• BIST 97.628
  • Altın 144,079
  • Dolar 3,5616
  • Euro 4,0023
  • Kocaeli : 18 °C
  • İstanbul : 19 °C
  • Sakarya : 21 °C

Önce insan

Yılmaz Kırlı

Yaratılanların en şereflisidir insan. O nedenle “Önce insan” diyoruz. Onu baş tacı olarak görüyor ama bir türlü söylemden eyleme geçemiyoruz. Nefsimize mahkum, “Ben” zihniyetiyle makam, mevki, zengin, fakir ayrımcılığına tutsak, hayatımızı çekilmez hale getirmekle kalmıyor, Ahiretimizi de tehlikeye sokuyoruz diye düşünmekten kendimi alamıyorum.

Adem babamızla Havva anamızdan bu yana ve de dünya durdukça toplumsal yaşantımızın her evresinde birbirimize muhtaç değil miyiz? O nedenle “Global dünya” demiyor muyuz? Mesleğimizin ve unvanımızın bence hiç önemi olmadığını düşünmekteyim. Asıl olan “adam gibi adam” olabilmek. O nedenle; “Rabbimi bilen, kendini bilir” demişler. Bireyler olarak hepimiz birbirimize muhtacız ve en hafife aldığımız mesleğe saygı duymak zorundayız. Çöpümüzü alan görevliyle, en üst düzeydeki yöneticinin arasında ben hiçbir fark görmüyorum. “Haram helal kavramlarıyla” şemsiyeyi ters bile çevirebilirsiniz. O bakımdan kimse kimseyi ne yüceltmeli, ne de aşağılamalıdır. Herkesin Ahiret’te hakkını alacağına da yürekten inanıyorum.

Bu bağlamda veciz deyimler var, onlardan bahsedecek olursak “Ne adamlar gördüm, üstünde elbisesi yok, ne elbiseler gördüm içinde adam yok”.

Bir veli de oğluna şöyle demiş “Harabat ehlini hor görme zahir, defineye malik viraneler var” anlamı “Küçük görme kimseyi, senden üstünler de var, harap olmuş yerler de” iki deyiş de birbirini veciz bir şekilde veciz bir şekilde tamamlıyor zannederim.

En veciz bir deyiş de Yunus hatırlatıyor bizlere “Yaratılanı sev yaratandan ötürü”. Öyle ki bu sevgiyle vatan kurtulmuş, annelerin sevgisi cenneti müjdelemiş, Leyla ile Mecnun yadigar kalmış bizlere. Sevgi varsa başarı vardır, zenginlik vardır.

Günümüzde iyileri tenzihle, bilhassa futbolumuzda makam, mevki, şöhret ve para hırsı var sadece. Argo bir tabirle insan onur ve şerefine hiç yakışmayan, ağza alınmayacak tezahüratlarla “Vur, kır, parçala, bu maçı kazan” sloganları ne yazık ki ulusal TV’ler ve yazılı medyada. Ne derseniz deyin hepsi maalesef yangına oksijen sıkıyorlar daha fazla kazanmak adına. Yazık, hem de çok yazık!

Spor; sevginin, hoşgörünün en yüksek makamı olmalıdır.

Madde ile manayı birlikte düşünmediğimiz sürece bencil ve bağnazlıkla hayatı kendimize adeta zehir ediyor, cumartesi ve pazarı arenalardaki gladyatörlerin mücadelelerine bırakıyor, biz de her yerde birbirimizi yiyoruz. Bence yaşadığımız bu cennet vatanın geleceğine ihanet ediyor, kötü tohumlar ekiyoruz.

Bu bağlamda bir hikaye ile yazıma son vermek istiyorum. Yaşlı adam kulübesinin önünde oturmuş, az ötede birlikte boğuşup duran iki köpeği izliyormuş. Köpeklerden biri beyaz, diğeri siyahtı ve on iki yaşındaki çocuk kendini bildi bileli o köpekler dedesinin kulübesinin önünde boğuşup duruyorlardı. Dedesinin sürekli göz önünde tuttuğu, yanından ayırmadığı iki iri köpekti bunlar… Çocuk kulübeyi korumak için, biri yeterli olacakken niye ötekinin olduğunu, hem niye renklerinin illa da siyah ve beyaz olduğunu anlamak istiyordu artık. O merakla sordu dedesine. Yaşlı adam bilgece bir gülümsemeyle torununun sırtını sıvazladı “Onlar bizim için bir simgedir evlat” dedi. “Neyin simgesi?” diye sordu çocuk. “İyiliğin ve kötülüğün simgesi” dedi dedesi.

“Şu gördüğün köpekler gibi iyilik ve kötülük içimizde sürekli mücadele eder durur. Onları seyrettikçe ben hep bunları düşünürüm. Onun için sürekli yanımda tutarım onları”. Çocuk sözün burasında mücadele varsa kazanan da olmalı diye düşündü ve her çocuğa nasip olmayan dikkatle sorularına bir yenisini ekledi “Peki sence hangisi kazanır bu mücadeleyi?” Bilge adam derin bir gülümsemeyle baktı torununa “Hangisi olacak evlat, ben hangisini beslersem o kazanır” dedi.

Sporumuz başta olmak üzere bundan dersler çıkarmamız gerekir diye düşünüyorum. Sizler ne dersiniz? Bu ülkede siyah köpek beslemeyi bıkarın artık ne olur! Aynı aileden, aynı sülaleden sarı lacivert, sarı kırmızı, siyah beyaz, bordo mavi ve tüm renklere gönül verenler sanki savaşa hazırlar. Durdurun bu vahşeti…

Bilmem anlatabildim mi?..

Bu yazı toplam 1787 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim