• BIST 88.258
  • Altın 145,686
  • Dolar 3,5936
  • Euro 3,8018
  • Kocaeli : 3 °C
  • İstanbul : 11 °C
  • Sakarya : 3 °C

Ne mutlu güzel yaşayıp güzel ölenlere

Bilgutay Bağdat

İnsanın içini burkmaktan daha da öte hislere sevk eden, insanın yerle bir olmasına sebebiyet veren, fakat öyle ya da böyle doğal bir sonuç olarak, her şeyin Allah'tan geldiğini kabul eden ama yine de;  anne ya da babanın ölümünü kabul etmeyen düşünce vardır beyinlerimizde. Bunun yanında başka ölümler belki de pek bir yakıcı etki yapmaz yüreğimizde diye düşünürüz hep…

Lakin öyle bir durumlar vardır ki; ölen kişi kardeşten daha yakının annesi ve babası ise kendi anne babamız gibi acı verir insana. Güzel günler, kötü günler geçirdiğiniz arkadaşınızın anne ve babası sizin babanız kadar değerli oluyor gözünüzde.

Hele ki; vefat eden kişi babanızın da çok sevdiği insan olunca acınız iki kat artıyor.

Geçen Perşembe günü saat 22.00 da en yakın can arkadaşım Vahit’in telefonu ile irkildim. Yüreğim nedensiz bir den hızlı atmaya, elim bir den telefondan uzaklaşmaya çalıştı. Son ve cansız bir hamle ile açtım telefonu titrek bir ses ile “- Efendim! Vahit” dedim. Telefondaki ses ağlamaktan bitap olmuş ses tonu ile “- Babam öldü” dedi.

Karşılıklı iki cümle hayatı o an kararttı. Kimine göre 91 yaşında Nail KARATAŞ vefat etmişti belki. Ama bize göre eski kurt, eski çınar bu dünyadan yok olup gitmişti.

Tam 91 yaşındaydı Nail amca. Akıl sağlığı yerinde, gözler şahin gibi uzağı gören gözlerdi. Ve hala bu ülke için, şehri için, köyü için doğru sözler söyleyecek gücü vardı.

Onu toplam 15 günde almıştı bizden yaratan. Belki bir deri bir kemikti ama güçlü insandı. Çarşıda keklik gibi seke seke dolaşır, civan mert gibi gümbür gümbür ses getirirdi, bastığı yerden. Çarşıda gördüğü zaman ayaküstü sohbet etmeden bırakmazdı. Ben ise onun kahverengi ceketi içindeki kalın gömleği ve siyah şapkası ile karşısında palto içine saklanmış bedenim, kulaklarıma kadar çektiğim atkım ve sinüslerim dolmasın diye başıma iyice yerleştirdiğim şapkamla dururdum. Aman derdim aman! Ben bu şekilde duruyorum Nail amcam üşümesin hemen göndereyim diye utanarak acele acele konuşur bir an önce minibüse binmesini ablalarımın yaktığı sobasının başında ısınmaya gitsin diye debelenirdim.

Hemen anlar; “Acelen mi var! “ der. “Yok! Nail amca sen üşüyeceksin “ dediğimde “Ben üşümem yıllarım soğukta geçti bana bir şey olmaz” diye seslenirdi.

Doğru yılları soğukta geçmişti. Karamürsel’in tek mükemmeliyetçi taş ustası idi. Ve eski evlerin tek yapımcısı idi. İşini titizlikle yapar iş saati diye bir şeyi olmadan geç saatlere kadar çalışır, karanlıkta eve gider sabah yine erkenden işinin başında olurdu.

Gençliği babamla beraber siyasetin içinde geçmişti. Zeki insandı neyin doğru neyin yanlış olduğunu söyleyecek büyük yüreğe sahipti. Hiçbir işinde yanlış yoktu. İşini en iyi şekilde yapar, hiç kimsenin arkasından laf söylemesini istemezdi.

Sözü dinlenir sohbeti zevkle dinlenen bir insandı. İlerleyen yaşına rağmen Karamürsel’in Kavak mevkiinden Dereköy mahallesine dik yamacı her gün yürüyerek gider gelirdi. Çocukları yeter artık biz seni çıkaralım dediklerinde “ – Sizin lüks arabalarınız sizi öldürür, ama benim ayaklarım beni daha çok götürür” derdi.

Doktora götürmek zordu Nail amcayı. Doktora gitmek nedir bilmezdi. Bizim gibi kilolu değildi. Belki bir deri bir kemikti ama sağlam adamdı.

Kaderleri babamla aynıydı. Tam yedi yıl önce kaybetmişti eşini. Tıpkı babam gibi anam ile sevgili dostum Vahit’in anasının ölümü arasında 4 gün vardı. Üst üste yaşamıştık.

Kızları çiçek gibi bakmıştı Nail amcaya, oğulları her gün her istediğini alıp getirir, çoluk çocuk yanından ayrılmazlardı.

Şanslı adamdı, vesselam. Hastanede yattığı süre içinde her gün bir oğlu bir kızı değişimli kalmışlardı yanında. Beş çocuğunun en büyüğü değerli ağabeyim, büyüğüm Rauf Karataş gündüz yanında durmayı üstlenmişti. Geleni gideni çok olmuştu, hastanede.

O gece hepsi üzgün hepsi bitap düşmüştü. Nail amcanın ölüm haberini alan bütün köy evdeydi. Duyan Karamürsel’den koşarak evine acılarını paylaşmaya gelmişti. Ne büyük mutluluk, ne büyük onur olmuştu evlatları için.

Geçtiğimiz Cuma Dereköy Gazanfer Bilge Kavak camiinde cenaze namazı kılındı. Sevenlerini camii avlusu almadı, sokağa taştı. Defn yerine hava soğuk kimse gelmez dedim kalabalık aynı şekilde ve artarak mezarlığa geldi. Ne kadar güzel ölümdü, ne kadar sevenleri vardı.

Leonardo Da Vinci ( Leonard Usta)’nin söylediği söz aklıma geldi; “İyi geçen bir gün nasıl mutlu bir uyku getirirse, iyi geçen bir yaşam da mutlu bir ölüm getirir.”

Mekânın cennet olsun Nail amca. Başın sağ olsun Can dostum Vahit Karataş. Başın sağolsun her zaman ağabeyliğini gösteren Rauf Karataş. Başın sağ olsun sevgili kardeşim Vehbi Karataş. Başınız sağ olsun değerli ablalarım.  

Bu yazı toplam 1447 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim