• BIST 82.779
  • Altın 147,178
  • Dolar 3,7701
  • Euro 4,0274
  • Kocaeli : 5 °C
  • İstanbul : 6 °C
  • Sakarya : 5 °C

Ne olacak bu Avrupa’nın hali?

Ne olacak bu Avrupa’nın hali?
I. Dünya Savaşı, 28 Temmuz 1914’te başlayan ve 11 Kasım 1918’de sona eren Avrupa merkezli küresel bir savaştı.

Savaşın bir tarafında Birleşik Krallık, Fransa, Rusya, ABD; diğer tarafında ise Almanya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, İtalya ile Osmanlı İmparatorluğu bulunmakta idi. 1918’de Almanya’nın başını çektiği gurubun yenilgisi ile sonuçlandı.

 

II. Dünya Savaşı,1939’dan 1945'e kadar süren diğer küresel çatışmadır. Savaşa dönemin tüm büyük güçleri olan Birleşik Krallık, Sovyetler Birliği, ABD, Çin ve Fransa “Müttefik Devletler” olarak; Almanya, İtalya ve Japonya “Mihver Devletler” olarak katılmıştır. 100 milyondan fazla askerî personelin dâhil olduğu savaş, dünya tarihindeki en büyük savaştır.

Savaşın önemli katılımcıları tüm ekonomik, endüstriyel ve bilimsel güçlerini, sivil ya da askerî kaynak farklılığı gözetmeksizin, bu savaş için kullanmıştır. II. Dünya Savaşı, insanlık tarihindeki en kanlı savaştır. Savaş boyunca 40-50 milyon insan hayatını kaybetmiştir. Savaşın amacı Almanya’nın, Avrupa’da büyük bir imparatorluk kurma hevesiydi. Almanya, 1939’un sonundan 1941’in başına kadar bir dizi muharebe ve antlaşma ile Avrupa topraklarının çoğunu ele geçirdi ya da bastırdı.

1944’te İttifak Kuvvetleri Fransa'yı işgal etti, Sovyetler Birliği kaybettiği bölgeleri geri alıp Almanya’yı ve müttefiklerini işgal etti. Sovyetler Birliği ve Polonya kuvvetlerinin 8 Mayıs 1945’te Berlin’i ele geçirmesini takiben Almanya’nın koşulsuz teslimiyetiyle birlikte Avrupa’da savaş sona erdi.

 

 

III. Dünya savaşı ise 1950’de başladı

Fransa Dışişleri Bakanı Robert Schuman, Eski Milletler Cemiyeti Genel Sekreteri Jean Monnet’in tasarısına dayanarak, 9 Mayıs 1950 tarihinde, Avrupa devletlerini, kömür ve çelik üretiminde alınan kararları bağımsız ve uluslarüstü bir kuruma devretmeye davet etti. Schuman Planı’na göre, Avrupa’da barışın devamlılığı için Fransa ve Almanya arasında yüzyıllardır süregelen çekişmenin son bulması gerekiyordu. Bunun yolu ise, söz konusu kurumun gözetiminde, ortak kömür ve çelik üretimini sağlamak ve bu örgütlenmeyi tüm Avrupa devletlerinin katılımına açık tutmaktı.

Schuman Deklarasyonunun bir sonucu olarak, 1951 yılında, Belçika, Federal Almanya, Lüksemburg, Fransa, İtalya ve Hollanda’dan oluşan 6 üye ile Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT) kuruldu.

Söz konusu Topluluğun Yüksek Otoritesi'nin ilk başkanı ise, Schuman Deklarasyonu'na ilham veren bu fikrin sahibi Jean Monnet oldu. Böylece, savaşın ham maddeleri olan kömür ve çelik, barışın araçları olacaktı; dünya tarihinde ilk defa devletler kendi iradeleri ile egemenliklerinin bir kısmını uluslarüstü bir kuruma devrediyordu.

Altı üye devlet, 1957'de, Roma Antlaşması’yla, işgücü ile mal ve hizmetlerin serbest dolaşımına dayanan bir ekonomik topluluk kurmaya karar verdiler. Böylece, kömür ve çeliğin yanı sıra diğer sektörlerde de ekonomik birliği kurmak amacıyla, 1957'de Roma Antlaşması imzalanarak Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) kuruldu. AET'nin amacı, malların, işgücünün, hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaştığı bir ortak pazarın kurulması ve en nihayetinde siyasi bütünlüğe gidilmesiydi.

Gümrük Birliği, mamul mallarda gümrük vergilerini, planlanandan önce 1 Temmuz 1968'de kaldırmıştı; özellikle tarım ve ticaret politikaları olmak üzere ortak politikalar 60'ların sonunda yerli yerine oturmuştu.

İlk Genişleme Dalgası Altılar'ın başarısı; Birleşik Krallık, Danimarka ve İrlanda'yı Topluluk üyeliğine başvurmaya yöneltti. General de Gaulle yönetimindeki Fransa'nın 1963'de ve 1967'de İngiltere'nin üyeliğine karşı iki kez veto yetkisini kullandığı çetin bir pazarlık dönemini takiben, bu üç ülke 1973'te üye oldular.

1980'ler… Topluluk, güneye doğru genişliyor… Topluluk, 1981'de Yunanistan'ın, 1986'da da İspanya ve Portekiz'in katılmalarıyla güneye doğru genişledi. Böylece, üye sayısı 12'ye ulaştı.

 

Avrupa Tek Senedi

Dünyadaki durgunluk ve mali yükün paylaşımı konusundaki iç çekişmeler 1980 başlarında bir "Avrupa karamsarlığı" havasının doğmasına neden oldu. Ancak, 1984'ten sonra bunun yerini topluluğun canlandırılması konusunda daha umutlu beklentiler aldı. Jacques Delors başkanlığındaki komisyonun 1985'te hazırladığı Beyaz Kitaba dayanarak topluluk 1 Ocak 1993'e kadar tek pazar oluşturmayı kendisine hedef edindi. Avrupa Tek Senedi, 17 Şubat 1986'da Almanya, Belçika, Fransa, Hollanda, İngiltere, İrlanda, İspanya, Lüksemburg ve Portekiz tarafından, 28 Şubat 1986'da ise Danimarka, İtalya ve Yunanistan tarafından imzalandı.

Berlin Duvarı'nın yıkılmasının ardından 3 Kasım 1990'da iki Almanya'nın birleşmesi, Merkezi ve Doğu Avrupa ülkelerinin Sovyet denetiminden kurtulmaları ve demokratikleşmeleri, Aralık 1991'de de Sovyetler Birliği'nin çözülmesi Avrupa'nın siyasi yapısını baştan aşağı değiştirdi. 

Üye devletler bağlarını güçlendirme kararlılığıyla, temel özellikleri 9-10 Aralık 1991'de Maastricht'te toplanan Avrupa Birliği Zirvesi'nde kararlaştırılan yeni bir Antlaşmanın müzakerelerine başladılar. Maastricht Antlaşması, diğer adıyla Avrupa Birliği Antlaşması, 1 Kasım 1993 tarihinde yürürlüğe girdi. Bu antlaşma ile 1999'a kadar parasal birliğin tamamlanmasına, Avrupa vatandaşlığının oluşturulmasına ve ortak dış ve güvenlik ile adalet ve içişlerinde işbirliği politikalarının meydana getirilmesine karar verildi. 1995 yılında, Avusturya, Finlandiya İsveç'in katılımıyla, Avrupa Birliği'nin üye sayısı 15'e yükseldi.

Ekonomik ve Parasal Birlik Avrupa ortak para birimi olan Euro, 1 Ocak 2002 tarihinde resmen tedavüle girerek, 12 ülkede kullanılmaya başlandı.

Son genişleme dalgası 2004 yılında yaşandı, Avrupa Birliği'nin tarihindeki en büyük genişlemesi 10 yeni ülkenin katılımıyla hayat buldu. Bu ülkeler  Çek Cumhuriyeti, Estonya, GKRY, Letonya, Litvanya, Macaristan, Malta, Polonya, Slovakya ve Slovenya oldu. 2007 yılında, Bulgaristan ve Romanya'nın katılımıyla AB'nin üye sayısı 27'ye yükseldi. 2013 yılında Hırvatistan'ın katılımıyla Avrupa Birliği üye devlet sayısı 28'e ulaştı.

III. Dünya savaşı başlığı ile alakasını hala kuramayanlar için senaryo şimdi başlıyor. 

Öncelikle AB ortak bütçesini sizlerle paylaşmak istiyorum.

 2016 da 155.Milyar Avro. 

*Büyüme ve yeni iş alanları, 19,010.00 M.Avro

*Ekonomik, sosyal ve bölgesel uyum, 50,831.20 M.Avro

*Sürdürülebilir büyüme: doğal kaynaklar, 62,484.20 M.Avro

*Güvenlik ve vatandaşlık, 4,052.00 M. Avro

*Global Avrupa, 9,167.00 M. Avro

*Yönetim, 8,935.20 M. Avro

*Diğer özel giderler,  524,60 Milyon Avro

 

 

Peki, bu değirmenin suyu nereden geliyor?

İşte bütçeyi oluşturmak için katkı veren ülkeler:

*Almanya: 30 Milyar Avro

*Fransa: 23 Milyar Avro

*İtalya: 18 Milyar Avro

*İngiltere: 17 Milyar Avro

*İspanya: 11 Milyar Avro

*Hollanda: 6,5 Milyar Avro

*Belçika: 5,5 Milyar Avro

*Polonya: 4 Milyar Avro

*İsveç: 4 Milyar Avro

*Avusturya: 3 Milyar Avro

*Danimarka: 3 Milyar Avro

*Finlandiya: 2 Milyar Avro

*Yunanistan: 1,9 Milyar Avro

 

Ve bu listedeki rakamlar küçülerek gidiyor.

Peki, kim ne kadar bu bütçeden pay alıyor?

İşte işin püf noktası burada. 

*Almanya: 13 Milyar Avro

*Fransa: 14 Milyar Avro

*İtalya: 12,5 Milyar Avro

*İngiltere: 6,3 Milyar Avro

*İspanya: 13,7 Milyar Avro

*Hollanda: 2,2 Milyar Avro

*Belçika: 7,2 Milyar Avro

*Polonya: 16 Milyar Avro

*İsveç: 1,6 Milyar Avro

*Avusturya: 1,8 Milyar Avro

*Danimarka: 1,4 Milyar Avro

*Finlandiya: 1,4 Milyar Avro

*Yunanistan: 7,2 Milyar Avro

Kısaca Avrupa Birliğini besleyen ve kurucu olan birkaç ülkenin dışında diğerleri ekonomik olarak işgal edilmiş durumdalar. 

Almanya, Fransa ve bir miktarda İtalya, her 2 dünya savaşında yapamadıklarını bu kez barış projesi adı altında çok iyi bir planlama ile tam 60 yılda gerçekleştirmiştir. Avrupa işgal altındadır. Ama bu kez silahla değil parayla ve sabırla gerçekleşen bir işgal. Refah faktörü üzerine bina edilen bir işgal! Bugün gelinen noktada İngiliz halkındaki, özellikle yaşlı savaş görmüş ve bu savaşın bilançosunu ödemiş olan, o günleri bir miktar hatırlayan İngiliz halkındaki isyanın ardında da bu acı hatıralar vardır. 

İngiliz öngörüsünü hepimiz biliriz uzun vadeli planlamada ve oyun kuruculuktaki bilgelikleri son derece yüksektir. Bugün şekillenen dünyadaki sınırların çizilmesindeki İngiliz etkisini kimse göz ardı edemez. Fakat bu kez yanılmış olabilirler mi? Bence yanılmadılar. Ekonomik işgali çok net görüyorlar ve bundan bir an önce sıyrılmaya çalışıyorlar. Ama bir sorun var. Gençler bunu istemiyor ve bu sorun ülkede büyük bir huzursuzluk nedeni olmak üzere. Bence bu sosyolojik dağılım tezimizi doğruluyor. Ekonomik rahatlık ve refah üzerine kurulmuş bir işgal planı İngiliz gençliğini de himayesi altına almıştır.

 

 

Bundan sonra ne olacak?

Almanya ve Fransa işgal planını uygulamaya devam edecekler. Şu an bir takım pürüzler var gibi gözükse de aslında İngilizlerin birlikten ayrılma kararı onların elini rahatlatmış durumda ve işlerini kolaylaştırmış durumda. Bütçede 10 milyar Avro gibi bir negatif fark gözükse de bence bu Almanya, Fransa ve İtalya’nın altından kalkamayacakları bir rakam değil. Tam aksine matematiksel olarak ekonomik verileri kendi lehlerine çevirecek ve ekonomilerinin kuvvetlenmesi için üretimden gelen satış gücünü arttıracaktır. 

Bugün pariteye bir bakın 1.1 seviyesinde ve bence bu 0.10’luk farkta Avro aleyhine çok kısa zamanda kapanacak ve USD 1 / Avro 1 olacaktır. Bu ABD üreticisinin hiç hoşuna gitmeyecek bir durumdur. Avro ile Dolar’ın aynı fiyata gelmesi bütün dengeleri AB lehine çevirecek ve ABD’yi zora sokacaktır.

Bu senaryoya göre, bundan böyle küçülmüş ama daha güçlü bir Avrupa görebiliriz. 

Tabii bir de bu senaryonun bir diğeri var ki oda ABD ve İngiltere’nin bu gelişme ve ekonomik işgal karşısında alacakları tavır. AB’nin içinde huzursuz olan ülkeler seslerini ABD ve İngiltere’nin de teşviki ile daha da gür çıkartmaya başlayabilir ve birlikten ayrılma sinyalleri verebilir. Hep birlikte önümüzdeki günlerin ekonomik savaş verilerinde birçok değişiklik göreceğimize eminim. Eğer bu senaryo Çin’in de oyuna dahil olması ve Avrupa’daki küçük ülkelerdeki yatırımlarını çoğaltması ile bu ülkelerin ekonomilerini büyütmesi halinde, birliğin dağılmasına ve oyuncuların değişmesine neden olursa Avro’nun ömrünün pek kısa olacağı aşikardır. Hep birlikte bekleyip göreceğiz.

 

 

Bu sırada biz ne yapmalıyız?

Tarihten ders almaya ne dersiniz? 1. Dünya Savaşı’ndaki gibi trenin son vagonuna binerek gene mi yenileceğiz, yoksa bu kez oyunu öğrendik, büyümenin bir tek yolu var, o da üretmek diyerek kendi ekonomimizi güçlendirmeye ve sanayiciye hak ettiği itibarı vermeye mi yöneleceğiz? O günleri bir miktar hatırlayan İngiliz halkındaki isyanın ardında da bu acı hatıralar vardır. 

Umarım bu kez doğru hamleleri yapar, üniter yapıyı bozmadan ekonomik olarak büyümek için harekete geçecek bir ekonomik plan ortaya konabilir. Tabii ürettiğimizi satacak komşulara da ihtiyacımız olduğunu her zaman hafızalarda tutmakta büyük fayda var.

Sonuç olarak; bu kadar çok şey yazıp da hiçbir şey söylememekte biz ekonomistlerin en büyük meziyetidir. Peki, ne yapmalı derseniz; benim kristal kürem diyor ki; Euro ile borçlanın ve paranızı, Japon Yeni, altın ve üretim bazlı kağıtlarda değerlendirin. Tabii bu bir kristal kürenin söylediklerine inanıp inanmamak size kalmış. 

 

Haluk Ulusoy

Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
Muhammet Çalışkan
28 Haziran 2016 Salı 18:30
18:30
Haluk Bey, teşekkürler, emeğinize sağlık.
Bence de üretmek, sadece mal değil, öncesinde bilim ve teknoloji üretmek, ürettiğini satacak komşuları olmak her zaman en değerli ekonomik düsturdur.
Diğer Haberler
  • Mustafa Kurt: Anlatmakta güçlük çekiyoruz18 Ocak 2017 Çarşamba 14:30
  • ADD: Başkanlık, Atatürk Cumhuriyetini parçalayacak18 Ocak 2017 Çarşamba 13:41
  • MARKA'dan 67 projeye 17 milyon destek18 Ocak 2017 Çarşamba 12:43
  • 3D sanayi devrimi18 Ocak 2017 Çarşamba 12:35
  • Gençler ‘Hayat’ı keşfediyor18 Ocak 2017 Çarşamba 12:29
  • 17 ilde 56 TÜİK personeli görevinden alındı18 Ocak 2017 Çarşamba 12:28
  • Gölcük’te din görevlileri ile toplantı yapıldı18 Ocak 2017 Çarşamba 11:26
  • Engellilerin sıkıntılarını ilgili yerlere taşıyacağız18 Ocak 2017 Çarşamba 11:22
  • Halıdere Fizik Tedavi Merkezi incelendi18 Ocak 2017 Çarşamba 11:18
  • Bu vatan kafirlere yuva olmamıştır18 Ocak 2017 Çarşamba 11:15
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim