• BIST 96.400
  • Altın 144,302
  • Dolar 3,5616
  • Euro 4,0009
  • Kocaeli : 13 °C
  • İstanbul : 16 °C
  • Sakarya : 13 °C

“Önergeci” Milletvekili, Lütfü Türkkan…

M.Tanzer Ünal

Sonuna “cı”, “ci”, “cu”, cü” ekliyorlar…
Birlikte kullanıldığı kelimeye “meslek mensubu” anlamı kazandırıyor.
*Davul… Davulcu.
*Teneke… Tenekeci.
*Araba… Arabacı.
*Tesisat… Tesisatçı.
İki harfli bu ekler, yine kişilerin görüşleri konusunda da ipuçları veriyor.
*Ulusal… Ulusalcı.
*Milliyet… Milliyetçi.
*Türk… Türkçü.
*Din… Dinci.
********
Geçenlerde yazı işleri toplantısında sordum.
“Milletvekillerimizden en fazla önerge veren kim?”
Hep bir ağızdan “Lütfü Türkkan” dediler.
MHP Milletvekili Lütfü Türkkan…
Önerge vermede rekor kırdığı için, kendisine “Önergeci” sıfatını uygun gördük.
Türkkan, seçimlerden bu yana, yani 1. 5 yıl içinde 4’ü sözlü, 312’si yazılı, 141’i araştırma olmak üzere toplam 457 önerge vermiş.
Ayda ortalama 25 önerge…
Buna 11 gensoru ile 9 yasa teklifini de eklersek, Lütfü Türkkan’ın hemen hemen her gün “bir milletvekili faaliyeti” yaptığı ortaya çıkar.
Ehh, fena değil!
Ben gidip görmedim, ama görenler söylüyorlar, Lütfü Bey Meclis’teki odasında adeta “Önerge üretim merkezi” kurmuş.
Danışmanına konu başlığı verip “önerge” hazırlattırıyormuş.
Filanca sokaktaki çukur neden kapatılmadı, yaz bir önerge!
Şablon halinde düzenlendiğinden, önerge dediğin beş dakikada hazırlanıyormuş.
Aslında önerge vermek, muhalefet milletvekilleri için en kestirme ve en akıllı çalışma yöntemi…
Yaptırım güçleri olmadığından, başka ne yapacaklar ki?
Hiç olmazsa, “en fazla önerge veren milletvekillerinden biri” olarak Meclis kayıtlarına girerler.
Kim bilir, belki partisi MHP de, bu kayıtları kıstas alarak “Bizim milletvekili iyi çalışmış” diye not veriyordur.
********
Her milletvekilin “çalışma tarzı” başka başkadır.
Lütfü Türkkan da “önerge vermeyi”, çalışma tarzı olarak seçmiş.
Ne diyelim, hayırlı olsun!


Sevginizi saklamayın!
************
“Sevgililer Günü”ne iki gün kaldı.
İşte size, o günün anlam ve önemini belirten bir yazı…
Ahmet Akyol, yazıp göndermiş.
“Hayat doluydu, tüm dünyaya sevgiyle bakıyordu, uzun bir ömür vardı önünde, çok şey vardı yapmak istediği.
Ne var ki, doktorundan aldığı son haber tüm dünyasını kararttı.
Daha 18 yaşında olmasına rağmen, ölümcül bir hastalığın kucağına düşmüştü.
Önünde çok az bir yaşam kalmıştı.
Üzüntüden eve kapattı kendini.
Bir annesi, bir de kendisi vardı yaşamında…
Dünyaya küsmüştü…
Tüm arkadaşlarıyla irtibatını kesti, bir süre arkadaşları ısrarla aramayı sürdürdüler ama bir netice alamayınca, onlar da aramayı bıraktılar…
Bir gün, sıkıntıdan bunalmış halde dışarı attı kendini.
Bir süre sokaklarda dalgın dalgın dolaştı.
Deniz kenarına gitti, martıları seyretti.
Kıyıya çarpan dalgaların sesini dinledi.
Eve dönerken küçük bir kitapçı dükkânının vitrini ilgisini çekti.
Vitrindeki kitaplara öyle boş boş bakarken, dükkânda sadece bir kişinin olduğunu fark etti. Başka kimse yoktu. Kasada bir genç kız oturuyor, elindeki kitabı okuyordu.
Nasıl olduğunu anlayamadan, içeride buldu kendini.
Müşteriye gülümseyerek baktı, kasadaki genç kız.
Kızın gülümsemesi karşısında çarpılmışa döndü genç adam, bir an ne yapacağını bilemedi. Raftan rastgele bir kitap aldı, kasaya götürdü ve genç kıza uzattı.
Genç kız, kitabı alırken, delikanlının yüzüne dikkatle baktı ve elindeki kitap ile kasanın hemen arkasında bulunan küçük odaya girdi. Kısa bir süre sonra elinde küçük bir poşetle geri döndü. Kitabı küçük bir poşetin içine koymuştu.
Delikanlı, kendisine gülümseyerek bakan genç kızın gözlerinden gözlerini kaçırarak kitabın parasını ödedi ve kaçarcasına dışarı çıktı.
Eve gitti, kitap poşetini olduğu gibi odasındaki dolaba koydu.
Genç kızın bakışlarından o kadar etkilenmişti ki, tüm gece genç kızı rüyasında gördü.
Sabahı zor etti.
Ertesi günü tekrar aynı dükkâna gitti.
Genç kız gülümseyerek baktı ona, o gözlerini genç kızın bakışlarından kaçırarak raftan yine rastgele bir kitap aldı, getirip genç kıza verdi.
Genç kız da, kitabı alarak arka odaya gitti, kısa süre sonra bir poşetle geri geldi, kitabı yine bir poşete koymuştu.
Delikanlı yine kaçarcasına dükkândan çıktı, koşarcasına eve gitti, içi kaynıyor ne yapacağını bilemiyordu.
Bu durum birkaç gün üst üste aynı şekilde devam etti.
Annesi delikanlıda bir takım değişiklik olduğunun farkındaydı, sordu oğluna ne olduğunu?
Delikanlı, utana sıkıla genç kızı ve onu çok beğendiğini anlattı.
Annesi, bu ilgiyi genç kıza göstermesini, mutlaka bu duygularını ona söylemesi gerektiğini, söyledi.
Ertesi gün, delikanlı, genç kızla konuşmaya cesaret edemeyerek, düşüncelerini küçük bir nota yazdı, genç kızı çok beğendiğini, kendisiyle arkadaş olmak istediğini belirtti. Notun altına da adını ve telefon numarasını yazmayı unutmadı.
Dükkâna gitti, raftan yine rastgele bir kitap aldı ve genç kıza verdi.
Genç kız kitabı poşete koymak için arka tarafa geçtiğinde, elindeki notu, telefonun altına sıkıştırıverdi. Bir yandan da genç kız görecek diye ödü kopuyordu.
Genç kızın gülümseyerek verdiği poşeti aldı, oradan çıktı ve koşarak eve gitti.
Heyecan içinde genç kızın aramasını bekledi.
********
Aradan bir hafta geçti.
Evin telefonu çalınca, anne açtı telefonu.
Arayan kitapçıdaki genç kızdı, telefonun altındaki notu yeni bulduğunu söylüyordu.
Anne, genç kızı tanımıştı, tıpkı oğlunun anlattığı gibi sımsıcak, çok tatlı bir sesi vardı.
Birden ağlamaya başladı anne…
“Dört gün önce kaybettik oğlumu, cenazesini de evvelki gün kaldırdık” dedi.
Anne, oğlunun vefatından sonra bir çeki düzen vermek için odasına girdiğinde, dolaptaki kitap poşetlerini görmüş, içindeki kitapları çıkardığında da, her kitabın içinde, genç kızın yazdığı “sizi çok tatlı buluyor ve beğeniyorum, hadi beni bu akşam bir yere davet edin” tarzda yazılmış notlarını bulmuştu.
Anne, hıçkırıklar içinde, oğluna söylediğini genç kıza da söyledi,
“Ah yavrum, sevdiğinizi ne olur geciktirmeden, sevdiğinizin yüzüne söyleyin! Hayatta hiçbir istek ertelemeye gelmiyor!”

Bu yazı toplam 993 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim