• BIST 107.206
  • Altın 142,796
  • Dolar 3,5533
  • Euro 4,1312
  • Kocaeli : 28 °C
  • İstanbul : 28 °C
  • Sakarya : 28 °C

PKK İLE MÜZAKERE SÜRECİNDE NE ÇÖZÜLDÜ?

Ruhittin Sönmez

 

 

 

Hükümet PKK ile yürüttüğü müzakerelere “çözüm süreci” adını vermişti.  “Çözüm Süreci’nin” neyi çözdüğünü gösteren gelişmeleri izliyoruz.

“Sürecin” başlangıcında Öcalan, “Silah değil, siyaset öne çıkıyor, silahlı unsurlarımızın sınır ötesine çekilmesi aşamasına gelinmiştir” diye açıklama yapmıştı.

PKK silahlı unsurları ne silah bıraktı ve ne de sınır dışına çıktı.

Üstelik PKK’nın Kandil’deki lideri Cemil Bayık, 22 Ekim 2013’te ve 3 Şubat 2014’te “Çekilen PKK’lıları geri göndermeye hazırlanıyoruz” diye açıklama yaptı.

PKK terör örgütü bu süreç içinde adam kaçırma, yol kesme, taciz ateşleri açma, güvenlik güçlerine karşı gelme, karakol ve yol inşaatlarına engel olma ve çocuk kaçırma eylemlerine devam etti.

Bu süreç içerisinde Türk Polisi karakoldan dışarı çıkartılmadı. Özel Harekât Polisleri bölgeden çekildi.

Resmi Dairelere bile Türk Bayrağı astırılmadı. Dağa taşa PKK paçavraları asıldı. PKK “şehitlikleri” kuruldu.

Diyarbakır Belediyesinde kurdurulan “Güvenlik Şirketine” PKK militanları dolduruldu. BDP/ PKK’lı Belediyelerin güvenlik işleri bu şirkete verildi. BDP/HDP/PKK kanadı binlerce kişilik silahlı resmi güce sahip oldu.

Kendi asayiş(!) güçlerini kurdular, yol kesip asayiş kontrolleri (!) yapmaktalar.

Devlete bağlı kalan çok sayıda korucu etkisiz hale getirildi.

Bölgede Kürtçe fiilen eğitim dili oldu, Türkçe konuşmayı yasakladılar. Kendi vergi toplama ve yargılama sistemlerini yürürlüğe koydular. Yani gerçek manada bir paralel devlet kurdular.

PKK’nın bölgede, yasama, yürütme ve yargı organlarını kurmasına ve bir devlet yapısı oluşturmasına ne hükümetten ve ne de Türk Silahlı Kuvvetleri’nden bir tepki yok.

İktidarın tek kaygısı, sözde “çözüm sürecine” zarar vermek istemediğini göstermek.

Süreç, bu paralel devletin finansmanı için kullanılan uyuşturucu, sigara ve petrol kaçakçılığı imkânlarını kolaylaştırdı.

Kaçakçılıktan elde edilen finansman ve vergi adı altında toplanan haraçlarla PKK daha modern silahlarla teçhiz edilerek, muhtemel çatışmalar için hazırlık yapmakta.

PKK insan kaynağını da artırdı. Dağa çıkma/ çıkarmalar devam ediyor. Güvenlik birimlerinin raporlarına göre  “çözüm sürecinin”  başından beri bu sayı 2 binin üzerine çıktı. Yani en az 2 bin ana daha ağlamakta.

PKK’nın yetişmiş militan kadrosu halen ağırlıklı olarak Suriye’de savaşıyor. Uzmanlar, dağ kadrolarındaki eksikliklerini çocuklarla gidermeye çalışan PKK’nın Suriye’deki savaş yavaşladığında Türkiye’ye yönelik ağır saldırılarının tekrar başlayabileceğine dikkat çekiyor.

Diyarbakır’da 11 ailenin “Çocuklarımızı bırakın” diye eylem yapmasıyla PKK’nın “çocuk kaçırmaları” gündeme gelebildi.

*****

CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİNİN SÜRECE ETKİSİ

PKK’nın bölgede fiili hâkimiyetini pekiştirdiği “çözüm sürecinin” koordinatörü Beşir Atalay’a göre “çözüm süreciyle ilgili en sağlam duran Ak Parti, hükümetimiz ve devletin tüm kurumlarıdır. Karşı tarafta inişler, çıkışlar oluyor.”

Başbakan Yardımcısı Atalay çok önemli bir haber verdi: “19 Mayıs'ta Sayın Başbakanımızın başkanlığında son dönemlerin en kritik toplantılarından birini yaptık. Daha somut, yeni bir yol haritasının üzerinde çalışılması, sonuca doğru daha hızlı adımlar atılması kararlaştırıldı."

Anlaşılan kamuoyu oluşturma çalışmaları ile “hazmettire hazmettire” yürütülmesi gereken projenin en önemli kısımlarına geçiş için şartlar yeterli hale gelmiş. Beşir Atalay “şu anda tüm kesimlerin desteğini alan bir çalışma bu. Şimdi, artık Türkiye'de bütün vatandaşlarımızın satın aldığı bir projedir bu” sözleriyle hükümetin bu kanaatini paylaşıyor.

Karşıtlarının “Vatan topraklarının satılması projesi” olarak nitelendirdiği bu proje için Başbakan Yardımcısının pazarlamacılık jargonunu kullanması dikkat çekici.

Her ne kadar benim ve benim gibi düşünenlerin desteğini almasa da, herhalde Beşir Atalay bizi vatandaştan saymıyor galiba. Esasen bu projeyi desteklemeyenlerin oranı bana göre “satın alanlardan” fazladır.

Ayrıca bırakın yüzde 43’ü, yüzde 60 bile desteklese bu projenin Türkiye için bölünme ve iç savaş riskini artırdığı gerçeğini değiştirmez.

Cumhurbaşkanlığı seçiminin hemen öncesi, hükümetin “daha somut, tarihleri belli, yeni bir yol haritasının” üzerinde çalışma yapılması, sonuca doğru daha hızlı adımlar atılması konusunda “siyaset kesimiyle” (HDP/BDP ile) görüşmelerimiz oldu” açıklaması çok önemli.

HDP/BDP oylarının Cumhurbaşkanlığı seçiminde anahtar rol oynayabileceğini gören (AKP’nin muhtemel Cumhurbaşkanı adayı) Tayyip Erdoğan bakalım HDP/BDP/PKK kanadına neler verecek?

Son seçimlerde AKP’den eksilip MHP’ye kayan oy miktarı 2,4 milyon yerine, 5 veya 8 milyon olsaydı bu tavizler verilebilir miydi?

*****

BU KİMİN VALİSİ?

Şırnak Valisi Hasan İpek, “Çözüm sürecini bu aşamaya getiren Başbakanımız Tayyip Erdoğan’ı ve bu konuda ciddi gayretleri olan Abdullah Öcalan’ı takdirle karşıladığımı belirtmek istiyorum” dedi.

Kendisini teröristbaşı ile aynı seviyede gösteren valisine Başbakan Erdoğan ne der bilemem. Ama terör örgütü liderini öven ve devletin haysiyetini yerlerde süründüren böyle birini vali olarak tutup tutmayacağını izleyeceğim.

*****

BAŞBAKAN PKK/BDP’YE KARŞI NEDEN SUSKUN?

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, PKK’nın kaçırdığı iddia edilen çocukların bırakılması için Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP) yardımcı olması çağrısı yaptı. Erdoğan, “Onları alıp gelmediğiniz takdirde B planımız C planımız devreye girer” dedi.

Ben bu konuşma üzerine “bir ülkenin Başbakanı terör örgütünün siyasi kanadından böyle himmet ister mi?” diye düşünürken hepimizi incitici bir şey daha oldu.

BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş “zaten onun B planı gidip Sayın Öcalan’a yalvarmak C planı ikinci defa gidip yalvarmak. Çünkü biliyor ki bu çözüm süreci onsuz yürümüyor. Bir Başbakan olarak senin dağdan çocukları indirmek için elinde bir projenin olması gerekmiyor mu?" diye sordu.

Benim bildiğim Erdoğan bu “densizliklere” gerekli cevabı verirdi. “Gezicilere”, “Pensilvanya’ya” , İsrail’e, Almanya’ya herkese ayar veren Başbakan bu konuda suskun. Acaba neden?

*****

SADİ SOMUNCUOĞLU’NUN UYARISI

Bölgede yaşanan son olaylar ışığında bir değerlendirme yapan tecrübeli siyaset ve devlet adamı Sadi Somuncuoğlu bakın ne diyor?

“Doğu ve Güneydoğu, göz göre göre gidiyor, sanki ülke sahipsiz. Bunların baş sorumlusu iktidar ‘uykuda’ desek, değil; çok ‘uyanık!’ Devletin gücü fazlasıyla var, ama ‘eli-kolu bağlanmış!’ Kısacası, iyi günlerde değiliz.”

Sadi Somuncuoğlu gibi kelimelerini kuyumcu terazisinde tartarak yazan bir olgun aydın, yazısının sonunda şu cümleyi neden kurmuş olabilir?

“Benim saf Türk Milletim düşün!  “Bölücü”den cumhura baş olur mu?”

Bu yazı toplam 1237 defa okunmuştur.
Okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz. Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kocaeli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : (0 262) 323 39 17-18-19 | Faks : (0 262) 322 75 55 | Haber Yazılımı: CM Bilişim