• BIST 97.713
  • Altın 144,261
  • Dolar 3,5669
  • Euro 4,0007
  • Kocaeli : 13 °C
  • İstanbul : 21 °C
  • Sakarya : 13 °C

Nobel Ödülü almak

Mustafa Küpçü

Alfred Nobel, 1833’de İsveç’te doğdu. Henüz 53 yaşında iken öldü.

Yaşadığı döneme bakarsak, ortalama insan ömrünün üzerinde bir yaşam sürmüş.

Özel bir eğitim görmüş, beş dili akıcı şekilde konuşabiliyormuş. Fizik ve  Kimyanın yanı sıra şiire de ilgi duyarmış. Ama, bilimsel çalışmaları sonunda “dinamiti bulan kişi” olmuş.

Öldüğünde, kimi gazetelerde; “Ölüm Taciri Öldü” diye anılmış!

Vasiyeti üzerine, Fizik, Kimya, Tıp, Edebiyat ve Barış alanlarında “insanlığa yararlı kişileri” ödüllendirmek üzere 33 milyon 200 bin kron bırakmış.

Onca yıl, Nobel Ödülleri bize nasip olmamış!

Nihayet, 2006 yılında Orhan Pamuk, “Edebiyat” dalında Nobel Ödülü aldığında ulusça çok mutlu olduk.

Bu yıl da, Kimya dalında, Prof. Dr. Aziz Sancar, Nobel Ödülü alarak ulusumuza onur kazandırdı.

“Onurlandık, gururlandık ama buna ne kadar hakkımız var?” diye düşünüyorum!

Aziz Sancar, 69 yaşında. Okuma yazma bilmeyen bir ailenin çocuğu olarak 1946 yılında Mardin-Savur’da dünyaya gelmiş. Yani, bir “Cumhuriyet Çocuğu.”

Cumhuriyet kurulalı henüz 23 yıl olmuş.

İkinci Dünya Savaşı henüz bitmiş. Ülke yoksul. Ama Mustafa Kemal’in attığı temellere henüz etkili bir “iç ve dış saldırı” yok!

O koşullarda, bu ülkede ilk, orta, lise öğrenimi sonrası 1963 yılında İstanbul Tıp Fakültesi’ni kazanıyor. Fakülteyi birincilikle bitiriyor.

Mezuniyet sonrası, 6 ay, doğup büyüdüğü Savur’da gönüllü doktorluk yapıyor.

Sancar, TÜBİTAK’tan burs kazanarak ABD’ye gidiyor ve bilimsel çalışmalarıyla “Biyokimya”  alanında adım adım ilerliyor. Sonunda, Kanser tedavisinde kullanılmak üzere bulduğu “Ritmik Saat” buluşu ile Nobel Ödülü kazanarak bilim tarihine damga vuruyor.

Ne güzel bir olay.

Basın mensupları hemen çevresini sarıyor!

- Efendim, Kürt müsünüz, Arap mısınız?

Sancar yanıt veriyor; “Ben Türk’üm!”

Üstelik, daha da ileri gidiyor; “Kalpaklı Mustafa Kemal portresinin olduğu Türk Bayrağı önünde, ay yıldızlı tişörtü ile poz veriyor!”

Hani, birilerinin görmeye bile tahammül edemedikleri “Mustafa Kemal’li Türk Bayrağı!”

Sancar, “Cumhuriyet dönemi Türk eğitim sistemi içinde yetiştiğini ve temellerinin bu eğitime dayandığını” da gururla ve net bir şekilde açıklıyor.

Yani, eğitim sistemimize “emperyalist ve din tüccarı” parmakların atılmadığı dönemdeki “Bilimsel Eğitim” döneminden söz ediyor!

Elbette bu başarının bir başka yönü var;

Sancar, Türkiye’de kalsaydı, bu bilimsel buluşu yapabilir miydi? O’nun özgürce bilimsel çalışmalar yapabileceği laboratuvar, maddi destek ve saygıyı görebilir miydi?

Bir futbolcu kadar “değeri” olabilir miydi!?

İki kişi arasındaki banda kaydedilmiş konuşmayı, “bilimsel ve teknik çalışma” yapılmadan; “Ben hissediyorum, bunlar montajdır” diyebilen siyasetçilerin kontrolündeki bilim merkezlerinde ABD’deki olanakları bulabilir miydi?

Aziz Sancar’la gurur duyuyoruz.

Ancak, tüm bilimsel çalışmalarını bu ülkede tamamlayarak buluş yapan, hem ülkesine hem de tün dünya insanlığına yararlı olan bilim adamlarımızı alkışlamak istiyoruz.

Bunun için de, bilime ve insana saygılı, “yetenekleri geliştiren” 21. Yüzyıla yakışan, “ezberle-unut” ve “çoktan seçmeli sınav” tuzağından ve sınav sahtekarlıklarından arınmış, öğreticilerin ve öğrenicilerin “özgür” olduğu bir eğitim sistemi istiyoruz.

Ölü yıkamayı öğrenerek “güçlü devlet” olunmuyor!

Bu yazı toplam 671 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim