• BIST 97.291
  • Altın 144,193
  • Dolar 3,5593
  • Euro 3,9955
  • Kocaeli : 19 °C
  • İstanbul : 19 °C
  • Sakarya : 19 °C

Öğretmenin kaderi… Öğretmenin kalitesi…

M.Tanzer Ünal

Sevgili okurlarım, bugün “Öğretmenler Günü”…

Tüm öğretmenlerimizin bu özel gününü kutluyor, esenlikler diliyorum.

Bugün sizlere öğretmenlik mesleğini anlatacak, öğretmenlere keyif başlayacak değilim.

Bu meslekle ilgili gerçeklerimizi konuşacağız.

 

***

 

Eğitim, ülkemizde en çok konuşulan konuların başında gelir.

Eğitimin ne kadar kötü olduğunu da hemen hemen herkes kabul eder.

Eder de, sorunun çözümü için gereken yapılmaz, radikal adımlar atılmaz.

Atılmaz çünkü “eğitimin kötü olması”, ülkeyi yönetenlerin işine gelir.

Onlar, “eğitimsiz ve yoksul insanlar” ın “daha kolay ve isteğe göre” yönetilebildiğini çok iyi bilir.

Sistem, bu hedefe uygun olarak düzenlenmiştir.

Bilimden uzak, itiraz etmeyen, sormayan ve sorgulamayan, verilenle yetinen bir toplum yaratmak!

Mümkün olduğu kadar toplumdaki “birey” sayısını azaltmak!

Toplumu daime “güdülebilen” seviyede tutmak!

Eğitim sistemimiz böyle kurgulanmış, böyle devam ettiriliyor.

Eğitimin “fiziksel eksiklikleri” her geçen yıl azaltılsa bile, “kalite eksikliği” sürekli kötüleşiyor.

 

Eğitimde “eşitlik” var mı?

Ülkemizde yıllardır “eğitimde eşitlik” yalanı söylenir.

Halbuki, eğitimde en büyük sorun, “eşitsizlik” tir.

Az sayıda “iyi eğitimli insan” yetiştiriyoruz.

Bir miktar “vasat eğitimli insan” yetiştiriyoruz.

Çok sayıda “kötü eğitimli çocuk” mezun ediyoruz okullarımızdan.

Oranları mı?

Bu konuda sağlıklı bir veri yok.

Ancak grupları, yüzde “10-20-70” olarak ifade etmek mümkün.

Eğitimin düzelebilmesi için önce bu eşitsizliğin ortadan kaldırılması şart.

“İyi eğitimli insan” sayısı çok artırılmalı.

Oranlar tam tersine döndürülmeli…

Peki, bu nasıl olacak?

İşe öğretmen kalitemizi yükselterek başlamalıyız.

Dünyanın neresine giderseniz gidin, eğitim sisteminin kilidi de anahtarı da “öğretmen”dir.

Şunu unutmayalım…

İyi öğretmenler, iyi öğrenciler yetiştirir.

“Kötü öğrenci” yoktur, ona “iyi öğretemeyen öğretmen” vardır.

Tabii öğrenci, tıbbi nedenlerden dolayı öğrenme güçlüğü çekmiyorsa…

Bu basit, ancak pek değerlendirmeye alınmayan bir gerçektir.

 

Öğretmenlerimiz böyle olursa…

Biliyorsunuz, ülkemizde artık “öğretmen yetiştiren okullar” yok.

Önce “Köy Enstitüleri”, arkasından “Öğretmen Okulları”, ülkemizi yöneten muhteremler tarafından “gereksiz” bulunarak kapatıldı.

Halbuki eskiden öğretmen olmayı kafasına koyan çocuklar, bu okullara sınavla seçilerek alınır, formasyon verilerek idealist olarak yetiştirirlerdi.

Okulu bitirenlerin işleri de hazır olurdu.

Ya şimdi?

Üniversitelerin bazılarında öğretmenlikle ilgili bölümler var, ama aynı şey değil.

Sonunda Milli Eğitim Bakanlığı, öğretmen ihtiyacını karşılamak için, tüm üniversite mezunlarına açık sınav düzenliyor.

Üniversiteyi bitiren gençler, başka bir iş bulamamışlarsa, “Bari öğretmen olayım” diyerek bu sınavlara başvuruyor.

ÖSYM aracılığıyla yapılan bu sınavlarda, her öğretmen adayının kendi öğretmenlik branşındaki bilgisi ve yeteneği ölçülüyor.

Matematikse matematik…

Türkçeyse Türkçe…

Elimde, 2014 yılında yapılan “öğretmenliğe kabul sınavı” sonuçları var.

*Türkçe öğretmeni olmak için 15 bin 207 aday sınava girmiş. Kendilerine 50 soru sorulmuş… Cevap ortalaması oranı yüzde 32. 3.

*İlkokul matematik öğretmenliği için 6 bin 614 aday sınava girmiş. 50 soruya ancak yüzde 20. 1 oranında doğru cevap verilmiş.

*Türk dili ve edebiyatı öğretmenliği için 23 bin 640 aday sınava girmiş. 50 soruya ortalama yüzde 21.2 doğru cevap alınmış.

*Lise matematik öğretmenliği için 17 bin 919 aday sınava girmiş.50 soruda ortalama doğru cevap, yüzde 16.7.

“Öğretmen adaylarının başarı durumu” nu görüyorsunuz…

Demek ki, bu adayların çoğu da “kötü eğitilenler” den…

Kötü eğitilen öğrenciler, sonunda “bilgisi ve becerisi sınırlı öğretmenler” oluyor.

Bu öğretmenlerin yetiştirdiği öğrencilerin durumunu da siz düşünün!

 

Öğrencilerimizin durumu…

Ülkemizde öğrencilerimizin durumu ise şöyle:

“OECD” kısaltılmışının ne anlama geldiğini biliyorsunuz.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü…

OECD, periyodik olarak PISA (Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı) sınavı yapar.

En sonuncusu 2012 yılında yapılmış.

Dünyanın dört bir yanından 15 yaşındaki çocukların katıldığı bir sınav bu.

Üç alanda yapılıyor…

*Kendi anadilini anlama ve kendini bu dilde ifade etme becerisi.

*Matematik.

*Fen.

Öğrencilerimizin durumu hiç de iyi değil.

Öğrencilerimizin durumunun vahimliğini, üniversite sınavlarının ilk basamağı olan YGS’de de görüyoruz zaten.

Bu yıl yapılan YGS’ye 856 bin 159 öğrenci girdi.

Öğrenciler, PISA’nın ölçtüğü üç temel alanda sorulan 40’ar soruya, Türkçede ortalama 15. 9, temel matematikte ortalama 5. 4, fende ortalama 4. 6 doğru cevap verdi.

Oranların düşüklüğüne bakar mısınız?

40 sorudan ortalama 4. 6’sına doğru cevap!

Ya Türkçedeki durumları?

Lise mezunlarının ezici bir çoğunluğu, kendi dilimizde yazılan metinleri anlayamıyor.

Kendilerini kendi dillerinde ifade edemiyor…

Bunun daha ötesi var mı?

 

Suçlu kim?

Yukarıda rakamlarla anlatmaya çalıştım…

Öğretmenlerimizin bilgi ve becerileri kötü!

“Öğretenler” in durumu kötü olunca, haliyle “öğrenenler” in durumu da kötü olacak. 

Rakamlar ortada!

Peki, bütün bu durumun sorumlusu kim?

Elbette, bu ülkeyi yönetenler…

Birileri uzaydan bu memleketi yönetmiyor.

Bizim oy verip seçtiklerimiz…

Öğretmen kötü…

Öğrenci kötü…

“Kötü öğrenciler” sonunda “kötü öğretmen” oluyorlar, dönüp yine “kötü öğrenciler” yetiştiriyorlar.

Türkiye böylesine bir kısır döngü içinde!

Bu kısır döngüyü kıramadığı için de eğitimde kaliteyi artıramıyoruz.

Önce öğretmenlik mesleğini cazip hale getirmeliyiz.

Başarılı öğrencilerin tercih edeceği bir meslek…

Kazancı iyi olan bir meslek…

Her isteyenin sahip olamayacağı bir meslek…

Ancak bu şekilde eğitimde kaliteyi yükseltebiliriz.

Ancak bu şekilde ülke olarak gelişmişlik düzeyini yakalayabiliriz.

Yaptığımız, eğitim değil!

İnanın ki, değil!

Sonuç da ortada!

Bu yazı toplam 1244 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim