• BIST 107.196
  • Altın 151,513
  • Dolar 3,6807
  • Euro 4,3300
  • Kocaeli : 24 °C
  • İstanbul : 27 °C
  • Sakarya : 24 °C

Neden bu kadar hastayız?

M.Tanzer Ünal

Geçen pazar günü bu köşede “Sağlık Bakanlığı’nın adını değiştirsek mi?” başlıklı bir yazı yazmıştım.

Büyük ilgi gördü, olumlu tepkiler aldım.

Bunlardan birkaçını sizlerle paylaşmak istiyorum.

“Tanzer Bey, muhteşem yazınız için teşekkürler. Okan Bey gerçek yaşayan örneklerden bir ilk. Onun yaşadıklarını yaşayan binlerce kişi var, yurt içinde ve yurt dışında. Ayrıca sizin önerdiğiniz gibi, sağlığı koruma fahri başkanı olarak eşi Nurçin hanımla birlikte sosyal medyada halkın sağlığı için çaba sarf ediyor. Sorunları olanlara damdan düşmüş biri olarak yardım etmeye çalışıyor. İzleyici sayısı 50 bini aşmış durumda. “sağlıklıyaşıyoruz.com”a girebilirsiniz. İyi günler diliyorum. Canan Karatay”

Diğer bir mesaj, Doç Dr. Kemal Yeşilçimen’den…

“Sayın Tanzer Ünal, ‘Sağlık Bakanlığı’nın adını değiştirsek mi?’ başlıklı yazınızı okudum. Bu acı gerçeği fark eden ve dile getiren ilk Türk aydınısınız. İnşallah bitkisel hayattaki aydınlarımız uyanır ve bunun gereğini yaparlar. Mücadelemizin başarıya ulaşması dileğiyle… Saygılarımla. Doç Dr. Kemal Yeşilçimen”

İsmini duymuştum, ama nerede görevli olduğunu bilmiyordum.

Kemal Yeşilçimen, İstanbul Siyami Ersek Hastanesi Kardiyoloji Bölüm Şefi.

Kemal Bey, mesajının altına “Neden bu kadar hastayız?” başlıklı makalesini iliştirmiş.

Bir çırpıda okudum, konuya bakış açımız aynı.

Tespitleri müthiş!

Bu yazıyı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Biraz uzun, ama mutlaka sonuna kadar okuyun, Doç. Dr. Kemal Yeşilçimen’i tanımaktan mutlu olacaksınız, bana teşekkür edeceksiniz.

Buyurun başlayalım!

“Her yer hasta dolu. Hastaneler, trafik, medya, sokaklar…

Her yerden hasta ve hastalık fışkırıyor.

Bedensel, ruhsal, sosyal, zihinsel hastalıklar ve hasta sayısı rekor düzeyde.

Hastane, doktor ve yatak sayısı artmasına rağmen, azalması gereken hasta sayısı giderek artıyor. Asıl çelişki burada. Paramızla hasta mı oluyoruz? Avrupa, Amerika yaşlı toplum. Biz genç toplum olduğumuz halde hastalıktan sürünüyoruz, yarın yaşlanırsak ne olacak?

Sağlık Bakanlığının açıklamasına göre bir yılda 700 milyon muayene ne demek?

Bu kadar hastaya ne hastane ne doktor ve ne de ilaç yetişir.

Son 9 yılda hastalık harcamaları 8 kat artan bir toplum sağlıklı değildir.

Ölümlerin % 86’sı ise önlenebilir nedenlere bağlı yani yaklaşık 400.000 insanımız pisipisine ölüyor(4).

Ülkedeki üç beş ölümü bahane edenlerin bu konuda tek laf ettiklerini duydunuz mu? 

Peki, nerede yanlış yapıyoruz? Eksik olan nedir? Ne yapmalıyız?

Hastalıklara değil, hastalıkları önlemeye ve sağlığı korumaya kafa yormalıyız.

Sağlıktaki sakatlık, hastalıkları azdıran yaşam tarzında ve hastalıkları tedavi etme numarasıyla sağlığı dev bir sektöre dönüştüren küresel sağlık anlayışında. Bu anlayış, elinde çekiç olanın herkesi çivi gördüğü gibi, herkesi hasta olarak görüyor. Böyle bir ortamda hangi yöntemi kullanırsanız kullanın bu hastalık üreten sistemden sağlık çıkmaz. Neden mi? Bir kere daha anlatalım.

Günümüz küresel sağlık sisteminin amacı…

Hastalanan, kirlenen balıkları temizleyip yine aynı hasta eden kirli akvaryuma atmak. Kirlenince tekrar çıkarıp temizlemek… Bu işlemin sonu yok.

Peki, tartışılan ne? Tartışılan şu: hasta balıkları 1000 Euro’luk stentle mi tedavi edelim, yoksa SGK, suni kalp cihazı için hasta başına 400.000 Euro’mu ödesin? Her iki yöntem de, ne ölümü önlüyor ne de hastalığı.

Peki, hastalığı önleyen, ölüm oranını azaltan daha kolay ve ucuz yöntemler yok mu?

Tabii ki var: Ayda 5-10 Euro ile hipertansiyonu ve damar sertliğini kontrol edebilir, buna bağlı hastalıkları önleyebilir, ölümleri azaltabilirsiniz. Hastalıkları önleme ve sağlığı koruma daha kolay ve ucuzken hastalanıp tedavi olmanın mantığını anlamak zor.

Çok zengin ve akıllı olduğumuz için ucuz ve kolay yöntemler sosyetemizi bozuyor.

Batı ülkelerinde bu saçmalıkları önleyecek, ' Önleyici kardiyoloji, Önleyici tıp' bilim dalı ve uzmanları var. Halk sağlığı enstitüleri ve fakülteleri var. Görevleri toplumu hastalıklardan korumak! Koruyucu önleyici bilim dalı bizde yok. Toplum hastalıklar karşısında savunmasız. İlginç değil mi?

Zengin ülkeler bile hastalıkları önlemek için uğraşırken biz ne yapıyoruz?

Sihirli (!) gıdalarla ve mucize bitkilerle toplum büyüleniyor. Gündem fındık fıstıkla işgal ediliyor. Fındığı tek tek mi yoksa avuçla mı yiyelim? Geçen yıl keten tohumu moda idi. Sağlık mehdilerimiz şimdi inciri keşfetti. Medyada uzmandan geçilmiyor ama ne dedikleri belli değil. Birinin ak dediğine diğeri kara diyor. Kolesterol, ekmek, meyve, bal, et… ne yiyeceğiz, ne yapacağız bilen var mı? Vah zavallı halkım.

Derelere akıtılan zehirler, içme suyumuza karışan kanalizasyon suları, yemyeşil çevreye atılan, toprağa gömülen kimyasal atıklar, filtresiz bacalardan ve egzoz gazından üstümüze çöken zehirli dumanlar…

Bu ortamda verilen mesaj şu: Kanser tedavisinde son teknoloji en pahalı aletler hizmetinizde. Yeter ki kanser olun, gerisini dert etmeyin. Sihirli gıdalarla ve teknolojik rüyalarla uyutulan zavallı bir toplumun içler acısı hali.

Tarım bakanlığı sürekli sağlığa zararlı gıdaların listesini yayınlıyor. İşimiz gücümüz yok bunları biz mi kontrol edeceğiz. Sağlıklı bir ülkede havadan suya, gıdadan çevreye her şey temiz ve sağlıklı olur. Biz devlete bunun için vergi ödüyoruz. Çünkü kendimizin yapması çözüm değildir, mümkün de değildir. Bakınız anayasanın 56. Maddesi ne diyor:

Sağlık Hizmetleri ve Çevrenin Korunması: Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir. Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler. Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir.

Tweeter, facebook gibi küresel şirketlerin haklarını koruyan Sayın Başkanının, sigaradan alkole, koladan fastfooda bizi hasta eden, sağlığımızı bozan küresel şirketlerin anayasaya aykırılığı konusunda bir itirazını duydunuz mu?

Moda olan küresel sağlık anlayışı ise detoks, pozitif enerji masalları, mucize bitkiler ve sihirli gıdalarla toplumu uyutmak. İçinde yaşadığımız ortamı temiz tutmak ve temizlemek gerekirken, içinde yaşayan balıkları önce temizlemek, detokslamak ve sonra tekrar kirli akvaryuma atmak ve tekrar detokslamak… Her balık kendini detoks ettirecek, tabii parası varsa. Küresel köyün kavalcıları böyle söylüyor.

Sağlıklı yaşama hakkını paraya çevirmenin en kestirme yolu. Çünkü sistemin temeli, bizi önce hasta etmeye ve sonra da güya tedavi etme numarasıyla cebimizi boşaltmaya dayanıyor.

Her taraftan zehir akarken, detoks yaptırmanın faydası kime?

Soluduğumuz hava zehir, yediğimiz içtiğimiz her şey sağlığa zararlı katkı maddesi içeriyor.

Zehirlenmeden yaşamak mümkün değil mi? Balıkları tek tek detokslamak yerine, sağlık ve hayatımızı kirleten bu akvaryumu detokslamak ve akıllı filtreler takmak aklın ve bilimin gereği değil mi? Bu soruları sormak negatif enerji yüklemek oluyormuş. Pozitif enerji yüklemenin yolu ise basit: Hastalık üreten akvaryumu görmezlikten gelecek ve halkı uyutup cebinizi dolduracaksınız.

Peki, sonuç ne?

1923 yılı hekim sayısı: 554

1960 yılı hekim sayısı:9826

2011 yılı hekim sayısı:120.000

2023 yılı hedefi: 300.000

100.000 doktor ithal edilecek. Herkese bir doktor olsa ne yazar?

Günümüz de herkes sonuçlarla uğraşıyor.

Çünkü sonuçlarlarla uğraşmak karlı bir iş, altın yumurtlayan trilyon dolarlık dev bir sektör! Hastalık üreten yaşam tarzının sebeplerini ortadan kaldırmak ise, altın yumurtlayan tavuğu kesmek! Yaygın sağlık sorunları, hipertansiyon, şişmanlık, şeker hastalığı, koroner kalp hastalığı, kalp krizi sonuçtur. Bu sonuçlara yol açan sebepler ne olacak?

Bilim; sebep - sonuç ilişkisi kuran disiplinin adı ise, kötü kader gibi yakamıza yapışan sonuçları önlemenin yolu, sebepleri önlemekten geçer. Kaynaklarımızı kuyruğu peşinde dolanan kedi gibi, bitmek bilmeyen sonuçların peşinde koşarak çarçur ediyoruz. Demek ki bilimin sadece lafını ediyoruz. Hayata yansıyan sadece cehalet! 

Son 22 yılda % 1000 artan şeker hastalığını önlemeyi akıl edemediğimiz için her yıl 4 milyar doları şekerle ilgili hastalıklara harcıyoruz. Çünkü kilosu 5 TL olan tulumba tatlısını yiyenler GDO’lu mısır şekeri ne bilmiyor. Kaldırımlar dahil her yer tatlıcı, kafe, restoran doldu. Fastfood restoranları dolup taşıyor. TV’ler yemek programından geçilmiyor, herkes aşçı oldu. Bunca hastalık, felaket, ızdırap ve ölüm kendi eserimiz.

“Başınıza gelen her musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir”(Şura suresi - 30).

Sağlık savaşında hastalıklara harcanan para, son yıllarda kat kat artmasına rağmen, halkımız eskisinden daha sağlıklı değil. Neredeyse sağlam insan kalmadı.

Sigara - alkol ve diğer risk faktörlerine harcanan para, sağlığa harcanan parayı geçiyor. Yani kendimizi hasta etmek için harcadığımız para, güya tedavi için harcadığımız paradan daha fazla. Ayağımıza kurşun sıkıyoruz buna da özgürlük diyoruz. ‘Paramla rezil oldum’ deyimi sadece bizim dilimizde var. Şimdi bir de ‘paramla hasta oldum’ deyimi dilimize yerleşiyor. ‘Sağlam gittim hasta çıktım’ gibi. Harcamalar topluma irade, akıl ve sağlık olarak geri dönmüyor.

Sebepleri yok etmek yerine, kaynakları sonuçlara harcıyoruz.

Bu yüzden ne dev hastaneler, ne sağlığa harcanan milyarlar sağlığı korumuyor. Hastalıklar hızla artıyor. Önleyici Kardiyoloji, Önleyici Tıp ve Halk Sağlığı Fakülteleri bizde neden yok? Hastalıklar önlenirse hastalıktan beslenen sistem çöker, bu yüzden her şey hasta olup güya tedavi olmamız üzerine kurulu. Tedavi oluyorsak, ölenlerin % 86’sı neden önlenebilir hastalıklardan ölüyor? Önlenebilir demek önlemiyorsunuz demektir.    

Her çeşit kirlenme, felaketlerin asıl nedeni.

İçinde yaşadığımız akvaryumu hastalık üreten bataklığa çeviren her çeşit kirlenme, felaketlerin asıl nedeni. Bu yüzden, ‘şunu yiyin, bunu yapmayın’ türünde öneriler içeren sağlık kitapları, sağlık ve hayatımızın kilitlendiği kara kutunun şifrelerini ne yazık ki çözemiyor. Bizler bu öneriler peşinden koşarken, yaşam tarzımız hastalık üretmeye devam ediyor. Sağlık ve hayatımızı kirleten akvaryumda debelenip duruyoruz.

Hastalıklar ve sağlık harcamalarının birlikte artması yüzünden, sektör giderek dev bir pazara dönüşüyor. Bu trilyon dolarlık sektörün başarısı için, herkes senaryoda verilen rolleri çok iyi oynuyor, kimse bindiği dalı kesmek istemiyor. Sektörün büyümesi gelişeceği yönü de belirliyor: Getirisi olan sonuçlar. Götürüsü olan sebepler ne olacak? Bu sorular sektörün yönlendirdiği bilim dünyasını aşıyor.

Kıt kaynaklarımızı, sebepleri önlemek yerine bitmek bilmeyen hastalıklara saçıp savurarak çarçur ediyoruz. Bu kadar harcamaya karşılık sağlıklı bir toplum olsak 'helal olsun' diyeceğiz ama diyemiyoruz. Hastaların kanı, canı, gözyaşı birilerinin cebine para olarak akmaya devam ediyor. Hastalıklarla uğraşmaktan bu çelişkiyi idrak edemiyoruz. Bu hayati sorunda, far karşısında donup kalan tavşan gibi aptallaşan bilim ve aydın dünyamız, ne zaman uyanacak, ne zaman kendine gelecek?

‘Bırakınız hasta olsunlar’ anlayışı, küresel sağlık sisteminin temel şifresi.

Küresel sağlık anlayışı ise akvaryumla ilgilenmiyor, sadece hasta balıklara moral ve akıl veriyor. Beyinlere kazınan şu: Hasta olmaktan korkma, geç kalmaktan kork ve akıllı ol. Akıllı hasta nasıl olunur?

Hastalık üreten bataklığı göz ardı ederek para getiren hastalıklarla uğraşan ‘bırakınız hasta olsunlar’ anlayışı, küresel sağlık sisteminin temel şifresidir. ‘Erken teşhis hayat kurtarır’ kampanyaları, hastalıkların önlenmesi konusunda yapılmaz. Önlerseniz bindiğiniz dalı kesmiş olursunuz. Halbuki erken teşhis kampanyaları sonrası, tedavisi gereken dev bir hasta potansiyeli keşfedilir. Bu kaynak kurudukça sulanır, büyüdükçe budanır. Bu zengin maden yatağı ilaç, teknoloji ve hizmet sektörü için piyangodan çıkan büyük ikramiyedir. Satışlarda patlama yaşanır. Böylece sektör yeni bir kampanya için gerekli enerjiyi fazlasıyla toplamış olur. Bir taraftan hastalık üreten yaşam tarzının pompalanması, diğer taraftan hasta edilen bu verimli madenlerin işletilmesi küresel sistemin yaşam kaynağıdır.

Hastalıkların önlenmesine yönelik kampanyalar sektör için zararlıdır.

Çünkü hastalıkların önlenmesine harcanan her kuruş hasta sayısını azalttığı için, hastalık madenlerinin işlenmesiyle büyüyen bu dev sektör çöker. Bu yüzden perde arkasından küresel şirketlerin desteklediği hastalık kampanyaları, hastalardan oluşan pastayı küçültmeye değil, büyütmeye yöneliktir. Hastalık madenlerini işlemek için önce keşfetmek yani teşhis etmek gerekir. Sağlamlara ise satılık hastalıklar pazarlanır, seç, beğen, al. Performans için hastalık satmak moda. Herkesin elinde torba torba ilaçlar, çekap tahlilleri, MR ve tomografi filmleri, dev hastaneleri tavaf ediyor. Bu moda hepimizi hasta ediyor.

 Önce hasta et, sonra cebini boşalt

Asıl Da Vinci’nin şifresi bu. Bizi hasta eden yaşam tarzı bilinçli tercihimiz değil, küresel iradenin dayatması. İrademiz önce bağımlı yapılıyor, sonra da yaşam koçları, diyetisyenler, çeşit çeşit uzmanlarla, göstermelik özgürlük ve sağlık formülleri parayla satılıyor. Önce bağımlı hayatın modern köleleri oluyoruz, sonra da parası olanlara kısmi özgürlük veriliyor. Parası olanlar için yüzme havuzları, tenis kortları, koşu bantları, organik gıdalar, mucize bitkiler, duvarlar arkasında lüks yaşam. Çağdaş köleliye dönüşen hayatın kontrolü piyasa tanrısının vicdansız kurallarına geçiyor. En küçük ayrıntısına kadar planlanan ve dayatılan böyle bir dünyada biz kimin hayatını yaşıyoruz? Kaybolan sağlık ve hayatımız nerede?     

Öte yandan her yıl 100 bin vatandaşımız erken yaşta sigaradan ölüyor. Sigara, kalp ve damarların en büyük düşmanı! Önlenebilir ölümlerin yarısından sorumlu. Ölümse ölüm, terörse terör. Böyle bir terör karşısında Anayasa mahkemesi Başkanı, insan hakları ve özgürlük şampiyonları ne diyor acaba? Hastalık lobisi, arkasına yandaşlarını da alarak bu terör faaliyetlerini özgürlük maskesiyle pazarlıyor. Neymiş? Sigaranın çoğu vergiymiş. Sigara ve alkolün yol açtığı hastalıkları para olmadan nasıl tedavi edeceksiniz? Alınan vergi zararın onda birini bile karşılamıyor. Cinayete yol açan cezasını çeker. Sigara içimini, sigaraya bağlı hastalık ve ölümleri azaltmak ve hastalık harcamalarını karşılamak için yapılan sigara zamları karşısında hastalık lobisi, Kuzey Irak’tan 6 milyar liralık kaçak sigara sokarak hastalık harcamalarına gitmesi gereken parayı çalıyor. Diğer bölgelerden giren kaçak sigarayı siz hesaplayın.

Hastalık faturasını, riskleri alan ve satanlar ödemeli

Önleyici kardiyolojiden başka Batı’da halk sağlığını koruma enstitüleri de var. İngiltere’de sağlık idaresi, sigara içen, alkol kullanan ve şişman insanların hastalandıklarında sağlık harcamalarını sosyal güvenlik kuruluşları karşılamayacak dedi. Büyük tepkilere yol açtı. Mantık şuydu: Sağlığına dikkat etmeyenlerin sağlık harcamaları edenlere göre kat kat fazlaydı. Sağlığına dikkat edenler, etmeyenlerin harcamalarını sübvanse etmek istemiyordu. Bu çelişki hukuka aykırıydı. Faturayı riskleri alan ve satanların ödemesi gerekiyordu. Ucuz alkol ve sigaranın faturasını içmeyenler niye ödesin?

ABD’de sigara şirketleri 1999’da hastalık masrafları için 25 yılda 246 milyar dolar ödemeyi kabul etti. Şimdi kuzu kuzu ödüyorlar. Kanada’nın Quebec eyaleti sigara üreticisi şirketlere 58 milyar $’lık dava açtı. Eyalet yönetimi sağlık harcamalarını hasta edenlerden tahsil edecek. Sırada diğer eyaletler var. Dev sigara tekelleri ise, gelişmekte olan ülkelerde sorunu küçük paralarla çözerken,  geri kalmış ülkelerde tazminat konusu gündeme bile gelmiyor. Peki, biz ne yapıyoruz?

Son 10 yılda kanserli hasta sayısı 6 kat arttı. Sağlıksız yaşam tarzı, çevre kirliliği,  sigara ve alkol nedeniyle her yıl 150 bin kişi kanser olmakta. Nefes darlığına yol açan ilerleyici akciğer hastalığı sigarayla mücadeleye rağmen çevre kirliliği nedeniyle hızla artıyor. 6 milyona ulaştı. Şişman insan sayısı son 10 yılda 2 kat arttı. 5,5 milyondan 11 milyona çıktı. Tip 2 şeker hastalığı 1990’da 1 milyon iken şimdi 10 milyonu geçti. Erişkin nüfusun 17 milyonu yüksek tansiyonlu. Üçte ikisi habersiz. Haberi olan doktora gitmiyor, gidenler ilacını almıyor, ilacını alanlarda başarı oranı ise % 20. Çok kolay tedavileri bile başaramazsak, hipertansiyonun doğurduğu daha zor hastalıkları nasıl önleyeceğiz?

Sağlık okulda başlar, medyada biter

Sağlıklı nesil yetiştirmek, okul kantinlerinde sağlığa zararlı şeyleri yasaklamak ve beden eğitimi derslerine önem vermekle başlar. Sağlıklı yaşam kılavuzu ders olarak okutulmalıdır. Medyada bedensel, ruhsal, sosyal ve zihinsel sağlığa zararlı reklam ve mesajların yasaklanması ve sağlık bilinci verilmesi gerekiyor. Sağlık bilinci yerine, hastalık bilinci aşılanıyor. Akvaryumu kirleten kanalları yok etmeden ve akvaryumu temizleyen akıllı filtreler takmadan sağlıklı bir hayata geçmek mümkün değil.

Çözüm, hastalık üreten sistemi değiştirmek

Millet olarak bilimsel ve akademik yöntemleri kullanmayı hem bilmiyoruz, hem de sevmiyoruz. Sorunları çözecek sistemler ve kurumlar kurmak bizim idrak sınırlarımızın ötesinde. Futboldan bilime her konuda bireysel çözümler peşinde koşuyoruz. Önce akıllı hasta ol, sonra hastaneye doktora git, başının çaresine bak. Elde büyüteç aldığın gıdanın içindeki katkı maddelerine bak, sağlıklı gıda ara. Pencereye çık, işin yoksa sokak sütçüsünü bekle, belki gelir. Aldığın eti didikle, peyniri tereyağını kokla sahtemi değil mi anlarsın belki. Yıllık bin dolara spor salonuna abone ol veya koşu bandı al… Veya asansörü ilk 3 katta yasakla. Hastalar ne yapacak?

Bunlar kısır çözümler. Bilim, teknoloji, akademiler, üniversiteler, kurumlar ne işe yarıyor? Bunlara niye avuç avuç para veriyoruz. Bunları organize eden bir sistem kurmak çok mu zor?

Adamlar koyunlara kalp hızına duyarlı çip takmış, vahşi hayvan görünce korkudan kalp hızı artıyor, çobanına kurtar beni baba diye mesaj atıyor. Tehlike anında, takılan çipten çobanına mesaj atarak koyunları bile koruyan bir dünyada, insanımızı koruyan benzer bir sistemi neden kuramıyoruz? Fırat kenarındaki koyundan bile Hz. Ömer’i sorumlu tutan inancımız, insanı koruyan bu sistemi kurmayı emrediyor.

Yaşadığımız akvaryumu kim, nasıl temiz tutacak?

Hastalıkları önleme, sağlığı koruma yani yaşadığımız akvaryumu temiz tutma görevini kim yapacaktır? Halk Sağlığı Kurumu, Milli Sağlık Enstitüsü ve zihinsel kirlenmeyi önleyen yapılar, bu görevi başarmak için kurulmuş bilimsel ve akademik yapılar olmalıdır. Lafla peynir gemisi yürümez, mühim olan netice.

Food Drug Administration (gıda ve ilaç takip merkezi) benzeri vesayet altına girmeyen bir kurumumuz maalesef yok. Varsa bunca kirlilik, bunca hastalık neden? FDA, küresel şirketlerin vesayeti altına girdiği için görevini tam olarak icra edemiyor. Böyle bir kuruma Medya takibi de eklenmelidir. Medyadan kasıt, sadece yaşadığımız ortamın temiz ve sağlıklı olması yani hava, su, toprak, temiz çevre, trafik, egzoz takibi değildir. Medyada zihinsel kirlenmeye yol açan sağlığı bozan reklamlar, diziler, algımızı ele geçirmeye çalışan beyin yıkamalar önlenmelidir. Çağımızda özgürlüğün önündeki en büyük engel, zihinsel esaret!

Bütün bunları başaracak olan akademik kurumun adı GIDA, İLAÇ, MEDYA (GİM) takip merkezidir.

Sağlığı koruyacak, hastalıkları önleyecek kurumların amacı, bedensel, ruhsal, sosyal ve zihinsel sağlık, yöntemi de bilim ve teknoloji olmalıdır. Hastalıktan beslenen küresel iradenin muhalefetini kırmanın yolu, anayasal güvence altına alınan sağlık ve bilimdir.

Süper doktorlar hastalıkları önler, vasat doktorlar erken teşhis ve tedavi eder, diğerleri ise hastalıklardan yarar sağlar. Asıl Da Vinci’nin şifresi bu. Çözün artık.

Bu yazı toplam 1406 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim