyane tabirle ”bu dünya da ne İsa’ya yaranabildik ne Musa’ya’ ‘diyoruz ya tıpkı onun gibi işte. İşte 49 yaşından sonra yer değiştiriyoruz. Neden yıldığım için. Hem de yanımda yaşlı insanları da sürükleyerek. Bunun vebali kimin? 

            Hiç kimse eleştirilmeyi veya hatasının yüzüne vurulmasını istemez. Yalan olsa da kendisine ”sen aslansın, kaplansın, haklısın…” diye söylenmesi hoşuna gider. Kim ne derse desin menfaatlerimiz ön plandadır. Bu yüzden doğrular, kılıç yarası gibi canımızı acıtır, nefsimize ağır gelir.

            Mesela işte herkese yalan söylemek zorunda kalırız çoğu zaman. Aman kimse incinmesin diye. Bazı şeyleri yukarlara iletmemek için kılı kırk yararız. Neden mi çünkü yalakalar hemen seneryoyu yazar, seni zor durumda bırakmayı sever. Hele gerçeği söyle görürsün “Hanyayı Konyayı”.

            Ondan sonra ”kazın” dur.

            Patrona yalakalık yapmayayım dürüst olayım dersiniz, ne kadar ağır ve pis iş varsa üstünüze kalır.

            Fakat, ”akıllı” olur patronun hatalı veya yanlış işine dahi göz göre göre ” helal sana patron, Allah seni başımızdan eksik etmesin ” deyip de onun suyundan giderseniz; o zaman işler ayna çal çal oyna.

            Örneğin herhangi bir partide, başkanı veya yönetimi eleştirip ”şu işler haksız, bu işler yanlış oldu” derseniz istenmeyen adam ilan edilir, bir yerlere de gelemezsiniz. Sendikada, meslek odasında, dernekte de durumlar üç aşağı beş yukarı aynıdır.

            Memleketine, siyasi görüşüne, varlığına, nüfusuna ve grubuna bakmadan, ”şunun bunun adamı ” demeden kişilerin yanlışlarını söylemeye kalkmayacaksın. Yani sana zararı olmadığı sürece ”kaşının üstünde gözün var” demeyeceksin.

            Gelen ağam giden paşam misali. Bunun tersini yapmaya kalkarsan ”gözünün yaşı,…teri hiç bitmez” derdi büyüklerimiz.

            Şimdi anlatacağım olay, bu yazıya örnek olacağını umduğum, bizzat gördüğüm yaşadığım bir vakadır. Kamuda 25 yıl sendika üyesi bir işçi olarak çalışmış. Sendika da her türlü eylemlerine işten atılma pahasına destek vermiş bir arkadaşımı örnek vereceğim.

            Haa! Kimse yanlış anlamasın bu ben değilim.

            Sendikanın varlığına ve önemine inanmayan kişiliği bile tartışılır insanların, sadece falan görüşün filan grubun adamı diyerek mühim görevlere getirildiğine şahit olan bir arkadaşımdan bahsediyorum. Arkadaşıma ne oldu derseniz, çektiği sıkıntılar yanına kar kaldı o kadar. Bir baltaya sap olamadı vesselam.

            Bu işlerde arkadaşımın canını yakan ve en çok zoruna giden bir diğer şey; haksızlık karşısında babası dahi olsa susmayıp doğruyu söyleyen insanların iyi niyetini sinsi emelleri için istismar eden ikiyüzlü kişilerin varlığı olmuştur. Bu kişiler dürüst insanları öne sürüp perde gerisinde kıs kıs gülerek zaferlerini kutlarlar. Bütün bunları arkadaşım yaşadı ve gördü.

            Gerçi bende onun yaşadığının başka versiyonlarını yaşadım ya! Neyse…

            Sonuçta; hayatta politik olmayı bilmek lazımmış. Yani harbilik, dobralık pek geçerli akçe değilmiş. Her yerde rengimizi belli etmeyecekmişiz. Haksızlık karşısında hemen öne atılmayacakmışız. Geç de olsa öğrendik. Ne yalan söyleyeyim bende artık usul usul kıvırmaya başladım. Nesrin Topkapı kadar olamasak da.

            Eskiden büyüklerimiz ”doğrucu başı sen misin de her şeye karışıyon?” derlerdi.Kulak asmazdım, demek ki bir bildikleri varmış!

            Hele bu yaştan sonra bir gidelim buralardan, o zaman çok konuşuruz çok.

            Saygılarımla.

Bu yazı toplam 1199 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim