• BIST 97.717
  • Altın 143,837
  • Dolar 3,5683
  • Euro 3,9936
  • Kocaeli : 7 °C
  • İstanbul : 16 °C
  • Sakarya : 7 °C

Nice'ten Milano'ya

Feridun Güray

Herkesin anavatanı yanında, birde sevdiği, ilgi duyduğu bir ikinci ülkesi vardır. Beni yurdumdan sonra benimsediğim diğer memleket İtalya'dır. Ellili yıllarda bizi müziği ve futbolu ile etkileyen bu ülkeye onsekiz yaşından itibaren eğitim ve ihtisas için çok kereler gittim. Ondan sonra da Anadolu'daki görevlerim bitip, imkanlarım oldukça 3-4 yılda bir turist olarak ziyaret etmek bende alışkanlık haline geldi. Geçen hafta eşimle ucuz turlardan birisi ile Nice- Milano yoluna koyulduk.

 

Nice'te istasyon civarında pek kaliteli olmayan bir otele yerleştirildik. İstasyon civarları eski ve rağbet görmeyen yerlerdir. Ancak şehir merkezinde olduğu için gezme kolaylığı sağlarlar. Civar turunda dünyaca ünlü en pahalı binaların bulunduğu Cote D'Azur sahilini gördük. Ben hayret ettim, dillerden düşmeyen bu 20-30 metre genişliğinde, çakıl taşları ile kaplı, dalgalara karşı sık sık taş dalgakıranlar inşa edilmiş bir sahil. Nerede bizim o ince kumlu, geniş sahillerimiz. Ama oranın ünü var, adı var. Kışın 350.000 olan nüfus yazın iki milyon olurmuş. İlgi alanım olan adliye binasını inceledim, üstündeki 'Eşitlik, Adalet, Kardeşlik'  sloganı, ihtilalden beri bütün adalet saraylarında yazılı olarak duruyor. Kaldığımız bölgede beş tane dönerci-kebapçı vardı, genelde et ve hindi eti karışık döner yapıyorlarmış. Uzakdoğu’daki çek çekler gibi üç tekerlekli bisiklet taksilere ilk defa burada rastladım. Bir tanesinin sahibi kuzey Afrika kökenli bir gençle sohbet ettik. Kazançları yazın çok iyi imiş. Futbolda gelince, ismini çok güzel telaffuz ettiği Arda Turan'ı çok beğendiğini söyledi. Burada vurgulamak istediğim, sıradan bir vatandaşın bile İngilizceyi iyi konuşmasıdır. Darısı turist gezdiren bizdeki şoförlerin başına. Artık bir lisan yetmiyor, gençlerimiz mutlaka iki yabancı dil konuşabilmelidir. Sokaklarda pek az dilenci ve evsiz var. Gözü rahatsız eden göçmen görüntüsü de yok…

 

Bir günlüğüne Monaco Prensliğini ziyaret ettik. Dağlık ve sarp kayalıklar üzerinde kurulmuş, çok gelişmiş bir şehir devlet. Vatikan’dan daha küçük bir alanda meşruti krallıkla yönetiliyor. Milli geliri fert başına 66.000 dolar. Geri planda çok katlı binaların inşasına izin veriliyor. Daireler çok pahalı ama paranız olsa da alamıyorsunuz. Vurguncu veya sonradan görmelere  yapmıyorlarmış. Yollar, alt üst geçitler, viyadükler ve asansörler şeklinde bulmaca gibi. Formula-1 yarışlarının en zor etabı bu şehrin içinde yapılıyor. Kaza olmaması bir mucize sayılıyor. Bu yarış şehir içi olarak birde Singapur da var tabii. Bunun yanında Monte Carlo Gazinosu da çok ünlü. Her geleni içeri almıyorlar. Önünde görmediğimiz bir sürü lüks marka arabalar park etmiş. Eşimle beraber binaya girişe emin adımlarla yürüdük, korumalar bir şey demedi ve girdik. Işıklar içinde bir yer, rulet ve poker  masaları tıka basa dolu, oynayan oynayana. Bizde on euroluk bir deneme yapalım dedik, ikinci bastığımda makine gürültüden nerdeyse yerinden oynayacak. Çok para kazandık zannettik. Ancak otuz euro kazanmışız, devam etmenin anlamı kalmadı, zira ondan sonra şans yakalamak bilmem kaç binde bir, paramızı aldık ve ayrıldık. Monaco Katedrali, aynı zamanda kraliyet ailesinin medfun olduğu yer, Prens Ranieri ve Kraliçe Grace Kelly'nin mezarları taze çiçeklerle bezenmiş. Deniz bilimci Coustea adına bir müze yapmışlar, bahçesinde de deniz altı incelemelerini yaptığı sarı batiskaf sergileniyor.

 

Ertesi sabah San Remo'ya hareket ettik. Artık İtalya'dayız. Pazar günü öğleye doğru bu tatil kentine ulaştık. Her yer çiçekler içinde ve tertemiz. İnsanlar köpeklerini almış yürüyorlar, kahvelerini içiyorlar. Müzik yarışmasının yapıldığı tiyatroyu görüyoruz. Şehrin en önemli tarihi saraylarından birisi de dinamiti icat eden İsveçli Alfret Nobel'in sarayı.  Parası olmadığı zaman zaman dile getirilen Vahdettin bu köşkü kiralayıp, bir buçuk yıl kadar burada ikamet etmiş, sonra da başka bir köşke taşınmış. Kent şimdilerde popülerliğini kaybetse de benim için San Remo şarkı yarışması ile belleğimde yaşamaktadır. Domenico Modugno, Adrino Celentano, Gigliola Cinguetti ve Enzo Ramazotti gibi şarkıcılar hala dinlenmekteler. Nihayet son durağımız olan Milano'ya geldik ve San Siro stadının biraz ilerisinde bulunan yeni, dört yıldızlı otelimize yerleştik..İlk durağımız Duomo Katedralinin bulduğu meydan, yanında Scala Operası ve karşısında Laonardo heykeli, burası şehrin merkezi. Bir kafetarya ya oturduk, Çinli garson siparişleri aldı, benim siparişime itiraz etti, domuz eti var siz yemezsiniz dedi. Nereden bildiğini sordum, İstanbul'da bir hafta kalmış, o nedenle konuşmalarımızdan anlamış. Yemeği değiştirdik, biraz sohbet ettik. Asya yakasındanız deyince, öyleyse Kadıköy'lüsünüz dedi.Geçen gelişimizden bu yana dört yıl geçti, iki konu dikkatimi çekti. Hamburger spagettiyi yenmiş. Mac Donald her yerde var, daha çok direnen Fransa da aynı, makarnacılar kayıp. Pizzacılar şimdilik devam. İkincisi meydanın her yerinde dilenci dolu. Yaşlı İtalyan dilencilerin hepsinde bir köpek var. Köpekleri kucaklarında veya yere serdikleri bir örtü üzerinde uyuyor. Bence bunların sorunu yaşlılık psikozu ve yalnızlık. Diğer dilenciler yabancılar. Bizdeki kadar ilkel ve kalabalık değiller. Dönüşte hava alanında kontrolde polisler bir fotokopi gösterdiler. İşid reklamı beni ilgilendirmez dedim. Biliyoruz ama altında ne yazıyor, onu tercüme eder misiniz dediler. Bende biz de sizin gibi Latin harflerini kullanıyoruz, onun için o yazıları okuyamam, yani Arap değiliz dedim. Özür dilediler. Biraz da kendilerini affettirmek için olsa gerek İtalyanca konuştuğum için teşekkür ettiler.

 

Burada onların lisanını konuşmak işe yarıyor, bir keresinde Floransa'da akşamları yemek yediğimiz restoran sahibi bize Brezilyalı olup olmadığımız sormuştu. Bizde Türk'üz deyince, size % 20 indirim uyguluyoruz jestinde bulunmuştu. 

 

Sonuç olarak; her iki ülkede trafik sorunu yok, gürültü patırtı yok. Taksi plakalı araç çok seyrek görebiliyorsunuz. Telefon ve aksesuarını satan mağaza hiç görmedik, sadece büyük mağazaların o bölümlerinde bulabilirsiniz. Bizde neden iki adımda bir telefon satan dükkan var anlamış değilim, birde bunun yanında bir hafta oralarda dolaştım, ortalıkta telefonla konuşan insan görmedim desem yeri var. Nüfus yaşlanmış ve refah daha da artmış. Kebap ve dönerci dükkanlarına rastlanıyor. En güzeli de yolun kenarına indiğinizde araçlar duruyor ve size yol veriyorlar. Yayaların geçiş üstünlüğü kuralı değişmemiş ve nezaketle uygulanıyor. Ayrıca sokaklarda bir tek kedi ve sahipsiz köpek göremedik.

Bu yazı toplam 1768 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim