• BIST 106.843
  • Altın 142,630
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • Kocaeli : 23 °C
  • İstanbul : 26 °C
  • Sakarya : 23 °C

"Örtünmenin siyaseti"

Banu Gürer

28 Şubat denilince akla ilk gelenlerden biri şüphesiz başörtüsü yasağı...
Çok tartışıldı, çok konuşuldu...
Hem de pek çok cepheden.
Kimileri başörtü takmayı "devlet otoritesine karşı gelmek" olarak tanımladı, kimileri "irticanın resmi" olarak...
Kimileri "bu kızların başörtüsünden kurtarılarak özgürleştirilmesi" gerektiğini savundu ve "dinin böyle bir kuralı olmadığına" dair fetvalar ilan edildi...
Kimileri ise "başörtüsüne müdahaleyi insan haklarına saldırı" olarak değerlendirdi... “Herkesin istediği gibi giyinme hakkı” bulunduğunu savundu…
Kimileri de "devletin zulmü" olarak değerlendirdi ve nihayetinde devletine küstü...
Maksadım o günleri tekrar anmak değil, zira bunun bir faydası olduğuna inanmıyorum.
Ancak başörtü serbestisine dair yapılan son düzenlemeler üzerine konuyla ilgili yazılan yazıların bir kısmı beni "hayrete düşürdüğü" için sizlerle ufak bir hususu paylaşmak istedim.
"Örtünmenin Siyaseti" isimli kitabı okuyanınız var mıdır bilmiyorum...
Yazarı Joan Wallach Scott.
Kitap Fransa'da başörtüsü yasağına dair uygulamaları Cezayirli göçmenlerin Fransa'daki durumları ve onlara karşı alınan tavırların bir yansıması bağlamında ele alması bakımından hayli dikkat çekici...
Ancak benim için asıl dikkat çekici yanı Fransa’da başörtü yasağını destekleyenlerin yasağın gerekliliğine dair ortaya koydukları argümanlar!
Öyle ki bunların arasında “kadının başörtüyle hapis tutulduğu ve özgürleştirilmesi gerektiğin”den tutun, “başörtüsünün devlete ve hatta modernizme bir başkaldırış olduğuna” kadar pek çok iddia ve savunma mevcut…
Yazar konuyu başörtüsünün bir imge olarak genelde Batı özelde ise Fransa’daki yerini sömürgelerle ilişkilerinden hareketle ırkçılık, sekülerizm, bireycilik gibi pek çok açıdan inceleyerek ele alırken şöyle bir tespitte de bulunuyor: “Örtü artık kuşatma ve kendine katma anlamlarını çağrıştırıyordu: Zorba erkekler kadınları örtünmeye zorlamaktaydı ve o örtü Fransa’nın İslamcılar tarafından ele geçirilişinin meşum bir işaretiydi.” (s. 89)
Ne kadar ilginç değil mi?
Zira bu argümanların hemen hemen hepsi, Türkiye’de başörtüsü yasağını savunanların ortaya koyduklarıyla neredeyse birebir aynı!
Fransa özelinde Batı’nın konuya bakışı beni şaşırtmıyor, çünkü bu bakışın altında yatan kendilerine has sebepleri var.
Fakat Türkiye’den konuya bakan birinin bu meseleye aynı biçimde yaklaşması, bir başka ifadeyle başörtüsünün anlamından bihaber olmasının mazereti nedir?!
Ben bulamıyorum.
Çünkü bu konuda konuşanların en azından konunun anlamını “doğru” biliyor olması, Türkiye’nin pek çok meselesinde olduğu gibi “ithal” kavram ve değerlendirmelerle meseleye bakmaktan uzak durması gerekir…
Bir başka ifadeyle Türkiye’deki bu tip meselelere Batı’nın kavram ve imgeleriyle bakamazsınız.
Bakarsanız toplumsal dokular farklı olduğu için sorunu da çözümü de yanlış tespit edersiniz…
Ve bunun sonucunda “yanlış anlamlandırmalarla” toplum arasında kutuplaşmalar meydana gelmesi de kaçınılmaz olur.
Asıl tartışılması gerekenler yerine suni ve yanlış gündemler oluşturmanın manası nedir?
Dolayısıyla dönüp dolaşıp aynı konuları aynı çıkmazda tartışmanın bize hiçbir faydası olmadığını artık “bazı aydınlarımızın” görmesinin zamanı geldi de geçiyor bile…
Değil mi?
Bu vesile ile mübarek Kurban Bayramınızı tebrik eder, Cenab-ı Haktan hayırlara vesile kılmasını niyaz ederim…

Bu yazı toplam 1184 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim