• BIST 82.509
  • Altın 147,630
  • Dolar 3,7808
  • Euro 4,0420
  • Kocaeli : 6 °C
  • İstanbul : 8 °C
  • Sakarya : 6 °C

Ne kadar faşistmişim de haberim yokmuş!

M.Tanzer Ünal

“Komünist” ve “faşist” suçlamalarının çok gerilerde kaldığını düşünüyordum.
Sonradan farkına vardım, kendini geliştiremeyen insanlar, sıkışınca hâlâ bu terimlere sarılmaya devam ediyorlar.
Okumamıştım, bir arkadaşım tesadüfen görmüş, haber verdi.
Hatta suçlayarak konuştu:
“Sana faşist diyorlar, neden aylardır cevap vermiyorsun?”
“Kim bana faşist diyen?”
“Kenan Kaplan diye biri… Çerkes Hakları İnisiyatifi’nden… Aylar önce yazmış, senden tık yok!”
Yazının yayınlandığı siteyi buldum.
Adı, “Demokrasi ve bağımsızlık yolunda Özgür Çerkes”…
Benimle ilgili olan yazıyı ve diğer yazıları ilgiyle, hayretle okudum.
Kendi kendime, “Demek, geçen yılın başında Çerkes Hakları İnisiyatifi hakkında yazdığım yazılarda haklıymışım” dedim.
Çünkü yazılarımda belirttiğim “o ihanet zihniyeti” devam ediyor.
Hayret!
Her şey aklıma gelirdi de, bir gün çok sevdiğim Çerkesler arasından böyle insanların çıkacağı hiç aklıma gelmezdi.
Neyse… Benim faşist ilan edildiğim o yazıyı sizlerle paylaşmak istiyorum.
Okuyun ve ülkemizin ne tür zihniyetler tarafından kuşatıldığını görün!
İhanet tohumları sadece bir bölgeye serpilmemiş…
Emperyalistler, verimli buldukları her cins toprağa “ihanet tohumu” serpmiş.
Amaçları, sitelerinin isminden belli…
“Demokrasi ve bağımsızlık yolunda Özgür Çerkes”…
Demek, şimdiye kadar “özgür” değillermiş…
Hedefleri neymiş? Bağımsızlık…
Yazıyı okuyunca, zihniyeti zaten sizler de anlayacaksınız.
Yazı, 3 Mart 2012 tarihinde yayınlanmış.
“Çerkes Çalıştayı'nın sonuç bildirisine de yansıdığı gibi, dillerini, kültürlerini, etnik kimliklerini, inançlarını bağımsızlıklarını korumak için nesiller boyu Ruslarla savaşan Çerkesler, 1864 yılında bu orantısız güce karşı verdikleri savaşı kaybetmiş, uğradıkları soykırım sonucu zorunlu sürgünle halifenin topraklarına yerleşmişlerdi. Çerkesler gerçekten de bu topraklara dilleriyle, kültürleriyle, etnik kimlikleriyle, inançlarıyla var olabileceklerine inanarak gelmişlerdi. Dillerini, kültürlerini, etnik kimliklerini, inançlarını inkar edecek olsalardı, Ruslarla savaşmaz, soykırıma ve sürgüne uğramaz, anavatanlarında yaşamaya devam ederlerdi.
Çerkesler için savaş Osmanlıya geldikten sonra da bitmedi, bu topraklara gelmenin bedelini fazlasıyla ödediler. Önce 93 Harbinde, sonra Balkan savaşında, ardından Çanakkale'de, daha sonrasında Sarıkamış'ta Osmanlı için kan verdiler, can verdiler. Bu toprakları kendilerine vatan yaptılar. Bir ümmet devleti olan Osmanlı'da dilleri, kültürleri, kimlikleri ve inançlarıyla ilgili bir sorun yaşamadılar.
Osmanlı'nın dağılarak işgal edilmesiyle birlikte, Milli Mücadele'ye öncülük ettiler. Cumhuriyetin kuruluşuna kanları, canları pahasına en hayati katkıları sundular. Osmanlı ümmeti ve onun bir parçası olan Çerkesler yeni bir devletin temelini attılar. 1921'de vatandaşlık tanımının yapılmadığı, tüm halkların eşit statüde olduğu bir anayasa yapılarak mecliste kabul edildi. Bu sonuçtan herkes memnundu kimsenin kimseyle problemi yoktu.
Bütün sorunlar İttihatçıların meclisi ele geçirmesi ve ulusalcı devlet ideolojisine zemin hazırlamak için yapılan 1924 Anayasası'nın mecliste kabul edilmesiyle başladı. Bu anayasada vatandaşlık tanımı Türk etnik kimliği üzerinden yapılıyor, sınırları içinde yaşayan herkes “Türk ulusunun” parçası sayıyordu. Böylece “Asimilasyoncu, Türkçü ve tapınmacı Kemalizm” devlet ideolojisi haline getirildi. Artık yeni kurulan cumhuriyette egemenlik kayıtsız şartsız Türkiye Halklarının değil, etnik Türk unsurunundu. Devlet yapısına hakim olan etnik Türk Milliyetçiliği, Türk Etnik unsuru dışındaki hiçbir halkı, hiçbir kültürü, hiçbir dili tanımıyor, farklılıkları asimile etmek için de her türlü yöntemi kullanıyordu.
Artık, devlet nezdinde makbul bir vatandaş ya da makbul bir halk olarak kabul edilmeniz için devlete sadık olmanız, çalışkan olmanız, dürüst olmanız, ahlaklı olmanız yetmiyordu. Bu arada devletin kurucusu olan Mustafa Kemal'e “ATATÜRK!” adı veriliyor, sonraki dönemlerde okullarda farklı etnik halkların çocuklarına “Varlığım Türk varlığına armağan olsun” dedirten “andımız!” isimli metin okutulmaya başlanıyordu.
Lozan'ın ertesinde 150'likler listesinin üçte ikisine Çerkesler doldurularak yurt dışına sürgün edildi. Çerkes Ethem'in isminin başına hain sıfatı getirilerek Çerkesler itibarsızlaştırılmaya çalışıldı. Çerkes köylerinde vatandaş Türkçe konuş kampanyaları yapıldı, Güney Marmara (Gönen, Manyas) Çerkes Köyleri Doğu Anadolu'ya sürüldü. Çerkeslerin asimilasyonu için her türlü baskı, şiddet ve yıldırma politikaları uygulamaya kondu.
Bu ulus devlet ideolojisi ve uygulamaları 1961 ve 1982 Anayasalarıyla daha da güçlendirilerek günümüze kadar geldi. Bugün gelinen noktada Türkiye'de demokratik açılım ve yeni anayasa yapım süreçleri yaşanıyor.
Çerkesler de bu sürece müdahil olarak bir Çerkes Çalıştayı düzenlediler. Çerkeslerin bu çalıştayı düzenleme amaçları, Çerkeslerin sorunlarını ortaya koymak, hem kendilerinin, hem de Türkiye'de yaşayan tüm azınlıkların sorunlarının çözümüne yönelik önerileri ortaya çıkarmaktı.
Çalıştayda, tüm sorunların kaynağının “mevcut anayasa ve bu anayasaya dayalı olarak “Türk ulusu yaratmayı amaçlayan ulus devlet ideolojisi” olduğu ortaya çıktı. Türklük 1923'e kadar kültürel bir kimlik iken, daha sonra yapılan anayasalarla Türklük etnik bir kimlik haline getirilmiş, vatandaşlık bağı etnik Türk kimliğine dayandırılmıştır. Halbuki etnik kimliğe dayalı olmayan “anayasal vatandaşlık” Türkiye gibi çok uluslu ve çok etnikli devletler için çok daha anlamlıdır.
Anayasal vatandaşlık; etnik, ulusal, dinsel, mezhepsel, kültürel bir ögeye dayanmaz. Öncelikli ve imtiyazlı herhangi bir ulus ve etnik grup yoktur.
Anayasal vatandaşlık, milliyetçi eğilimlerin dışlayıcılığını ortadan kaldırmak, bütün uluslar ve azınlıklar arasında eşitçe bir düzenin kurulması için kullanılan bir tanımdır.
Anayasal vatandaşlıkla azınlıkların kendi aidiyetlerini korumaları da sağlanmış olmaktadır.
Türkiye'de vatandaş olan herkesin Türk kabul edildiği anlayış ve Türk ulusal etnik yapısına sağlanan imtiyaz anayasal vatandaşlık konseptine aykırıdır.
Anayasal vatandaşlıkta çoğulcu değerlerin kabulü esastır. Bu nedenle devlet toplumu oluşturan gruplara karşı eşit mesafede ve tarafsız durur. Bütün grupların kollektif hakları güvence altına alınır.
Eğer iç barışın sağlandığı, halkların kardeşçe yaşadığı bir Türkiye hayal ediliyorsa; yeni anayasada vatandaşlık tanımı “etnik Türk unsuru” üzerinden değil “anayasal vatandaşlık tanımı” üzerinden yapılmalıdır.
Çalıştaydan çıkan diğer önemli bir sonuç da, Türkiye'de gerçekte sorunların kaynağı olan “etnik bir Türk sorunu” olduğuydu. Türk etnik unsurunun “egemenlik kayıtsız şartsız Türklerindir” söylemi Türkiye'nin temel sorununun egemenliğin paylaşımı sorunu olduğunu açıkça ortaya koymaktaydı. Türk etnik unsurunun kendisini tek egemen kabul edip, diğer halkları ve onların dillerini, kültürlerini, etnik kimliklerini yok sayan anlayışı ve uygulamaları iç barışı zedeliyor, ülke bütünlüğüne zarar veriyordu.
Diğer önemli bir tespit de Türkiye halklarının birbiriyle hiçbir sorunu olmadığı, ancak etnik Türk kimliğinin tüm halklarla sorunu olduğuydu.
“Bu ülke Türklerindir, ya kimliğinizi inkar eder Türklüğe biat edersiniz; ya da biz gereğini yaparız” dayatması Türkiye'de tüm halkların sorunu haline gelen bir Türk sorununun varlığını açıkça ortaya koyuyordu.
Ne zaman, “Ben de Çerkesim, bizim de bir dilimiz, bizim de bir kültürümüz var. Biz etnik olarak Türk değil Çerkesiz, bu topraklarda dilimizle, kültürümüzle, etnik kimliğimizle var olmak, varlığımızı geleceğe taşımak istiyoruz” desek, bizlere “sizde mi bölücüsünüz?” demeleri tesadüf değil. Onlara göre Türk değilseniz bölücüsünüz, yıkıcısınız, hainsiniz.
Çalıştayın ilk günü yine bu türden bir ithamla karşı karşıya kaldık. Kocaeli gazetesinde yazan M. Tanzer Ünal isimli faşist, Çerkes Hakları İnsiyatifini “Türkiye'de yeni bir ihanet grubu” olarak nitelendiriyor, İnisiyatif sözcüleri Kenan Kaplan ve Murat Özden'i hedef gösteriyordu. Bakın bu ağzı salyalı faşist ne diyor:
“Hele hele, çoğunu yakından tanıdığım Kocaeli'ndeki Çerkes kardeşlerimin, devlete, MİLLETE, ortak değerlerimize bağlılıklarından zerre kadar şüphe etmiyorum.”
Kısaca demek istiyor ki; benim tanıdığım Çerkesler kendilerini Türk kabul eder, Türklüğün değerlerini kendi değerleri olarak kabul ederler, devleti de Türk etnik unsurunun devleti olarak kabul ederler ve kayıtsız şartsız olarak Türklüğe itaat ederler.
Bu arada bazı isimler de zikretmiş. “Ender Şenol da bu itaatkar Çerkeslerden biridir ve Türk olmaktan başka hiçbir talebi yoktur” demeye getiriyor. Herhalde Ender Şenol bu faşistin kalemine malzeme olmanın rahatsızlığıyla bir Çerkes olarak gereken açıklamayı yapar.
Bu bağlamda Kaffed ve Kaffed'e Bağlı Kocaeli Dernek Başkanı Sami Korkut'un isimleri de zikrediliyor. Kaffed ve Sami Bey de herhalde bu faşiste gereken cevabı verirler. Zira sessiz kalmak bu faşistin söylemlerini kabullenmek anlamına gelecektir.
Faşist yazar M.Tanzer Ünal,
ÇHİ olarak seninle mahkemede hesaplaşacağız. Ancak senin ve senin gibi faşistlerin bilmesini istiyoruz ki, bizler bu ülkeyi Çerkes kimliğimizle senden ve senin gibi faşistlerden daha çok seviyor, bu ülkenin birliğine, bütünlüğüne sizden daha çok değer veriyoruz. Bu ülkede bölücülük yapan gerçek hainler senin gibi faşistlerdir.
Bu arada kimliklerini inkar ederek bu faşistlerin değirmenine su taşıyan Çerkeslere de sesleniyor ve diyorum ki: Halkınıza ihanet etmeyin, tarih önünde hesap verirsiniz.
Vorepsov Adiğağer!”
***************
Kenan Kaplan’ın yazısını okudunuz.
Artık “faşist yazar” da olduk.
Türkiye’nin geldiği, getirildiği noktaya bakın!
Ulusalcı olmak, vatanın birliğini, dirliğini ve beraberliğini savunmak, artık faşistlik!
Bu arada okurlarıma yazılanlarla ilgili bilgi de vereyim.
Beni kastederek, “Mahkemede hesaplaşacağız” demiş.
Üç defa suç duyurusunda bulundular, üçünde de Cumhuriyet Başsavcılığı “takipsizlik” kararı verdi.
Eğer dava açılsaydı da, böyle bir davada yargılanmaktan “şeref” duyardım.
Diğer bir konu…
Dikkatinizi çekmiştir.
Kenan Kaplan, yazısının bir yerinde, “Herhalde Ender Şenol bu faşistin kalemine malzeme olmanın rahatsızlığıyla bir Çerkes olarak gereken açıklamayı yapar. Bu bağlamda KAFFED ve KAFFED’e bağlı Kocaeli Dernek Başkanı Sami Korkut’un isimleri de zikrediliyor. KAFFED ve Sami Bey de herhalde bu faşiste gereken cevabı verirler. Zira sessiz kalmak bu faşistin söylemlerini kabul etmek anlamına gelecektir” demiş.
Kenan Kaplan’ın haberi olsun, Ender Şenol’dan da, Sami Korkut’tan da, KAFFED’den de hiçbir açıklama gelmedi.
Sessiz kalmaları, kendi ifadesiyle, “benim söylemlerimi kabul etme” anlamına geliyor olmalı.
Şunu da söyleyeyim…
O yazılarımdan sonra, Türkiye’nin dört bir tarafına dağılmış yurtsever ve devletine bağlı yüzlerce Çerkes kökenli kişiden “kutlama mesajları” aldım.
Aslında önemsemediğim kişilerin yazdıklarını, “önemsiyormuşum gibi” yazılarıma konu etmem.
İstedim ki, okurlarım, Türkiye’nin dört bir tarafına ekilen ihanet tohumlarının nasıl yeşerdiğini görsünler.

Bu yazı toplam 1164 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim